15 Şubat 2013 Cuma

Çölde Yaşayan Canlılar

Çölde Yaşayan Mucizevi Canlılar



Çölde yaşayan bir canlı için en büyük sorunlardan biri ne olabilir? Elbette su ihtiyacını karşılamak...Ne var ki Namib çölünde yaşayan stenocara böceği için bu durum pek de sorun oluşturmuyor. Böceğin sırtındaki özel dokular havadaki damlacıkları yakalıyor, yoğuşturuyor ve doğrudan canlının ağzına iletiyor! Bu sistem şimdi dünyanın kurak bölgelerinde yaşayan insanlara su sağlama projelerine ilham kaynağı oluyor.

Stenocaranın yaşadığı yer Güney Afrika'da bulunan Namib çölü. Bu çöl dünyanın en kurak alanlarından biri olarak gösteriliyor. Burada 60 dereceyi bulan gündüz sıcaklıklarının yanısıra esen sert rüzgarlar da yaşamı son derece zorlaştırıyor. Yağmur neredeyse hiç görülmüyor. Namib çölünde yaşayan canlılar için tek su kaynağı, ayın sadece 6 günü sabahları ortaya çıkan sis damlacıkları.

Bu çölde yaşayan az sayıdaki canlı türünü inceleyen Chris Lawrence ve Andrew Parker isimli İngiliz bilim adamları stenocara böceklerinin diğer türlere nazaran sıcaklarda daha hareketli olduğunu gördüler. Bir ekip çalışması sonucunda toplanan stenocara böcekleri Lawrence ve Parker tarafından da detaylı bir laboratuvar incelemesi tabi tutuldu. Böceğin mikroskop altında incelenen sırtında suyu şaşırtıcı bir şekilde yakalayıp hayvanın ağzına ileten özel bir tasarım olduğu ortaya çıkarıldı.
Harika sistem nasıl çalışıyor?

Stenocara böceğinin sırtında tepecikler bulunuyor. Ancak bu tepelerin zirveleri ve yamaçları arasındaki dokular birbirinden farklı özellikteler. Zirvelerin arasında uzanan yamaçlar ve vadiye benzeyen kanallar balmumu benzeri bir malzemeyle kaplılar. Bu malzemenin özelliği suyu iterek etkili bir şekilde iletmesi. Buna karşın zirvelerde bu malzemeden bulunmuyor. Bu yüzden zirveler suyu iten değil çeken bir özelliğe kavuşuyor. Havadaki su damlacıkları, camla temas eden su buharı gibi zirvelere yapışıp yoğuşuyorlar. Yapışan su miktarının artmasıyla birlikte ağırlığı da artan su damlacığı yamaçlara doğru kaymaya başlıyor. Yamaçlara geldiği anda bu defa suyu iten özellikte dokuyla karşılaşan su damlacığı bir teflon tavadaki su damlacığı gibi davranıyor ve kolayca kayıveriyor. Böceğin ağzına doğru ve birbirlerine paralel uzanan kanallar suyu etkili bir şekilde taşıyarak böceğin ağzına iletiyorlar. Bu kanallarda suyun akabilmesi, kanal yüzeyindeki gözle görülmeyecek kadar küçük tümseklere dayanıyor. Milimetrenin sadece 100.000 de biri çapında olan bu tümsekler engebeli bir arazi oluşturuyor. Yüzeyin kabartılı olması, su damlasının hareketini hızlandırıyor. Yüzeyle temas alanı azalan su damlacığı daha az bir sürtünme kuvvetine sahip oluyor ve hiçbir kayba uğramadan böceğin ağzına akıyor. Bu durumda böceğe ağzını açıp beklemekten başka birşey kalmıyor!

Bilim adamlarının Nature isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmasına göre, böceğin sırtında adeta bir mimari plan bulunuyor. Bilim adamları su damlasını etkileyen faktörler arasında matematiksel bir denklem bulunduğunu ortaya çıkardılar. Buna göre rüzgarın hızı, su damlacığının ideal büyüklüğü ve tepenin eğimindeki açı arasında özel bir denge kurulu. Yani tepelerin açısı biraz daha farklı olsa veya balmumuyla kaplı yüzey biraz daha dar olsa su böceğin ağzına akamadan buharlaşacaktı. Elbette böyle bir durumda böcek bu su toplama sisteminden mahrum kalacaktı.
Verimlilikte Mevcut Teknolojiyi İkiye Katlıyor

Bilimadamları bu küçücük böceğin sırtında bir mühendislik harikası bulunduğunu belirtiyorlar. Hatta günümüzde 22 ülkede kullanılan sis toplama ünitelerinden çok daha etkili olduğunun altını çiziyorlar. Yandaki resimde gördüğünüz ağ, sis bulutlarından içme suyu elde etmek için bilim adamlarınca tasarlanmış. Plastikten yapılma bu ağla karşılaşan sis bulutları ağla temas edince yoğuşup aşağıda kurulu borulara aktarılıyor ve evlere dağıtılıyorlar. Stenocara'nın su toplama sisteminin kaşifi olan Parker, stenocaranın sırtını taklit eden bir kaplama üreterek su toplama verimini ölçtü. Buna göre plastik sis toplama ağı metrekarede 13 litre toplarken stenocara tasarımı 23 litre su topluyor. Bu böcekteki mühendislik tasarımına hayran olan bilim adamları bu tasarımı taklit ederek üretebileceklerini bildiriyorlar.


Gündüz aşırı sıcak, gece ise dondurucu bir soğuk… Aylar boyu süren kuraklık ve son derece sınırlı beslenme imkanları...Böylesine ağır şartların hüküm sürdüğü çöllerde yaşamak son derece zordur. Ancak tüm bu zor koşullara rağmen, çölde yaşamını sürdüren pek çok canlı bulunmaktadır.

Çöller, çok az yağış alan kurak topraklardır ve yeryüzünde genelde büyük coğrafi alanları kaplarlar. Kuzey Afrika’daki Büyük Sahra Çölü, Güney Afrika’daki Kalahari Çölü, Asya’daki Gobi Çölü ve Güney Amerika’daki Atacama Çölü dünyadaki belli başlı çöllerdendir. Kurak bir iklime sahip olan çöllerdeki nem yetersizliği, günlük sıcaklık farkının artmasına zemin hazırlar. Öyle ki, çöllerde gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkının 50oC’yi bulduğu zamanlar görülmektedir. Yağmurun çok az yağdığı, aşırı sıcakların, kum fırtınalarının hüküm sürdüğü böyle bir ortamda, herhangi bir canlının uzun süre yaşaması çok zordur. Ancak çölde yaşayan canlılar incelendiğinde, bu zorlu ortama uygun, kendilerine has özelliklere sahip oldukları görülür. Yeryüzündeki bütün canlıları bulundukları ortama en uygun vücut sistemleriyle birlikte yaratan Yüce Rabbimiz, çöllerde yaşayan canlıları da bu ortamdaki zorlu koşullara uygun olarak yaratmıştır. Böylelikle çöl ortamının zorlu yaşam şartlarından etkilenmeyen çöl canlıları hayatlarını rahatlıkla sürdürebilmektedirler.

Bu canlılardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz:

Çöl Kekliği (Sandgrouse)

Sahara ve Kalahari Çöllerinde yaşayan çöl keklikleri, yiyeceklerini kumlardaki tohumları ve filizleri tarayarak elde ederler. Kahverengi, siyah, sarı, gri ve beyaz renklerdeki tüyleri, çöl kekliklerinin kolaylıkla kamufle olmalarını sağlar. Ayrıca bacaklarının üzerinde, onları gündüzleri çölün yakıcı sıcağından, geceleri de dondurucu soğuklardan koruyan tüyleri vardır. Oldukça güçlü kuşlar olan çöl keklikleri, çöl koşullarında günlük su ihtiyaçlarını karşılayacak suya ulaşmak için günde 121 km uçabilirler. Tüm su ihtiyaçlarını hiç ara vermeden su içerek karşılayabilirler. Bunun yanı sıra geri dönerken, göğüs tüylerini ıslatarak çöl koşullarında kalan yavrularına da su taşırlar.

Altın Renkli Köstebek (Golden Mole)

Altın renkli köstebekler, kum tepelerinde yaşamalarına rağmen çok nadir olarak görülürler. Yalnızca bazı geceler termit avlamak için dışarı çıkarak kendilerini tehlikeye atarlar.

Onsekiz ayrı türü bulunan altın renkli köstebeklerin hepsi Güney Afrika’da yaşamaktadır. Çöllerdeki kumluk ovalardan dağlık bölgelere kadar, çukur kazarak yuva yapabildikleri her yerde yaşarlar.

Bu köstebek türünün kumlarla uyumlu olan ve saklanmalarını kolaylaştıran altın sarısı ve gri tonlarında parlak tüyleri vardır. Yeraltında devam ettirdiği yaşamı nedeniyle görmeye ihtiyacı olmayan altın renkli köstebeklerin gözleri de bu nedenle tüylerle kaplıdır. Aynı zamanda görünürde kulakları da olmayan bu canlılar, buna rağmen çok hassas bir duyma yeteneğine sahiptirler. Kumda bulunan böcek ve kertenkelelerin çıkardığı sesleri dinler ve güçlü ayaklarıyla avlarını yakalarlar.

Altın renkli köstebeklerin karşılaştıkları en büyük zorluklardan biri ise kayan kumlardır. Fakat güçlü ve sert burunları sayesinde kayan kumları yararak, kumun içinde adeta yüzerler.

Özel Bir Canlı: Deve

Develeri “özel birer canlı” yapan özellikleri, en ağır şartlardan bile etkilenmeyen vücut yapılarıdır. Sırtlarında yüzlerce kg ağırlık taşıyarak, açlık ve susuzluğa dayanıp günlerce yol katedebilirler.

Develerin bütün vücudunu kaplayan sık tüyler, çölün yakıcı güneşinin derilerine ulaşmasına engel olur. Bu tüyler, aynı zamanda soğukta da hayvanın vücudunun ısınmasını sağlar.

70oC’lik sıcaklıktan etkilenmeyen çöl develerinin gözlerinde iki kat kirpik bulunur. Kirpikler, kapan gibi içiçe geçerek, gözü şiddetli kum fırtınalarına karşı tam bir korumaya alır. Bunun yanında, develer burun deliklerini de kum girmesini engellemek için kapatabilirler.

Hayvanların çoğu, böbreklerinde biriken üre kana karıştığı anda zehirlenerek ölür. Oysa develer, vücutlarında oluşan üreyi defalarca karaciğerlerinden geçirerek, sudan ve besinlerden maksimum derecede istifade edebilmektedirler.

Develerin kan ve hücre yapısı da, çöl şartlarında uzun süre susuz yaşayabilmelerini sağlayabilecek şekildedir. Bu canlıların vücutlarındaki hücre duvarları, hücrelerinin fazla su kaybetmesini engelleyecek bir yapıdadır. Kan yapısı ise, devenin vücudunda su minimuma indiğinde bile kan akışında bir ağırlaşmaya olanak vermeyecek biçimdedir. Ayrıca kanında, susuzluğa dayanıklılığı arttıran albümin enzimi, diğer canlılardan daha fazla miktarda bulunmaktadır.

Develerin bu koşullarda yaşayabilmelerine yardımcı olan bir başka destekleyicileri de hörgüçleridir. Hörgüçlerde vücut ağırlığının beşte biri kadar yağ depo edilmiştir. Devenin vücudunda yağın tek bir noktada toplanması, vücudun -yağa bağlı olarak- her yerinden yoğun oranda su atılmasını engeller. Bu da devenin suyu minimum oranda kullanmasını sağlar.

Bir hörgüçlü deve, normalde günde 30-50 kg besin alabilirken, zor şartlarda günde sadece 2 kg kuru otla bir ay boyunca yaşayabilmektedir. Devenin ağız ve dudak yapısı, bir ayakkabı köselesini delecek kadar sivri dikenleri bile rahatlıkla yiyebileceği şekildedir. Dört yüzlü midesi ve sindirim sistemi ise herşeyi öğütebilecek kadar güçlüdür. Öyle ki deve, normalde yiyecek sınıfına girmeyen kauçuk gibi maddelerden bile istifade edebilir.

Kuşkusuz kurak ortamlarda develerin hayatlarını kolaylaştıracak son derece önemli özelliklere sahip olmaları oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Nitekim Kuran’daki birçok ayette, Allah’ın her yarattığının bir ayet, bir başka ifadeyle, ‘bir delil ve ibret’ olduğuna dikkat çekilmektedir. Yüce Allah, devenin yaratılışındaki mükemmelliği bir ayette şu şekilde bildirmiştir:

“Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl oturtulup- kuruldu? Yere; nasıl yayılıp-döşendi? Artık sen, öğüt verip -hatırlat. Sen, yalnızca öğüt verici, bir hatırlatıcısın.” (Ğaşiye Suresi, 17-21)

En Küçük Tilki Türü: Fennec Tilkisi

Çölde yaşayan canlılardan biri olan krem renkli fennec tilkileri, Afrika ve Arabistan’ın kumlu çöllerinde yaşarlar. Tilki ailesinin en küçük bireyleri olan bu canlılar, çok büyük kulaklara sahiptirler. Bu büyük kulaklar sadece avlarının yerini tespit etmeye yaramakla kalmaz, aynı zamanda vücut sıcaklığının dışarı atılmasını sağlayan birer soğutucu işlevi görür.

Fennec tilkileri, böcek, kertenkele ve küçük kemirgenleri avlamak için gece olmasını beklerler. Çöl sıcaklarının hakim olduğu gündüz saatleri boyunca da kumda kazdıkları çukurlarda saklanırlar.

Kızıl kahve tonlarında kürkleri ve gür siyah tüylü kuyrukları olan Fennec tilkilerinin pençeleri de zorlu çöl koşullarında yaşamaları için en uygun şekilde yaratılmıştır. Pençelerinde bulunan tüylü taban sayesinde, kumda koşarken çok daha kolay tutunabilirler.

Addax Antilopları

Bir tür antilop olan Addaxlar, Sahara Çölü’nde yaşamaktadırlar. Soluk kum rengindeki bu hayvanlar, hızlı koşamamalarına rağmen, sağlam ve güçlü tırnakları sayesinde kumda kolaylıkla hareket edebilirler.

Addaxların çöl koşullarına uyumunu sağlayan önemli özelliklerinden biri de, devekuşları gibi su içmemeleri dir. Suya olan ihtiyaçlarını, yedikleri çöl otlarından karşılarlar. Bu canlılar, çöl ortamında uzak mesafelerdeki besinleri bulma konusunda mucizevi bir yeteneğe sahiptirler. Ayrıca yalnızca geceleri yemek yemeleri de oldukça dikkat çekicidir. Çünkü Addaxlar, çöl bitkilerinin geceleri havadaki nemi topladıklarını adeta bilirmişcesine, bu bitkileri geceleri yemeyi tercih etmektedirler. Elbette Addaxların böyle bir davranışta bulunmaları, Yüce Rabbimiz’in bu canlılara ilham ettiği bir davranıştır.

Darkling Böcekleri

Bu böcek türü, deniz kenarında yer alan Namib Çölü’nde yaşamaktadır. Namib Çölü’nde yaşayan tüm canlıların su kaynağı, okyanus üzerinden gelen sis bulutudur. Darkling böcekleri de su elde etmek için öncelikle kum tepelerinin en yüksek noktasına çıkar, orada vücutlarının arka kısmını havaya kaldırarak kabuklarının üzerinde çiğ tanelerinin birikmesini sağlarlar. Daha sonra ağızlarına doğru süzülen bu suyu içerek su ihtiyaçlarını gidermiş olurlar.

Kabuklarının üzerinde su kaybetmelerini engelleyen özel bir su geçirmez katman bulunan bu böcekler, aynı zamanda uzun bacaklara sahiptirler. Bu uzun bacakları sayesinde gövdelerinin kızgın kumlara değmesini engellemiş olurlar. Ayrıca çölün en kızgın kısımlarında soluk bir renge bürünerek, yakıcı güneş ışınlarının etkisini azaltırlar.

Devekuşu

Sonsuz ilim sahibi Rabbimiz’in çöl koşullarına uyumlu olarak yarattığı bir diğer canlı türü olan devekuşu, dünyadaki en iri kuş cinsidir. Boyları 2,75 m.’ye kadar ulaşabilmektedir. Uçamamalarına rağmen çok güçlü olan bacakları sayesinde hızları saatte 65 km/s.’yi bulur. Tehlike anında ise hızları 90 km/s.’ye kadar çıkabilmektedir.

Devekuşları, çölün oldukça zorlu olan koşullarına - özellikle kuraklığa- kolayca uyum sağlayabilirler. Su gereksinimlerini yedikleri yiyeceklerden kendileri karşılarlar. Bu nedenle ayrıca su içmeye ihtiyaç duymazlar. Bu da çölün kurak ikliminde onlara oldukça büyük bir kolaylık sağlamaktadır.

56oC sıcaklığa kadar dayanabilen devekuşlarının gagalarının uzunluğu 13 cm’yi bulabilmektedir. Hem ot hem et yiyebilen devekuşları, aynı zamanda bazı omurgasız hayvanları da yiyebilirler. Ağızlarında ise hiç dişleri yoktur. Dişleri olmadığı için sindirimlerini günde yaklaşık olarak 1,5 kg taş yiyerek kolaylaştırmaya çalışırlar.

Çok iyi bir görme açısına ve uzun bir boya sahip olmaları sayesinde, çevreyi tarayarak en küçük bir tehlikeyi bile görürler. Gözlerinin sahip olduğu keskin görüş, 1500-1600 metre uzaklıktaki bir kesme şeker tanesini bile rahatlıkla görmelerini sağlar. Bununla birlikte, devekuşlarının gözleri, çöl ortamında meydana gelen kum fırtınalarından iki adet göz kapağı ile korunmaktadır. Bu korumanın yanı sıra gözlerini hem kumdan koruyan, hem de her yeri görmesini sağlayan ve içerden dışarıya hareket eden, kompleks bir göz kırpma zarları vardır.

Devekuşunun bulunduğu ortama en uygun özelliklere sahip olması, Yüce Allah’ın eşsiz yaratılış delillerinden yalnızca biridir. Yüce Rabbimiz, canlılardaki mucizevi özellikleri kullarına şöyle bildirmektedir:

“Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır...” (Mü’minun Suresi, 2)

Oryx Antilopları

Addaxlar gibi bir tür antilop olan Oryxler, Afrika’da yaşamaktadırlar. Bu canlılar, bir metreden daha fazla bir uzunluğa sahip olabilen etkileyici boynuzları sayesinde kendilerini korurlar.

Oryx sürüleri, çöl fırtınalarından sonra çıkan taze yeşil otlardan bulabilmek için oldukça uzun mesafeler katedebilirler. Ayrıca sahip oldukları beyaz renk, güneş ışınlarını yansıtarak onların güneşin yakıcı sıcaklığından korunmalarını sağlar. Ayrıca Yüce Rabbimiz’in verdiği üstün bir özelliğe sahip olan Oryxler, 56oC’ye çıkabilen vücut sıcaklıkları sayesinde aşırı sıcak ve kuraklıkla mücadele edebilirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder