8 Aralık 2014 Pazartesi

Ortaçağ Hakkında 10 Efsane

Ortaçağ, Kavimler göçü ile İstanbul’un fethine kadar süren zaman dilimini kapsamaktadır. 5.yy’dan 16.yy’a kadar olan bir dönemi kapsayan ortaçağ toplamda 1,100 yıl sürmüştür. Ortaçağ Avrupa tarihinin 3 bölüme ayrılışının ortada kalan kısmına denir. Ortaçağ’dan sonraki kısım Modern Zamanlar, önceki kısım da Antik Çağ zamanlarıdır. Günümüzde Orta Çağ hakkında bildiğimiz bir çok bilgi aslında sadece birer efsaneden ibaret. Bu liste Ortaçağ için  ortaya atılan efsaneler ve onların gerçek versiyonlarıyla ilgili.
10
İdam Cezası
Efsane: Ortaçağ ‘da idam cezaları oldukça yaygındı
Birçok insan ortaçağ’da idam cezalarının yaygın olduğunu düşünmesine rağmen , Ortaçağ ilk jüri sistemine ve yargılamaya geçiş dönemini temsil eder. Aksine Ortaçağ’da idam cezaları sadece ağır cezalar işlemiş olanlar için bir cezalandırma yoluydu (cinayet, kundakçılık, hainlik). Hatta idam cezası Boleyn kızı I. Elizabeth ‘in 16. yy.’da kraliçe olmasıyla daha çok yaygınlaştı. 1. Elizabeth, idam cezasını Protestan olmayanları cezalandırmak için kullanıyordu. Ayrıca o dönemlerde idam cezaları , filmlerde izlediklerimizin aksine toplum içinde kafa kesme şeklinde yapılmıyordu, en yaygın yöntem cezalının asılmasıydı. Yakma, çok ender olarak kullanılıyor, ancak asılan insanlar daha sonra yakılıyorlardı.
9
Kilitli İncil
Efsane: Ortaçağ’da incil halktan saklanıyordu.
Gutenberg’e kadar Ortaçağ boyunca tüm belgeler elle yazılmak zorundaydı. Bu iş oldukça zahmetli bir işti ve incil gibi uzun bir kitabın yazılması aylar alıyordu. Bu kitaplar  güvenli olması açısından papazlara veriliyor, papazlar da İncili  manastırda saklıyorlardı. Bu kitaplar , oldukça değerliydiler, ve her kilisede halkla paylaşılması için mutlaka 1 incilin bulunması gerekiyordu. Bu nedenle incil manastırda kilit altında tutuluyordu. Ancak incilin kilit altında tutuluyor olmasının nedeni onu halktan saklamak değildi, aksine kiliseye gelen halkı incil konusunda bilgilendirmek için kilise incili garanti altına almıştı. O dönem okuma yazma bilmeyen insanların da çoğunlukta olduğu düşünülürse , bir çok insan hergün kiliseye gelip, incili papazdan dinlemekle yetinmek zorundaydı. O dönemde incilin çok az sayıda kopyası olduğundan dolayı sadece Katolik kilisesi değil, protestan kilisesi de incili kilit altında bulundurmak zorundaydı.Kaynak
8
Halk Açlıktan ve Sefaletten Ölüyor muydu?
Efsane: Köylüler yoksuldu ve açlıktan ölüyorlardı
Bu tamamen yanlıştır. Ortaçağ’da köylülere hergün yulaf ezmesi, ekmek ve bira veriliyordu. Ayrıca hergün et, peynir, meyve ve sebzelerden yiyebilme şansına da sahiptiler. Tavuk, ördek, kaz, güversin ve diğer kümes hayvanlarını köylülerin akşam yemek  sofralarında görmek pek olağan birşey değildi. Ayrıca bazı köylüler kendi arılarından kendi ballarını üretilme özgürlüğüne bile sahiptiler. Bana soracak olursanız Mc Donald’sı mı yoksa Ortaçağ köylü sofralarını mı tercih edersin diye seçimim kensinlikle daha sağlıklı ve asla fakir gözükmeyen köylü sofralarından yana olacaktır. Ortaçağ’a bakıldığında o dönemde insanların sebze ve meyvelere daha düşkün olduğu daha sonraları ise ete olan düşkünlerinin arttığı gözüküyor. İngilizce ancak Wikipedia’da bu konuda ilginç bir makale bulunuyor. Öğrenmek için
7
Saman Çatılar
Efsane: Köylülerin evlerinin çatıları samandan yapılmıştı ve hayvanları burada yaşıyorlardı
Ortaçağ yapılarına baktığımız zaman, o dönem evlerin çatıları sıkı hasırlarla örülmüştür. Yani sanılanın aksine evlerin tepesine bir tomar saman atılmamıştır. Ayrıca Ortaçağ’da saman çatılar sadece köyülere ait evlerde değil, kalelerde ve soyluların evlerinde de kullanılıyordu. Şuanda halen birçok İngiliz köyünde çatılar samandan yapılmakta ve bu şekilde kullanılmaktadır.
6
Kokan İnsanlar
Efsane:Ortaçağ’da insanlar banyo yapmıyorlar, bu yüzden de kokuyorlardı
Ortaçağ’da kiliseler tütsü yakıyorlardı. Aslında efsane de işte tam olarak burdan çıkıyor. Bildiğiniz gibi tütsü pis kokuları içine çeker. Ancak kilisenin tütsü yakmasının nedeni sanılanın aksine pis insan kokusunda değil, sadece kilisenin günlük ritüelinden kaynaklanıyordu. Aslında tütsü ritüeli kiliseye, yahudilerden geçmiş bir alışkanlıktı. Yahudiler kendilerini tanrıya sunarlarken tütsü yakıyorlardı. Kokma konusuna geri dönecek olursak; OrtaÇağ’da her kasabada banyo evleri bulunuyordu. Hijyen ve temizlik sanılanın aksine çok önemliydi. Bazı insanlar hergün, bazıları da daha az yıkanıyolardı. Sıcak suları vardı. Fransızlar bu dönemi latince şu şekilde açıklıyorlardı: Venari, ludere, lavari, bibere; Hoc est vivere! (avlan, oyna, yıkan, iç… işte hayat bu!)
5
Köylülerin Hayatı
Efsane: Köylüler en ağır işi yapan kısımdı.
Ortaçağ’da yiyecek sağlamanın tek şartı toprağı biçmekti. Onun dışında dini ve dini olmayan birçok festival ve kutlamaları oluyordu. Bu kutlamalarda da dans ediyorlar, içiyorlar ve oyun oynuyorlardı. Ozamanlarda oynanan birçok oyun halen oynanıyor (satranç, dama vs). Evet bunlar belki playstation  kadar zevkli olmayabilir. Ancak köyülülerin çok ağır şartlarda yaşamadıklarını da tahmin etmemiz çok zor olmasa gerek.
4
Heryerde Şiddet
Efsane: Ortaçağ’da heryerde şiddet vardı
Tabiki Ortaçağ’da da şiddet yaşanıyordu(Herzaman yaşandığı gibi) Ama o dönemde yaşanan şiddetle modern zamanların şiddeti kıyas bile kabul edilemezdi (Stalin, Hitler, Mao). Yine filmlerde gördüğümüzün aksine Engizizasyon mahkemesinin kararları, modern zamanların soykırımları ve seri katilleri kadar vahşet içermiyordu. Biraz ironik ama Bunların hepsi “Aydınlanma” ile ortaya  çıkan kavramlardır. Ortaçağ döneminde sadece kayıtlı 2 seri katil olayı ortaya çıkmıştı (Elizabeth Bathory ve Gilles de Rais). Burdan da anlaşılabileceği gibi Engizizasyon mahkemeleri çok az ölüm kararı veriyordu. Kayıtlarda 160 yıl içerisinde 45.000 davadan sadece 826 tanesi idam cezası almıştı.
3
Ezilen Kadınlar
Efsane: Kadınlar Ortaçağ’da eziliyorlardı.
1960′lı ve 70′li yıllarda OrtaÇağ’da kadınların eziliyor olma fikri oldukça popüler bir yaklaşımdı. Ancak bu doğru değildi. 1400′lü yıllarda yaşamış olan Jan Dark adındaki genç Fransız Katolik Azizesi Fransız ordusunun başındaydı. İngilizlere karşı Fransızları koruyan Jan Dark , ölümünden tam 5 yüzyıl sonra azize ilan edilmiş olsa da o dönemde bir ülkenin ordusunun başında bir kadının oluyor olması , kadınların Ortaçağ döneminde ezilmediğinin en büyük göstergesi olmalı. Ayrıca o dönemde yine çok yönlü kişiliğiyle azize ilan edilen Hildegard von Bingen’ı da unutmamak gerekiyor. Hildegard von Bingen o dönemde kadınların seks hayatları hakkında yaptığı çarpıcı açıklamaları ve besteleri ile de çok önemli bir kişi sayılmaktadır.Kaynak
2
Dünya Yuvarlak değil, Düzdür
Efsane: Ortaçağ’da insanlar dünya’nın şeklinin düz olduğuna inanıyorlar ve Dünya merkezli bir güneş sistemi modeline inanılıyordu
İnsanlar dünya’nın evrenin merkezinde de olduğuna inanmıyorlardı. İncil’e göre güneş sabit duruyordu, dünya’nın şekli de düz tepsi şeklindeydi. Bunun aksini düşünenler ve söyleyenlerin cezası ateşte yakılmaktı. Ölümcül bir hastalığa yakalanan Kopernik’in artık kiliseden korkusu kalmadığı için teorisini Papaya açıklamaya karar verdi. 1540 yılında Kopernik’in güneş’in sabit durmadığı hakkındaki teorisi kitap olarak basıldı. Böylece Batlamyus’un Güneş’in sabit durma teorisi de geçerliliğini yitirmiş oldu. Kaynak
1
Cahil ve Bilgisiz
Efsane: Ortaçağ’da insanlar cahil ve bilgisizlerdi
Amerikan filmlerine ne kadar teşekkür etsek az. Sayelerinde hepimiz Ortaçağ insanlarının  cahil ve bilgisiz olduğunu düşünüyoruz. Aslında bu da efsaneden başka birşey değil. Aslında Ortaçağ’da müzik, edebiyat, resim alanında çok başarılı işler çıkartılmıştı.Boethius, Boccaccio, Dante, Petrarch, ve Machiavelli buna verilebilecek en iyi örnekler. Evet o dönemde kullanılan ilaçlar ilkel ilaçlardı ancak günümüz teknolojilerinin tohumları ta ozamandan atılmışlardı.

http://www.listemiste.com/ortacag-hakkinda-10-efsane.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder