10 Temmuz 2015 Cuma

Ahde Vefa

Ahde Vefa

Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki
-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.
Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:
-Söyledikleri doğrumu diye sorar.
Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:
-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :
-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin...
Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin'de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.
Hz Ömer dayanamaz derki:
-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,
-Bu zat benim yerime kalır, o zat Hz peygamber (s.a.v) efendimizin en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelen Amr ibni Asr' dan başkası değildir. Hz Ömer Amr 'a dönerek
-Ey amr delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabi:
-Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr ibni Asr'a verilecek idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.
Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,
-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.
Hz Amr ibni Asr ise tam bir teslimiyet içerisinde derki,
-Biz de sözümüzün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.
Hz Ömer gence dönerek derki,
-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.
Genç vakurla başını kaldırır ve:
-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.
Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr ibni Asr'a derki,
-Ey amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?
Amr ibni Asr :
-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.
Sıra gençlere gelir derlerki,
-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :
-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?
Gençlerin cevabı dehşetlidir :
- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.

27 Haziran 2015 Cumartesi

Kıyamet Nasıl ve Ne zaman Kopacak, İnsanlığa Ne Olacak? İşte 4 Bilimsel Teori

Kıyamet Nasıl ve Ne zaman Kopacak, İnsanlığa Ne Olacak? İşte 4 Bilimsel Teori



Kıyamet Nasıl ve Ne zaman Kopacak İşte 4 Bilimsel Teori

Bilim adamları kıyametin kopacağından emin. Ancak olacak olan tüm felaketlerin ne zaman ve nasıl olacağından çok emin değiller. Bu konuda her bilim insanının yaptığı gibi kuramlar, teoremler, tez ve anti tezler ileri sürüyorlar. Kıyamet teorileri sadece dünyanın yok olmasına odaklanmıyorlar. Evrenin değişimi ile beraber yaşanacak olan geniş bir yıkımdan bahsediyorlar. Bunu kelebek etkisi olarak görmek de mümkün.
Geçtiğimiz hafta kıyamet teorileri yeniden gözden geçirildi. Bu teoriler dünyanın ve evrenin nasıl yok olacağı hakkında ilginç ancak bir o kadar da ürkütücü sonuçları göz önüne seriyorlar. İnsan ırkının ve bilinen tüm evrenin yok oluşuna dair teoriler şöyle sıralanıyorlar.

Büyük Donma

Teorilerden biri şöyle; evrenin sonu ile ilgili ilk ipucu termodinamiğe, yani ısı devinim bilimine dayanıyor. Ancak dünyanın ısıya dayalı yok oluşundan, ateşte yanıp kavrulmasından, dev patlamalardan bahsedilmiyor. Yani bu teoriden Hollywoodvari bir kıyamet  anlaşılmamalı. Tersine ısı farklarının ölümü olarak teorilendirilmiş. Bu kulağa daha az korkunç gelse de, aslında ısı ölümü yanıp kül olmaktan çok daha kötü. Çünkü hayattaki her şey ısı farklılığına ihtiyaç duyuyor. Örneğin arabanın çalışması için motorun içinin dışından daha sıcak olması gerekiyor. Yediğimiz besinler güneş ile evrenin diğer kısımları arasındaki büyük ısı farkı nedeniyle var olabiliyorlar. Evrende ısı ölümü baş gösterdiğinde her yerde, her şey aynı ısıda olacak. Tüm yıldızlar ölecek, her madde çürüyecek, geriye parçacıklardan ve radyasyondan oluşan seyrek bir çökelti kalacak. Hatta bu kalıntılar da evrenin genişlemesi nedeniyle zamanla son bulacaklar, her şey hemen hemen sıfıra indirgenmiş olacak.
"Büyük Donma" sonunda evren, her yanı soğumuş, ölü ve boş bir hale gelecek. 1800’lerde termodinamik bilimi geliştikten sonra, evrenin ancak bu şekilde sona ereceği düşünülüyordu. Fakat 100 yıl önce Albert Einstein’in geliştirdiği genel izafiyet teorisi evren için daha kötü bir son öngörüyor.

İzafiyet teorisine göre Büyük Çöküş


Büyük Çöküş
Einstein’ın genel izafiyet teorisi, madde ve enerjinin uzayı ve zamanı yamultup çarpıttığını ifade eder. Uzay-zaman ve madde-enerji arasındaki bu ilişki tüm evren için geçerlidir. Birbirlerinden zincirleme reaksiyonlarla etkilenirler. Einstein’a göre evrendeki tüm maddeler, evrenin kaderini belirleyecek tek unsur.
Bu teoriye göre evren bir bütün olarak ya genişliyor ya da daralıyor; aynı büyüklükte kalmıyor. 1917’de bu sonuca varan Einstein, kendi teorisine inanmakta aslında zorluk çekiyordu. Ancak, 1929’da Amerikan gökbilimci Edwin Hubble, evrenin genişlediğine dair delilleri ortaya koydu. Eğer evren genişliyorsa aslında bir zamanlar daha küçük olmalıydı. Buna dayanarak Büyük Patlama teorisi ortaya çıktı. Bu teoriye göre, bir zamanlar inanılmaz küçük olan evren kısa sürede büyümüştü. Büyük Patlamadan geriye kalan parıltıyı bugün bile kozmik mikrodalgalarla arka planda görmek mümkün olabiliyor. Bu noktada evrenin sonu basit bir soruya bağlı, "Evren genişlemeye devam ediyor. Peki ama, bu genişleme ne kadar hızlı gerçekleşiyor?" Teorisyenler cevabı şöyle veriyorlar. Evren ışık ve maddelerle dolu. Bunlara "şey" adı veriliyor. Bunlar yıldızlar, gök taşları, galaksiler ve everni oluşturan her şey olarak açıklanabilir. Bu şeylerin miktarı kritik eşiği geçmediği sürece evren sonsuza kadar genişlemeye devam edecek ve sonunda ısı ölümüyle donma noktasına gelip yok olacak.
Fakat evrende bilinenden daha çok "şey" varsa, bu genişleme yavaşlayacak ve son bulacak. Sonra evren aksi istikamette, giderek küçülmeye başlayacak, ısınacak, yoğunlaşacak ve kendi içine çökecek, yani Büyük Patlamanın tersine Büyük Çöküş yaşanacak.

Evrende şaşırtıcı değişiklik


Evrende şaşırtıcı değişiklik
20. yüzyılın büyük bölümünde astrofizikçiler bu senaryoların hangisinin gerçekleşebileceğini bir türlü kestiremiyorlardı. Bunun için uzayda ne kadar şey olduğunu tespit etmeye çalıştılar. O kritik eşiğe çok yakın olduğumuz sonucuna vardılar. Yani evrenin sonu belirsizliğini koruyordu.
Ancak, 20. yüzyıl sonunda durum değişti. 1998’de birbiriyle rekabet halinde olan iki ayrı astrofizik ekibi şaşırtıcı bir açıklama yaptılar. Onlara göre  evrenin genişlemesi hızlanıyordu. Normal madde ve enerji evrenin bu şekilde davranmasına yol açmamalıydı. Bu durum "karanlık madde" (dark matter) olarak ifade edilen yeni bir enerji türünün varlığını bilim kitaplarına soktu.
Karanlık madde, yayılabilen sübjektif bir enerji yoğunluğuydu ve evreni sürekli genişletiyordu. Karanlık maddenin ne olduğu konusunda henüz fazla bir şey bilinmiyor, ama evrendeki şeylerin yüzde 70’inin karanlık madde olduğu ve bu oranın giderek arttığı ölçümlenebiliyor. Bilim adamları karanlık maddenin tüm evreni kapsadığını ve giderek büyüdüğünü keşfettiler. Karanlık maddenin varlığı, evrendeki şeylerin miktarının onun nihai kaderini belirlemeyeceğini gösteriyor. Çünkü sanılan akine evreni bu karanlık madde ve yaydığı enerji kontrol ediyor ve genişlemesini sürekli hızlandırıyor. Bu durum Büyük Çöküş senaryosunu devre dışı bırakıyor.
Fakat bu teori hala Büyük Donmanın kaçınılmaz olması anlamına gelmiyor. Başka olasılıklar da mümkün.

Büyük Değişim


Büyük Değişim
Evrenin sonu ile ilgili ileri sürülen bir başka teori ise evrenin değil de atom altı parçacıkların incelenmesiyle ortaya atıldı. Yani işin çekirdeğine iniildi ve evren ile empati kurulmaya çalışıldı. Daha çok bilim kurgu hikayelerini andıran bu teori evrenin sonuna dair en tuhaf öngörülerden biri olarak nitelendiriliyor.
Teori şöyle açıklanabilir; saf suyu tertemiz bir cam bardağa koyup, santrifüj makinasında döndürerek sıfırın altı bir dereceye kadar soğutursanız, su donma noktasının altında bile süper soğuk bir halde sıvı olarak kalmaya devam eder. Suda herhangi bir parçacık olmadığı ve bardakta da pürüz bulunmadığı için buzun oluşması da mümkün olmaz. Fakat bu bardağa bir tane buz kristali bıraktığınızda su hızla donar. Hareketinin manası kalmaz.
Aynı şey uzayda da olabilir. Kuantum fiziğine göre, tümüyle bol bir vakumda az da olsa bir miktar enerji bulunabiliyor. Fakat daha az enerjisi olan başka bir vakum ile karşılaştığında sonuç felaket olabiliyor. Yani evren örnekte anlattığımız bir bardak süper soğuk su gibi, ancak daha az enerjili vakum ortaya çıkana kadar varlığını sürdürebiliyor.
Yine kuantum fiziğine göre, daha düşük enerjili bir vakum evrende var ise, bir gün evrende bir yerde ortaya çıkabilir ve aynı su deneyinde olduğu gibi doğal oluşumu yok edebilir. Bu Büyük Değişimde insanlar, gezegenler ve hatta yıldızlar yok olacaklar. Bu değişimin ardından karanlık enerji de muhtemelen farklı hareket ederek, evrenin genişlemesini hızlandırma yerine evreni kendi içine doğru emerek Büyük Çöküşe yol açacak.

Büyük Parçalanma


Büyük Parçalanma
Dördüncü ihtimal ise yine karanlık madde ve enerjiyle ilgili. Bu teori biraz ihtimal dışı görülse de henüz tümüyle bir antitez oluşturulmuş değil.  Büyük Parçalanma teorisine göre karanlık madde sandığımızdan daha güçlü bir enerjiye sahip olabilir ve Büyük Değişim, Büyük Donma ya da Büyük Çökme olmadan da kendi başına evrene son verebilir.
Karanlık maddenin ilginç bir özelliği var. Evren genişledikçe yoğunluğu sabit kalıyor. Yani hacmi artan evrende aynı yoğunluğu korumak için zamanla daha fazla karanlık enerji ortaya çıkıyor. Bu durum herhangi bir fizik kuralına aykırı değil.
Peki, evren genişledikçe karanlık enerjinin yoğunluğu da artsa, yani karanlık enerjinin artış miktarı evrenin genişlemesinden daha hızlı olsa ne olurdu? Bugün karanlık enerjinin yoğunluğu dünyanın yoğunluğundan, hatta dünyadan daha az yoğun olan Samanyolu galaksisinin yoğunluğundan daha düşük olarak ölçümlenmiş. Fakat zamanla artan bu karanlık yoğunluk evreni parçalayabilir. Bu teoriye göre yoğunluğu artan karanlık enerji Samanyolu galaksisini parçalayıp içindeki yıldızları savuracak, sonra da karanlık enerjinin çekim gücü, güneşin dünya üzerindeki çekim gücünden fazla olduğu için güneş sistemini bozacak Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da ardından dünya patlayacak. Bu teoriye de Büyük Parçalanma adı verilmiş.

Son teori


Son Teori
Bütün bu teorilerden yola çıkarak evrenin sonunu muhtemelen bir Büyük Donma, ardından gelen Büyük Değişim ve son noktayı koyacak olan bir Büyük Çöküşe bağlamak mümkün. Yani bir kombo kıyamet söz konusu olabilir.
Ama sakin olalım. Bilimsel temellere ve fizik kurallarına dayalı bu teoriler trilyonlarca yıl sonrasında yaşanabilecek türden olaylar. İnsan ırkının endişelenmesi gerekmiyor. Zaten o tarih gelmeden önce insanın yaşayacağı genetik değişim muhtemelen onu tanınmaz kılacak, ya da bütün bunlar olmadan biz birbirimizi çoktan yok etmiş olacağız.
Ama kısaca anlıyoruz ki, fizikçiler karanlık enerjinin keşfinden sonra evrenin sonu sorusunun cevabına biraz daha kötümser bakıyor. Evrenin genişlemesi hızlanıyorsa, diğer galaksilerden uzaklaşacağımız ve alabileceğimiz enerji miktarının azalmasıyla bir sona yaklaşıyor olacağımız kesin gibi.

26 Haziran 2015 Cuma

TÜRKİYE'DE YAŞAYAN YILAN TÜRLERİ


TÜRKİYE'DE YAŞAYAN YILAN TÜRLERİ

türkiyedeki yılanlar


Genel Özellikler: "Boynuzlu" denemesinin nedeni burun ucunun gergedan boynuzu gibi küçük ve yukarıya doğru olmasından. Sırt bölgesinin rengi genel olarak gri, sarı ve kahverengi renklerinin tonlarında olur. Sırtta ayrıca koyu kahverengi, baklava deseni benzeri zikzak desenler bulunur. beneklerin ortası kenarlara göre daha açık olur. Kuyruğun uç kısımları genç bireylerde sarımsı pembe renkli olur. Başın üst kısmında küçük ve belirgin benekler bulunur.

Karın bölgesi sarımsı beyaz ve küçük benekli olur. Genel olarak küçük kemiriciler, avlayabildikleri kuşlar, diğer yılan türleri ve kertenkeleler başlıca besinlerini oluşturur. Kemiricileri ve kuşları zehirleyip öldürerek, diğerlerini canlı olarak yerler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Hareketleri oldukça yavaştır. Eylül-Ekim'den Mart-Nisan'a kadar kış uykusuna yatarlar. İlkbaharda çiftleşen dişiler, Ağustos ayında 5-14 kadar yavru doğururlar. Boyları genel olarak 50-60 cm (erkekler en fazla 90 cm) kadar olur.

Habitat: Yunanca'da ammos kum, dytes gömülen anlamında. Bu hayvanın tür adına "ammodytes" denmesinin nedeni, yaşama alanı olarak kumlu bölgeleri tercih etmesi. Ama Türkiye'de kumlu yerlerden daha çok küçük boylu bitkilerin altlarında, orman açıklıklarında, çalılık ve taşlık yerlerde yaşarlar. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye'deki Dağılım: Trakya, Batı, Kuzeydoğu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde habitatın uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler.

Not: Zehirleri insanlar için tehlikeli olabilecek kadar kuvvetli. İlk ısırışta zehrin büyük bir bölümünü aktarır. İnsanla karşılaştığında ilk olarak kaçmaya çalışırlar. Eğer sıkıştırılırlarsa başlarını havaya kaldırarak tıslarlar ve kendilerini çok tehlikede hissederlerse saldırabilirler. Türkiye'de V. a. montandoni Boulenger 1904, V. a. meridionalis Boulenger 1904, V. a. transcacasica Boulenger 1904 olmak üzere üç tane alt türü bulunur. 


Şeritli Engerek
türkiyedeki yılanlar


Genel Özellikler: Sırt bölgesi genel olarak kül renginde ya da grimsi kahverengi olur. Sırtta, baştan kuyruğa kadar uzanan siyah ya da koyu kahverengi büyük benekler bulunur. Bu benekler bazen birleşip baklava desenli, dalgalı ya da zikzaklı bir şerit oluşturur. Vücudun yan taraflarında da bir benek sırası bulunur. Başın üzerinde küçük siyah benekler ve arka kısmından yanlara doğru sarkan iki büyük siyah benek bulunur. Siyah renkli şakak bandı da açıkça görülür.

Karın bölgesi sarımsı beyaz ve üzerinde küçük siyah noktalar bulunur. Genel olarak küçük kemiriciler, diğer yılanlar, kertenkeleler ve kuşlarla beslenirler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Gündüzleri oyuklarda ve taş altlarında saklanan bu hayvanlar, avlanma işlerini gece yaparlar. Kendilerini koruma amaçlı saldırabilirler. Oldukça ağır hareket ederler ama saldırırken çok hızlı olabilirler. Boyları ortalama 70-80 cm (en fazla 100 cm) kadar olur.

Habitat: Dağlarda, ormansız ve taşlık olan yerlerde yaşarlar. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.
Türkiye'deki Dağılım: Orta, Güney ve Batı Anadolu'da habitatın uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler.

Not: Zehirleri etkili olan bu türün, insanı ısırdığında ölümcül yaralar ya da tehlikeli zehirlenmeler yaptığı konusunda, yeterli bilgi henüz yoktur. Ayrıca avlandıklarından çok dar bir alanda yayılış gösterdiklerinden için soyları tehlike altındadır.



Mısır Kobrası
türkiyedeki yılanlar



Genel Özellikler: Hayvanın tüm vücudu siyah renk ve tonlarında. Zehirli olan bu hayvanın zehir dişleri çenenin önünde. Zehirleri engerek yılanlardan (hematoksik zehir etkisi) farklı olarak nörotoksik (sinirler üzerine zehirleyici) bir etki yapar. En küçük yavrular bile zehirleyebilir. Genel olarak, küçük kemiriciler, kuşlar, diğer sürüngen türleri ve çeşitli omurgasızlarla beslenirler. Avlarını zehirleyip öldürdükten sonra yerler. Gece aktiflik gösterirler. Boyları en fazla 200 cm kadar olabilir.

Habitat: Bitki örtünsün az olduğu yerlerde, çöl ve yarı çöl özelliği gösteren yerlerde, kum içinde yaşarlar.
Türkiye'deki Dağılım: Şanlıurfa ve civarında habitatın uygun olduğu alanlarda yaşarlar.

Not: Zehirli olan bu türün ülkemizde var olduğuna ilişkin ilk bilimsel kayıt Eylül 2000'de (Dr. İsmail H. Uğurtaş tarafından) verilmiştir.


Kör Yılan
türkiyedeki yılanlar



Genel Özellikler: Solucana çok benzerler. Gözleri körelmiş olduğundan "kör yılan" denmekte. Sırt bölgesinin rengi genel olarak, sarımsı kahverengi, pembemsi kahverengi olur. toprak altlarında bulunduklarından saydamsı bir görünüşü var. Karın bölgesiyse sarımsı. Oldukça hızlı hareket edebilirler. Kuyruklarının ucunda insan için zararlı olmayan küçük bir diken bulunur. Genel olarak böcek larvaları, solucanlar ve karıncalarla beslenirler.
Üremeleri iyi bilinmemekle birlikte, dişilerin bir defada 4-8 kadar yumurta bıraktıkları düşünülüyor. Ortalama boyları 25 cm (en fazla 35 cm) kadar olur.

Habitat: Yumuşak toprakların içinde, taş altlarında bulunurlar. Nemli yerleri daha çok tercih ederler. Yüksekliği 1500 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye'deki Dağılım: Doğu Anadolu bölgesi dışında olan bölgelerin hepsinde habitatın uygun olduğu yerlerde dağılım gösterirler.

baran engereği
türkiyedeki yılanlar
Genel Özellikler: "Baran Engereği" denmesinin nedeni Prof. Dr. İbrahim Baran'dan (herpetolog) dolayı. Şimdiye kadar yapılan çalışmalar bu türün sadece Türkiye'de bulunduğunu gösteriyor. Bu nedenle endemik bir tür. Sırt bölgesinin rengi genel olarak siyah ya da grimsi kahverengi. Kuyruk ucu sarımsı. Bazen sırt biraz açık renkli olur. Bu halde benekler zikzaklı olur. Genel olarak küçük kemiriciler, kertenkeleler ve çeşitli omurgasız hayvanlarla beslenirler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Boyları 55 cm kadar olur.

Habitat: Kısa boylu bitkilerin altında, taşlık yerlerde yaşarlar. Yüksekliği 400 metreye (bilinen) kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye'deki Dağılım: Sakarya'da, Torosların Silifke civarındaki yerlerde habitatın uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler.

Not: Zehirli olan bu tür çok fazla avlandığından ve dar bir alanda yayılış gösterdiklerinden için soyları tehlike altındadır.

 
koca engereği
türkiyedeki yılanlar
Koca engerek (Macrovipera lebetina), engerekgiller (Viperidae) familyasından bir engerek türü.

Sırt bölgesinin rengi genel olarak grimsi kahverengi ve bu rengin tonlarında olur. Sırtta bazı yerlerde birleşik koyumsu benekler (bazen belirsiz) bulunur. Bunların yanında (sırtın ortalarında) kenarları koyu renkli, iç kısımları tuğla kırmızısı ya da sarı renkte beneklerde bulunur. Başın üst kısmında bazen küçük siyah benekler bulunabilir. Kuyruk ucu sarımsı. Beyazımsı ya da pembemsi olan karın bölgesinde nokta halinde siyah benekler bulunur.
Genel olarak fare gibi küçük kemiriciler, kertenkeleler, kuşlar, yılanlar ve çeşitli omurgasız hayvanlarla beslenirler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Avlarını sabahın erken saatlerinde ya da geceleyin avlarlar. Yemeden önce zehirleyerek öldürürler. Hareketleri oldukça ağır olan bu hayvanlar gündüzlerini daha çok dinlenerek geçirirler. Genel olarak canlı doğururlar (5-7 kadar). Bazı bölgelerde de yumurtlarlar (4-7 kadar). Yumurta 1 ay içinde açılır. Boyları 150 cm kadar olabilir.

Ovalarda, taşlık yerlerde, terk edilmiş evlerde, harabelerde, bahçelerde ve tarlalarda yaşarlar. Yüksekliği 1500 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, Doğu Akdeniz bölgesinde habitatın uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler.

 
siyah engerek
türkiyedeki yılanlar

Genel Özellikler: Sırt bölgesinin rengi genel olarak siyah, gri, sarı ve kırmızı renklerin tonlarında olur. Sırtın büyük bir bölümünü kaplayan ve baştan kuyruğa kadar uzanan zikzaklı bir şerit bulunur. Bu şerit bazen parçalı halde de olabilir. Vücudun yan tarafları küçük benekli ya da noktalı olur. Beyaz benekli olan karın bölgesinin rengi, siyah ve tonlarında olur. Genel olarak küçük kemiriciler, kertenkeleler ve çeşitli omurgasızlarla beslenirler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Boyları genel olarak 50-60 cm kadar olur.

Habitat: Ormanlık yerlerin taşlık bölgelerinde yaşarlar. Rutubeti yüksek olan yerleri severler. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye'deki Dağılım: Ülkemizde sadece Hopa (Artvin) civarında habitatın uygun olduğu alanlarda yaşarlar.

Not: Başlarının arka tarafları oldukça şişkin olduğundan zehir bezleri de büyüktür ve bundan dolayı zehirleri, insanlar için oldukça tehlikeli olabilir. İlk ısırışta zehrin büyük bir bölümünü aktarır. Ayrıca kaçak olarak yapılan ihraçtan dolayı soyları tehlike altında ve korunmaları gerekiyor.

 
AĞRI ENGEREĞİ

Genel Özellikler: Sırt bölgesi genel olarak kül renginde ya da grimsi kahverengi olur. Sırtta, baştan kuyruğa kadar iç sarımsı ya da tuğla renginde olan büyük benekler bulunur. Bu benekler bazen birleşip baklava desenli, dalgalı ya da zikzaklı bir şerit oluşturur. Vücudun yan taraflarında da bir benek sırası bulunur. Başın üzerinde küçük siyah benekler ve arka kısmından yanlara doğru sarkan iki büyük siyah benek bulunur. Siyah renkli şakak bandı da açıkça görülür. Karın bölgesi sarımsı beyaz ve üzerinde küçük siyah noktalar bulunur. Genel olarak küçük kemiriciler, diğer yılanlar, kertenkeleler ve kuşlarla beslenirler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Gündüzleri oyuklarda ve taş altlarında saklanan bu hayvanlar, avlanma işlerini gece yaparlar. Kendilerini koruma amaçlı saldırabilirler. Oldukça ağır hareket ederler ama saldırırken çok hızlı olabilirler. Boyları ortalama 70-80 cm (en fazla 100 cm) kadar olur.

Habitat: Dağlarda, ormansız ve taşlık olan, az bitkili yerlerde yaşarlar. Yüksekliği 1000-3000 metre arasında olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye'deki Dağılım: Doğu Anadolu'da Kars, Ağrı, Iğdır, Hakkari ve Van civarında habitatın uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler.

Not: Zehirleri etkili olan bu türün, insanı ısırdığında ölümcül yaralar ya da tehlikeli zehirlenmeler yaptığı konusunda, yeterli bilgi henüz yoktur. Ayrıca avlandıklarından çok dar bir alanda yayılış gösterdiklerinden için soyları tehlike altındadır.

 
vipera ursinii(küçük engerek)
türkiyedeki yılanlar
Genel Özellikler: Sırt bölgesinin rengi genel olarak soluk kahverengi, grimsi, sarımsı ya da açık yeşil. Sırtta baştan başlayıp kuyruğa kadar devam eden, zikzaklı ya da dalgalı koyu renkli bir şerit bulunur. bu şeridin kenarları iç taraflarına göre daha koyu renkli olur. Vücudun yan taraflarında da baştan kuyruğa kadar uzanan koyu benek sıraları bulunur. Baş kısmında iki tane büyük benek bulunur. karın bölgesin sarımsı beyaz ve bunun üzerinde küçük siyah noktalar bulunur. En çok yedikleri besin çekirge. Bunun yanında diğer böcekleri ve az olarak da kertenkeleleri ve küçük kemiricileri de besin olarak alırlar. Kaya ve taş altlarında, kemirici hayvanların yuvalarında kış uykusuna yatarlar. Dişiler yazın sonlarına doğru (bir defada 10 kadar olmak üzere) doğururlar. Yeni doğan yavrular 13-14 cm kadar olur. Boyları 40-50 cm kadar olur.

Habitat: Genel olarak açık yerlerin, taşlık ve otluk bölgelerinde yaşarlar. Ormanlık ve ağaçlık yerlerde az da olsa bulunabilirler. Yüksekliği 3000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye'deki Dağılım: Kuzeydoğu Anadolu'da ve Akdeniz Bölgesinde sadece Elmalı (Antalya) civarında habitatın uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler.

Not: Zehirli olan bu türün, insanı ısırdığında ölümcül yaralar ya da tehlikeli zehirlenmeler yaptığı konusunda, yeterli bilgi henüz yoktur. Ayrıca avlandıklarından çok dar bir alanda yayılış gösterdiklerinden için soyları tehlike altındadır.
Çukurbaşlı yılan

Morfolojik Özellikler: Baş üstünde ve gözler arasında boyuna bir çukurluk vardır. Vücut boyu 2 m. kadar olabilir. Preocularia 1, postocularia 2 nadiren 3, supralabialia 8, bazen 9. Ortaları biraz çukur olan sırt pulları gövde ortasında 17 veya 19 sıralıdır. Ventralia 155-190, subcaudalia 67-102 arasında değişir. Sırt taraf erginlerde yeşilimsi gri kahverengi ve lekesiz, gençlerde zemin renk gri veya kahverengi olup küçük siyahımsı lekelidir. Lekelerin kenarları ince beyaz çizgilidir. Alt taraf beyazımsı veya sarımsı beyaz ve siyah veya gri noktalıdır.

Biyolojik-Ekolojik Özellikler: Az bitkili, taşlık ve kuru ortamlarda yaşar. Bahçe su kanalı kenarlarında da görülür. Besinlerini kertenkele, küçük memeli ve kuşlar teşkil eder. Bir dişi 4-12 yumurta bırakır. Yarı zehirli olan bu türün zehri avladığı küçük hayvanlar için etkilidir. Çünkü zehir dişleri çenenin arka kısmında bulunur ve küçüktür ancak ısırdığı yeri şişirir ve biraz acı verir.
Coğrafi Dağılış: Bu tür Kıbrıs, Güney Avrupa, Türkiye, Kuzey Afrika ve Batı Asya’da yayılmıştır. Vertikal dağılışı 1500 m. kadardır. Kıbrıs’ta her yerde rastlanır. Kıbrıs ve komşu ana karalarda yaşayan alttürü M. m. insignitus (Geoffroy-St. Hilaire 1827) adını taşır (Osenegg, 1989; Schätti & Sigg, 1989; Böhme & Wiedl, 1994; Baran & Atatür, 1998).
vagner engereği


Vagner engereği (Vipera wagneri), engerekgiller (Viperidae) familyasından sırt bölgesi genel olarak kül renginde ya da grimsi kahverengi olan bir engerek türü.

Sırtta, baştan kuyruğa kadar iç sarımsı ya da tuğla renginde olan büyük benekler bulunur. Bu benekler bazen birleşip baklava desenli, dalgalı ya da zikzaklı bir şerit oluşturur. Vücudun yan taraflarında da bir benek sırası bulunur. Başın üzerinde küçük siyah benekler ve arka kısmından yanlara doğru sarkan iki büyük siyah benek bulunur. Siyah renkli şakak bandı da açıkça görülür. Karın bölgesi sarımsı beyaz ve üzerinde küçük siyah noktalar bulunur. Genel olarak küçük kemiriciler, diğer yılanlar, kertenkeleler ve kuşlarla beslenirler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Boyları ortalama 50-80 cm kadar olur.

Dağlarda, ormansız ve taşlık olan, az bitkili yerlerde yaşarlar. Yüksekliği 1200-2000 metre arasında olan yerlerde bulunabilirler.

Kars'ta habitatın uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler.
kedi gözlü yılan
Kedi gözlü yılan fotoğrafı Sayın MEHMET Çakır tarafından görüntülenmiştir ve fotoğraf ona aittir
Şahsına emeğinden dolayı teşekkür ederim.
Morfolojik Özellikler: İnce boyunlu, göz bebekleri dikey ve vücut uzunluğu genellikle 70-80 cm. olan bir yılandır. Preocularia 1, postocularia 2, nadiren 3 veya 1, supralabialia 8 bazen 7 veya 9. Sırt pulları gövde ortasında 19, nadiren 21 sıralı, ventralia 169-243, subcaudalia 47-78 arasında değişir. Sırt taraf gri kahverengi ve siyah lekelidir. Lekeler vücut gerisinde soluklaşır. Koyu renkli temporal şerit mevcuttur. Gövde yanları da bir sıra lekelidir. Alt taraf sarımsı beyaz, mermer görünümünde esmer lekelidir.

Biyolojik-Ekolojik Özellikler: Güneşli taşlık yamaçlar, yol kenarı ve harabelerde yaşar. Besinlerini kertenkele ve küçük memeliler teşkil eder. Yarı zehirli olan bu yılanda zehir dişleri üst çenenin gerisindedir. Sabahın erken ve akşamın geç saatlerinde aylarını zehriyle bayıltıp sonra yutar. Zehirleri insan için tehlikeli değildir. Bir dişi 7-8 yumurta bırakır.

Coğrafi Dağılış: Kıbrıs, Güneybatı Asya, Balkanlar, Türkiye ve Ege Denizi Adaları’nda yayılmıştır. Vertikal dağılışı 1600 m. kadardır. Kıbrıs’ta yaygın olarak karşılaşılan bir türdür. Kıbrıs’ta yaşayan alttür ada için endemik olan, Telescopus fallax cypriaca’dır (Baran, 1976: Göçmen et al., 1996a).

 
Çoruh engereği

Sırt tarafın zemin rengi gri kahverengi olup üzerinde bariz v eyer yer birleşerek zikzak bant teşkil eden enine siyahımsı lekeler bulunur. Temporal şerit mevcut, gövde yanlarında seyrek ve az bariz küçük koyu lekeler vardır. Baş ve boyun altı sarımsı beyaz olup siyah lekeli, karın tarafı siyah renkli olup beyazımsı lekelidir. Kuyruk ucu yeşilimsi sarıdır.
Sık ormanlık bölgelerde taşlık kısımlarda yaşar. bu türden yalnız 2 yavru,bir ergin numune tanınmaktadır. Bu engerek türü yabancılar tarafından toplatılarak yurt dışına götürülmektedir.
Vipera pontica, şimdilik yalnız Artvin ilinde Çoruh Vadisi ile Çamlıhemşin civarında bilinmektedir. Vertikal dağılışı 1.000 m.’ye çıkabilir

 
Kafkas/hopa engereği
türkiyedeki yılanlar
Kafkas engereği (Vipera kaznakovi), engerekgiller (Viperidae) familyasından sırt bölgesinin rengi genel olarak siyah, gri, sarı ve kırmızı renkli bir engerek türü.

Sırtın büyük bir bölümünü kaplayan ve baştan kuyruğa kadar uzanan zikzaklı bir şerit bulunur. Bu şerit bazen parçalı halde de olabilir. Vücudun yan tarafları küçük benekli ya da noktalı olur. Beyaz benekli olan karın bölgesinin rengi, siyah ve tonlarında olur. Genel olarak küçük kemiriciler, kertenkeleler ve çeşitli omurgasızlarla beslenirler. Kemiricilerle beslendikleri için yararlıdırlar. Boyları genel olarak 50-60 cm kadar olur.

Ormanlık yerlerin taşlık bölgelerinde yaşarlar. Rutubeti yüksek olan yerleri severler. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Ülkemizde sadece Hopa (Artvin) civarında habitatın uygun olduğu alanlarda yaşarlar.
http://www.superkovucu.com/Sayfa-556-turkiye-de-yasayan-yilan-turleri-turkiye-de-yasiyan-yilan-cesitleri.html
 

20 Haziran 2015 Cumartesi

Evren Nasıl Yok Olacak?


Evren Nasıl Yok Olacak?

Uzay ve uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren Evren, bilim adamlarına göre her şeyin sonu olduğu gibi evrenin de bir sonu yani “Yok oluşu”olacağını düşünüyor.
Yüz milyarlarca galaksiyi içinde barındaran uzayda dünya bu sistemde sadece bir gezegen. Her insanın kendi ölümü kıyamet olduğu gibi dünyamızın da sonu bizim kıyametimiz olacak.Dünyanın nasıl yok olacağı bir muammayken, kainatın nasıl yok olacağı konusunda çeşitli düşünceler var, işte olası yok oluş senaryolarından bazıları;
İlki ısı devinim bilimine dayanıyor.Bu ısı farklarının ölümü olarak adlandırılabilir.Bir nevi kainat donarak son bulacak.Bu‘Büyük Donma’sonunda evren, her yanı soğumuş, ölü ve boş bir hale gelecektir. 1800’lerde termodinamik bilimi geliştikten sonra, evrenin ancak bu şekilde sona ereceği düşünülüyordu. Fakat 100 yıl önce Albert Einstein’in geliştirdiği genelizafiyet teorisi evren için daha kötü bir son öngörüyordu.Genel izafiyet, madde ve enerjinin uzayı ve zamanı yamultup çarpıttığını ifade ediyor. Uzay-zaman ve madde-enerji arasındaki bu ilişki tüm evren için geçerlidir. Einstein’a göre evrendeki maddeler evrenin nihai kaderini belirleyecektir.
evren
Bir teori de var olan karanlık enerjinin her şeyi yok edebieceği.”Evren bir bütün olarak ya genişliyor ya da daralıyordur aynı büyüklükte kalamaz”teorisini ortaya koyan Einstein’den sonra 1998’de iki ayrı ünlü astrofizikçi ekibi şaşırtıcı bir duyuruda bulundu: evrenin genişlemesi hızlanıyordu. Normal madde ve enerji evrenin bu şekilde davranmasına yol açmazdı. Bu “karanlık enerji” olarak ifade edilen yeni bir enerji türünün varlığını haber veriyordu.Karanlık enerji evreni genişletiyordu. Karanlık enerjinin varlığı, evrendeki şeylerin miktarının onun nihai kaderini belirlemeyeceğini gösteriyordu.Tersine evreni bu karanlık enerji kontrol ediyor,onun genişlemesini sürekli hızlandırıyordu.Bu karanlık enerjinin evreni yok edeceği düşünülüyor.Ayrıca farklı bir teoriye göre karanlık enerji Samanyolu galaksisini parçalayıp içindeki yıldızları savuracak,sonra da karanlık enerjinin çekim gücü Güneş’in Dünya üzerindeki çekim gücünden fazla olduğu için güneş sistemi bozulacak,Dünya patlayacak,evrenin patlamasından hemen önce de atomlar parçalanacaktır.Caldwell buna Büyük Parçalanma adını veriyor, fakat bu teorinin biraz abartı kendisi de kabul ediyor.
evren2
Başka bir teori de atom altı parçacıkların incelenmesi sonucu ortaya çıkıyor.Saf suyu bir cam bardağa koyup sıfırın altı bir dereceye kadar soğuttuğumuzda su donma noktasının altında bile süper soğuk bir halde sıvı olarak kalmaya devam eder.Suda herhangi bir parçacık olmadığı ve bardakta da pürüz bulunmadığı için buzun oluşması mümkün olmaz.Fakat bardağa bir tane buz kristali bıraktığımızda su hızla donar.Bu örneğin nedeni ise aynı durumun Uzayda da gerçekleşebileceği.Kuantum fiziğine göre, tümüyle bol bir vakumda az miktarda enerji vardır. Fakat daha az enerjisi olan başka bir vakum da olabilir. Yani evren bir bardak süper soğuk su gibidir. Ancak daha az enerjili vakumun bir ‘baloncuğu’ baş gösterinceye kadar varlığını sürdürecektir.Daha düşük enerjili bir vakum var ise, onun bir baloncuğu bir gün evrende bir yerde ortaya çıkacaktır.Böyle bir durumda insanlar, gezegenler ve hatta yıldızların sonu anlamını taşıyor.
Tüm bu teorileri ile beraber evrenler konusunda içimizi biraz rahatlatacak bir teori daha var.Bulunduğumuz evren birçok evrenden sadece biri ve bu çoklu evrende tek tek evrencikler var. Bizimki donsa bile çoklu evren sonsuza kadar var olmaya devam edecek ve ortaya çıkan yeni evrenciklerde yeni yaşamlar olacaktır.

4 Haziran 2015 Perşembe

Özdemir asaf'dan özlü sözler

  • Ne derseniz deyin,
    Heykellerin saçı yoktur.
  • Dünüyle ünlü insanlar bugün gün yüzü görmezler.
  • Her seven sevilenin boy aynasıdır. Sevmek sevilenin o aynaya bakmasıdır.
  • Sevilenin yanlışı görünmez, sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.
  • Damla biraz daha küçük veya büyük olamayacağı gibi ben de biraz daha şöyle biraz daha böyle olamam.
  • Evlilik, iki kişilik yalnızlıktır.
  • Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler .
  • Bir sevgiyi anlamak, bir yaşam harcamaktır... Harcayacaksın!
  • Bugüne en uzak gün, dün.
  • Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
    Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
    Yokuşun başında bir düşman vardı.
    Onu vurmaya gittim ve kendimle vuruştum.
  • Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.
  • Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil.
  • Ben ölseydim, o belki ağlardı. Ama o ağlasaydı, ben ölürdüm.
  • Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır.
  • Gerçek değer; gelmesi boşluk dolduran değil gitmesi boşluk yaratan.
  • Seni bulmaktan önce aramak isterim.
    Seni sevmekten önce anlamak isterim.
    Seni bir yaşam bitirmek değil de,
    Sana hep hep yeniden başlamak isterim.
  • Yolun geleceğini çizdim, geçmiş gibi.
  • Solan renkleri boyamakta o boyasız boyacı.
  • Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.
  • Bir kez geçer, bir insan bir karşı'ya,
    Ondan sonra artık her-şey karşı'dır.
  • Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.
  • Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş,
    Sersem.
    Beni seni beklerken ölmem ki...
    Beklersem.
  • Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu!.. Gelmemen büyük yalnızlığımı doldurdu...
  • Beni öyle bir yalana inandır ki ömrümce sürsün doğruluğu.
  • Keşke sen ben olsan; seni sevmenin ne kadar zor olduğunu anlasan, Keşke ben sen olsam; bu kadar sevilmenin tadını çıkarsam...
  • Benim söylemek için çırpındığım gecelerde siz yoktunuz...
  • Geleceğim, bekle dedi, gitti... Ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu... Ama kimse ölmedi.
  • Yaşamak için bırakılmış bir yön baktım, yoktu:
    Ben direnmek için elimden gelin yaptım.
  • Kendi bahçesinde dal olamayanın biri,
    Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
  • Yanına kadar koştuktan sonra, bir adım daha atamayacaksan eğer; oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.
  • Ben birini sevmiyordum. O da beni sevmiyordu. Bir gün bir yerde randevulaştık. Ben gitmedim. O da gelmedi.
  • Sana gitme demeyeceğim; ama gitme Lavinia...
  • Biraz sonra, sonra olacaktır.
  • Bilmiyorum ne vardı saçlarında...
  • Rüzgar mı delice eserdi,
    Gözlerim mi öyle görürdü yoksa...
    Saçlarının her hâli hoşuma giderdi!
  • Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o ama... Bozmadım.
  • İnsansız adalet olmaz.
    Adaletsiz insan olur mu?
    Olur, olmaz olur mu?
    Ama olmaz olsun!
  • Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç
    Sana diyeceklerim söylemekle bitmez
    Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar,
    Adına düğümlendi
  • Bana yaşadığın şehirleri aç
    Başka şehirleri özleyelim orada seninle
    Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
    İkimize yetmez

    31 Mayıs 2015 Pazar

    ÇAĞLAR BOYU ARAP İHANETLERİ…

    ÇAĞLAR BOYU ARAP İHANETLERİ…

    Din kardeşi(!) saydığımız, birçok millete yeğ tuttuğumuz arapların, türklere yapmış olduğu ihanetlerinin derlemesidir…
    Ne zaman başladı?
    Arap kelime anlamı olarak türk dilinde olumsuzluk sıfatlarından biridir. peki din kardeşlerimizi olumsuz anlamda yaftalamanın kökeni nedir?
    ilk türk arap ilişkileri;
    Tarihte ilk türk arap ilişkileri türklerin islamiyete geçmesinden ve hatta islamiyetin ortaya çıkmasından çok önce başlamıştır. islamiyet öncesi Türk-Arap ilişkisinin varlığını, Cahiliye Devri Arap şiirlerinde de görmek mümkündür. Bu şiirlerde Türklerin daha çok askerî yönleri ve kahramanlıkları anlatılmaktadır. yani, arap edebiyatı, türk mitolojisinden ve türk tarihinden önemli etkilenmeler yaşamış, türk mitolojisi islam inancına yol gösterici olmuştur.
    ilk ihanet;
    Araplar’ın türklere ilk ihaneti ticari ortak oldukları göktürkler’e ait bilgileri türklerin doğal düşmanları olan çinlilerle paylaşmalarıdır.
    ipek yolu ticaretinde imtiyazlı bir konuma sahip olan araplar, yine göktürkler’e ikinci ihanetlerini sasani-göktürk savaşı‘nda sasani ordusunda yer almaları ile pekiştirmişlerdir.
    İhanetin bedeli;
    Göktürk’lere karşı girişilen bu ilk ihanetin cezası araplara Hazar türkleri tarafından ödetilmiş, halife ömer ve osman’a bağlı arap ordularını yenilgiye uğratan hazarlar, doğu anadolu üzerinden kuzey suriye’ye girmiş, halep ve musul’u yağmalamış, emeviler’den hatırı sayılır bir savaş tazminatı da alarak araplar’a türk kavminin gücünü ilk kez göstermişlerdir.
    talas savaşı;
    emeviler’in yıkılması üzerine normal seyrine ve hatta müttefiklik seviyesine dönen türk arap ilişkileri’nin adeta dönüm noktası olan bu savaş esnasında da arap ihanetleri devam etmiştir.
    siyasi nüfuzunu abbasiler’e kaptıran ve türkler’e sürekli husumet besleyen arap ordusundaki emevi kalıntıları ve emevi komutanları bu savaşta hem kendi halklarına hem de müttefik olarak savaşa girdikleri türkler’e ihanet etmişler, terkettikleri mevziler dolayısıyla arap-türk müttefikliğine 5000 kayba malolmuşlardır.
    abbasi dönemi ile birlikte türkler’in islamiyet’in hamisi konumuna gelmesinden sonra ve selçuklu döneminde, türkler’in bu imtiyazı bazı arapların gücüne gitmiş, türkler’in islamiyete katkıları hiç şüphesiz ki en çok araplar’ı endişelendirmiştir.
    bu vesileyle türkler’i sürekli elemine etme derdine düşmüşler, buldukları her fırsatta türkler’i arkadan vurmuşlardır.
    selçuklu döneminde bu ihanetlerin en önemli olanı hasan sabbah’ın ve fedailerinin yaptığı ihanetlerdir.
    haçlı seferleri ve fatımiler;
    türkler’in ve islamiyet’in bizans’ı tehdit edişi ve anadolu’da ilerlemesi üzerine başlayan haçlı seferleri de tarihte en bariz ve en hain arap ihanetlerine sahne olmuştur.
    haçlılara karşı islam dünyasını her ne pahasına olursa olsun savunan türkler’e karşı, haçlı ordularına savaşmadan teslim olan ve onlara iaşe ve lojistik destek sağlayan arap kentleri ve aşiretlerini din kardeşimiz olarak görmek nasıl mümkün olabilir?
    haçlı belgelerinde arap-fatimi ihaneti;
    birinci haçlı seferleri esnasındaki bu ihanet haçlı belgelerinde de yer edinmiştir.
    alıntı
    bir müddet önce, Adsız’ın Mısır’a girip Kahire’yi kuşatmış olduğunu göz önüne getirince, korkuya kapıldılar ve Frenklere(Haçlılara) elçiler göndererek onları Suriye’ye saldırıp orasını zaptetmeye ve kendileri ile Müslümanların arasına girmeye çağırdılar.
    Üçüncü haçlı ordusunun kuruluşunda önayak olmakla tanınan onikinci yüzyıl Haçlı tarihçilerinden Sur Piskoposu (Guillaume de Tyr)nin “Historia de Rebus gestis in partibus transmarinis” adındaki Latince tarihinin onüçüncü yüzyıl Fransızca çevirisinin 1879 Paris baskısının birinci cildinin 153. sayfasında da Mısır Halifesinin bu utanılacak ihaneti şöyle anlatır: “(Halife) bizim başkanlarımızın Antakya’yı kuşatmış olmasından da çok seviniyordu. Kendileri ile bu hususta görüşmek üzere dostluk elçileri gönderdi. Bunlar büyük hediyeler getirip, kabulünü rica ettiler. Halifenin kendilerine geniş nispette asker, hayvan ve erzak yardımlarında bulunmaya hazır olduğunu söylediler ve kuşatmayı sürdürmelerini çok rica ettiler.”
    işte bu surette Araplar’ın Türkler’e karşı besledikleri milli ve ırki kin ve garez, nihayet islamiyet’i yok etmek için ortaya atılmış olan Haçlıların en büyük başarılarını temin ederek Antakya Haçlı Prensliği ile Kudüs Krallığı‘nın ve sonuç olarak Suriye ile Filistin’deki Latin hakimiyetinin kuruluşunda başlıca amil oldular.
    Fatimilerin bu kini, Şiiliğin Sünniliğe karşı beslediği bir mezhep düşmanlığı değil, “Arapların Türklüğe karşı güttüğü ırki bir garezdir.”
    Bu gerçek eski batı yazarlarının bile gözlerinden kaçmamıştır.
    Mesela 18. yüzyıl Fransız tarihçilerinden profesör Mailly, “L’esprit de Croisades” adlı eserinin 1780 Paris baskısının 4. cildinin 116.sayfasında 9. Fatimi Halifesi (Elmüstali Billah Ebu-l Kasım Ahmed)in Türklere karşı Haçlılarla birleşmeye neden gerek görmüş olduğunu Miladi 1097 olaylarından söz ederken işte söyle anlatır:
    “Fatimiler kendi hakimiyet sahalarında ve özellikle Suriye’de Türklerin ne kadar ilerlemiş olduklarını görerek nihayet bu akını durdurmaya karar verdiler. Musta’li o tarihten bir yıl önce Afdal’in(ermeni dönmesi fatimi veziri) komutasında büyük kuvvetler gönderip Haçlılar Türklerle savaştığı sırada onların da Türk fütuhatçılarına saldırmalarını emretti.”
    Bu sönmez kin Şii ve Fatimi Araplara münhasır değildir.
    Çünkü Fatimi hanedanının Şiiliğine karşı Mısır halkının büyük bir çoğunluğu Sünnidir. Antakya bir ihanet yüzünden düşüp Haçlıların eline geçtikten sonra, Haçlı ordusu 1099 tarihinde Kudüs’e doğru ilerlediği sırada Suriye’deki Sünni Arap Emaretleri’nin hepsi onlarla birleşmiş ve hatta Haçlı ordusu’nun her türlü malzeme, nakliye ve iaşe ihtiyaçlarını bile muntazaman temin etmişlerdir.
    işte bundan dolayı Haçlılar için tek düşman arazisi Türk ülkesinden ibaret olduğu halde, sünni ve şii Arap memleketleri onların kendi vatanları gibidir.
    alıntı
    ihanetler bitmiyor
    evet, ihanetler bir türlü bitmiyor…birinci haçlı seferleri’nden sonra gerçekleşen ikinci haçlı seferleri esnasında, Müslüman Türkler kadar Ortodoks Bizans’lılara da düşmanlığı ile meşhur Sicilya kralı ikinci Roger’in Akdeniz’e hakim olan Norman donanması’ndaki askerin yarısı Müslüman-Araplardan müteşekkildi. bu norman donanması özellikle akdeniz kıyılarındaki(anadolu) türk köylerine sürekli yağma harekatları yapması ile meşhurdur.
    yine bu haçlı donanmasındaki müslüman arap mevcudiyeti ünlü denizcimiz çaka bey‘in de dikkatinden kaçmamıştı. bir harekat esnasında esir edilen haçlı donanmasına ait bir gemideki tutsakların birçoğunun arap olduğu malumatını alan çaka bey bu ihanete çok hiddetlenmiş, tüm arap esirleri öldürtmüş, norman askerlerini ise fidye karşılığında serbest bırakmıştır.
    Müslüman-Arap kavmi, Hıristiyan’dan fazla kin beslediği Müslüman-Türk ırkına karşı o üzücü tarihi düşmanlığını her gittiği yerde yaymış ve özellikle ilk islam fetihlerinden başlayarak Araplaşmış olan Sami milletlere milli diliyle beraber milli kinini de aşılamıştır.
    osmanlı dönemi;
    türkler’in efendi’liğini bir türlü kabullenemeyen ve buldukları her fırsatta milli kinlerini açığa çıkaran araplar, islam’ın kutsal toprakları’nın ve halifeliğin yeni sahibi olan osmanlı’ya ihanet etmekte de gecikmemiş, yüzünü avrupa’ya dönmüş olan ve fetihler yapan osmanlı suriye ve mısır’da başgösteren arap isyanları neticesinde avrupa’da giriştiği bu fetih harekatını uzun yıllar askıya almıştır.
    mostagonem savaşı; osmanlı dönemindeki arap ihaneti’nin en önemli vesikalarından biridir.
    kuzeybatı afrika hakimiyeti için osmanlı ve ispanya arasında cereyan eden bu savaşta yerli halk ve fas sultanı ispanya krallığı’nı desteklemişler, lakin osmanlı zaferi sonrası istemeyerek de olsa osmanlı himayesine girmeyi kabullenmişlerdir.
    osmanlı dönemi arap isyanları 17. ve 18. yüzyıllarda da devam etmiş, 17. yüzyılda kürtlerle birlik olan arap aşiretleri kilis ve antep kentlerini yağmalamışlardır.
    özellikle 18. yüzyıl sonlarında arabistan’da ortaya çıkan vahabilik ie birlikte araplar’ın türk düşmanlığı bir kat daha artmış ve 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı ile birlikte doruk noktasına çıkmıştı.
    18. yüzyılda Arabistan’da ortaya çıkan Vahhabilik imparatorluğu tehdit etmeye başlayınca devlet olayın üstüne gitti. Vehhabiler’in lideri Abdulaziz, Ekim 1803’de Diriyye’de suikastla ortadan kaldırıldı.
    Ancak isyan bitirilemedi.
    Vahhabiler, 1806 yılı Ocak ayında ise Mekke’yi ele geçirdiler. Durum kötüye gidince devlet Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘yı isyanı bitirmekle görevlendirdi. Kavalalı ibrahim Paşa çok şiddetli savaşlar sonrası Eylül 1818’de Vehhabiler’in merkezi Diriyye’yi girerek isyanın lideri Suud oğlu Abdullah’ı(bugünkü suudların atası) ele geçirdi. istanbul’a gönderilen Suud oğlu Abdullah, Aralık 1819`da saray meydanında idam edildi.
    osmanlı artık hasta adam;
    vahhabilik ile doruk noktasına çıkan arap ihanetleri osmanlı’nın en zayıf dönemlerinde de sürekli devam etmiş, napolyon muharebeleri, osmanlı-rus savaşı gibi osmanlı’nın meşgul olduğu meseleler esnasında araplar sürekli yağma ve isyan hareketlerine girişmişlerdir.
    ne vardır ki osmanlı artık eski kudretinde değildir.
    emperyalist ülkelerin iştahını kabartan ve arap nüfusun çoğunlukta olduğu petrol bölgelerinde ingiliz ajanları arap halkı’nın aklını çelmekte gecikmez.
    ufukta görünen büyük savaşta bölgede osmanlı’yı arkadan vuracak yegane müttefik hazırdır ingilizler için. araplar
    nitekim büyük hakan ikinci abdülhamid han aslında bu tehlikeyi, araplar’ın osmanlı’ya ihanet edeceğini çok önceden öngörmüş, emir hüseyin’i istanbul’a getirterek göz hapsinde tutmuştu.
    lakin yılmaz bir türk düşmanı olan bu meczup emir bir seferinde yabancı bir gazeteci ile hasbihalinde;
    “Allah bana ömür verirse, türklerin akıl ve hayal edemeyecekleri şeyler hazırlayacağım…” demekten yine de çekinmemiştir.
    alıntı
    Emir Hüseyin, ingiliz yetkilileriyle yaptığı ilk temaslarda, kendilerinden gerekli yardımı gördüğü takdirde Hicazlıları Türkler’e karşı bir ayaklanmaya yöneltebileceğini belirtti.
    ingilizler, Osmanlı Devletinin ittifak devletleri safında savaşa katılmasından sonra, bu desteği verebileceklerini belli ettiler.
    Bunun üzerine Emir Hüseyin bir yandan Arap ileri gelenleri arasında konu ile ilgili zemin yoklamalarına başladı, diğer yandan da ingilizlerle pazarlığa girişti.
    ingiltere Emir Hüseyin ile bu pazarlığı Mısır yüksek komiseri Sir mc. Mahon aracılığı ile yürüttü. “Hüseyin – Mcmahon mektuplaşması” olarak bilinen bu temaslar 1915’ten 1916 yılının şubat ayına kadar sürdü.
    Bu görüşmelerde ingilizler Emir Hüseyin’e, Arapları Osmanlı imparatorluğuna karşı bir savaşa yönelttiği takdirde, sonradan kurulacak bir Arap Devleti’nin başına getirileceği konusunda söz veriyorlardı.
    Ama bu “Arap Devleti”nin sınırları pek açık bir şekilde tanımlanmıyordu.
    alıntı
    lawrence’in örgütlediği araplar, ortadoğu’da osmanlı ordularını bertaraf etmekte ingilizler’in en önemli yardımcılarıydı.
    kanal seferi‘nde, filistin’de, medine müdafaası‘nda ve en nihayetinde megiddo savaşı‘nda araplar kendilerine yüklenen bu zorlu ihanet görevini başarı ile ifa etmişlerdir.
    şam’a girip ilk işi selahaddin eyyubi’nin mezarını küstahça ziyaret etmek olan general allenby’i araplar isminden ötürü peygamber zannediyor, kendilerine kurtarıcı olarak gördükleri bu işgalciyi “el-nebi” olarak tanımlayıp bir de dinden çıkıyorlardı…
     
    alıntı
    araplar saldırdıkları hiç bir ordudan esir almadılar.
    aralarında bazı alman ve avusturyalıların da bulunduğu koca türk tugay’ı 27 eylül günü tafas yakınlarında tek bir kişi kalmadan araplar tarafından katledildi.
    araplar ertesi günde benzer katliamlar yaptılar ve bu iki savaşta bir kaç yüz kişilik kayba karşılık yaklaşık 5000 türk’ü kestiler.
    alıntı
    ayrıca;
    (bkz: yaser arafat/@protest sanayici)
    çanakkale savaşları’nda arap ihaneti;
    çanakkale’de bizlerle birlikte omuz omuza çarpıştığı iddia edilen, daha doğrusu şirin gösterilmeye çalışılan arapların yaptıklarına bir de şu açıdan bakalım;
    alıntı
    Bütün subaylar ve erler, çok kere aç, susuz, uykusuz savaşıyordu. Teğmen Cevat Abbas, bir gün Şamlı Lütfi adındaki kurmay binbaşının, yeni gelen iki teğmenle pek samimi olduklarını gördü. Aralarında Arapça konuşuyorlardı.
    “Herhalde hemşerileridir, onu ziyarete gelmişlerdir” diye düşündü.
    Fakat, Binbaşı Lütfi, az sonra bu iki teğmenin tayin emirlerini vererek görev yerlerinin belirlenmesini Cevat Abbas’tan istedi. Genç teğmenin içine kurt düşmüştü. Tamamen önsezi ile o iki teğmeni muharip kuvvetlere değil, geri hizmete vererek araba kollarına memur etti. Ama bu görev yerini Binbaşı Lütfi’nin onaylaması gerekiyordu.
    Elindeki yazı ile onun yanına giden Cevat Abbas şiddetli ve öfkeli bir itirazla karşılaştı. Şamlı Lütfi, yeni gelen teğmenlerin muharip hatlara gönderilmesini istiyordu. Üstlerini de ikna ederek bu isteğini yerine getirdi.
    Cevat Abbas, hâlâ bu işte hemşerilik gayretinin rol oynadığını düşünüyordu.
    Fakat öyle olmadığı kısa zamanda anlaşıldı. O iki Arap teğmen, yanlarına birer çavuş da alarak, bir gece, kahramanca dövüşen birliklerimizin siperlerini terk edip düşman tarafına geçme alçaklığını gösterdiler. Bu hainlerin düşmana verdikleri bilgiler yüzünden Anafartalar cephesindeki çarpışmalar şiddetlendi ve binlerce Türk çocuğu şehit oldu.
    Şamlı Lütfi’ye gelince: Harekât şube müdürü iken, ilk nöbetleri sırasında gösterdikleri kayıtsızlık sebebiyle, Tümen Kumandanı Mustafa Kemal, Binbaşı Şamlı Lütfi ve onun gibi Arap asıllı Binbaşı Mustafa’nın ellerine derhal ilmühaberlerini verip ordu emrine gönderdi. Bu ikisinin kayıtsızlığı cehaletlerinden ileri gelmiyordu, soylarının dürtüsüyle hareket ederek Türk’ün başarısına hizmet etmekten kaçınıyorlardı. Mustafa Kemal, bunun hemen farkına varmıştı.
    Aradan zaman geçti. Cevat Abbas, Şamlı Lütfi’nin Suriye’deki 4. Ordu emrine verildiğini duydu. Bu ordunun kumandanı, aynı zamanda geniş yetkilere sahip Suriye valisi olan Cemal Paşa idi.
    Şamli Lütfi, Türk ordusunun gerilerinde Arap isyanı hazırlayan kimselerle birlikte yakalandı ve idam edildi. ihanet cezasını bulmuştu.
    alıntı
    yine üstat turgut özakman‘ın diriliş adlı eserinden;
    alıntı
    57. Alay 180 yükseltili tepeyi, 27. Alay da Kırmızı Sırtın büyük bölümünü geri aldı.
    Ama sol kanattan haber gelmiyordu. Buraya yollanan 77. Arap Alayının, 27. Alayın soldaki taburuyla birlikte düşmanı denize doğru sıkıştırıyor olması gerekmekteydi. Anzakların denize süpürülmesini bu baskı sağlayacaktı. M. Kemal cepheyi siper siper denetleyip askerinin ateş altındaki durumunu inceleyerek, gün doğarken Kocedere’ye gelecek, çok üzücü, çok şaşırtıcı bir olayla karşılaşacaktı. Çanakkale’de bir daha yaşanmayacak bir olayla…
    Gün ağarıyordu. Telefon bağlanmadan, 77. Alayın 1. Tabur Komutanı Binbaşı Hacı Mehmet Emin Bey geldi. Gözleri ağlamış gibi kıpkırmızıydı.
    -“Efendim” dedi, “Utanç içindeyim. Ne yazık ki, alayımız çil yavrusu gibi dağılarak savaş alanından kaçmıştır…”
    – “Ne diyorsunuz?”
    -“Alay komutanını bulamadım. Sizin buraya geldiğinizi duyunca bilgi sunmak için koşup geldim.”
    Mustafa Kemal bu dürüst askeri Trablus’ta sömürgeci italyanlarla savaştıkları günlerden tanıyordu. Yanında kol komutanlığı yapmıştı. Gece sol yandan neden bilgi gelmediği, Anzakların niçin denize sürülemediği anlaşıldı. Savaş alanından kaçmak, bağışlanabilir suç değildi. Hacı Mehmet Emin Bey’e, “Alayı Kocadere’nin batısında toplayınız” dedi, “Yine kaçan olursa vurunuz!”
    Arap askerlerinin bazı halleri, tavırları, alışkanlıkları, tümende bulunan Türk askerlerini şaşırta gelmişti. Ama en çok da bu adamların çoğunun silah arkadaşlarını ateş altında bırakıp kaçmalarına şaştılar. Bambaşka bir milletin ve çok farklı bir toprağın çocukları olduklarını yaşaya yaşaya her gün biraz daha iyi ve derinden anlamaktaydılar.
    alıntı
    (bkz: çanakkale savaşı ndan firar eden 60 bin asker)
    evet, ihanetler belki cezasını buluyordu ama araplar’ın hainliği sebebiyle dökülen türk evladı kanı son bulmuyordu…

     

    14 Mayıs 2015 Perşembe

    Keme Nedir Kemenin Faydaları Nelerdir


    Keme Nedir Kemenin Faydaları Nelerdir

    Keme-Terfesia

    Keme halk arasında Tomalan olarakta bilinen bir mantar türüdür.Ülkemizde her bölgede rutubetli nemli yerlerde,meralar,ormanlar ve çayırlık alanlarda kendiliğinden yabani olarak yetişir.Yemek olarak pişirilip yenildiği gibi kurutulup ilaç olarakta kullanılır.İlkbaharda daha çok görülen ve toplanan bir mantardır.Kırmızı ete yakın proteine sahip çok besleyici bir özelliğe sahiptir.



    Vücuda dinçlik vermeye,cinsel gücü artırmaya,sperm sayısını ve kalitesini artırmaya,kansızlığa,solunum yolları hastalıklarına,kaşını ve kurdeşene ve göz iltihabına faydalıdır.

    Tazesi yemek olarak pişirilip yenir,kendi öz suyu sıkılarak göze bir kaç damla damlatılarak göz kaşıntısı ve iltihabına karşı kullanılır.

    10 Mayıs 2015 Pazar

    Dünya Üzerinde Açıklanması Zor 12 Şey

     
    Dünya Üzerinde Açıklanması Zor 12 Şey
     
    1. Owen Moa
    1. Owen Moa
    2. Longyou Mağaraları
    2. Longyou Mağaraları
                                                                                                                  
    3. Güneş Kapısı
    3. Güneş Kapısı
    4. L'anse aux Çayırları
    4. L'anse aux Çayırları
    5. Göbekli Tepe
    5. Göbekli Tepe
    6. Voynich Yazıtları
    6. Voynich Yazıtları
    7. Yonaguni Tapınağı
    7. Yonaguni Tapınağı
    8. Taş Devri Tünelleri
    8. Taş Devri Tünelleri
    9. Costa Rica Top Taşları
    9. Costa Rica Top Taşları
    10. Bitmemiş Dikilitaş
    10. Bitmemiş Dikilitaş
    11. Mohenjo - daro
    11. Mohenjo - daro
    12. Saksaywaman
    12. Saksaywaman

    2 Mayıs 2015 Cumartesi

    Evrenin genişlemesi ne anlama geliyor?

    Evrenin genişlemesi ne anlama geliyor?
    Evrenin genişlemesi, evrenin birbirine uzak kısımları arasındaki mesafenin zaman içinde artmasıdır. Evrenin genişlemesinin tam olarak ne anlama geldiği, somut benzetmelerle daha iyi anlaşılır.


    Örneğin uzayın bir boyutlu elastik bir ip olduğunu varsayalım. Bu uzayda hareket eden cisimler, ileriye ya da geriye doğru yol alırken elastik ip esneyerek uzar. Ancak cisimlerin uzunluğu değişmez. Benzer biçimde iki boyutlu bir uzayı da her yönde esneyen elastik bir düzlem gibi düşünebiliriz. Uzay genişlerken cisimlerin arasındaki mesafeler artar ancak cisimlerin boyutları değişmez. Evrenin genişlediğine işaret eden pek çok veri vardır. Bunların en önemlilerinden biri, uzak gökadaların gözlemlenmesi ile elde edilen sonuçlardır. Edwin Hubble 1929’da yaptığı gözlemler sonucunda, istisnasız her yöndeki uzak gök cisimlerinin Dünya’dan uzaklaştığını ve Dünya’ya olan mesafe arttıkça uzaklaşma hızının arttığını göstermişti. Bu veriler, genişleyen evren modeli ile uyumludur. Kozmik artalan ışımasının zaman içinde soğuması da genişleyen evren modelini destekleyen veriler arasında sayılabilir.
    Uzak noktalar arasındaki mesafenin zamanla giderek artması, ölçek çarpanı adı verilen bir parametre ile nitelendirilir. Zamana bağlı olarak değişen bu çarpanın günümüzdeki değerinin 1 olduğu kabul edilir. Kozmolojik modeller kullanılarak geçmişe dönük yapılan hesaplar, ölçek çarpanının değerinin yaklaşık 13,8 milyar yıl önce sıfır olduğunu, yani bugün aralarında büyük mesafeler olan noktaların 13,8 milyar yıl önce birbirine çok yakın olduğunu gösterir. Bu durum bugün içinde bulunduğumuz evrenin, Büyük Patlama sonucunda oluştuğuna işaret eder.
    Genişleme hızının mesafeye bağlı olarak değişimi Hubble sabiti kullanılarak hesaplanabilir. Değeri zamanla değiştiği düşünülen bu sabit, günümüzde H0=67,15 (km/s)/Mpc’dir. Bu değer, gözlemciye olan mesafe bir milyon parsek (parsek=3,26 ışık yılı) arttığında genişleme hızının saniyede 67,15 kilometre arttığı anlamına gelir. Özel görelilik kuramı hiçbir cismin ışıktan daha hızlı hareket edemeyeceğini söylese de, bu durum evrenin genişleme hızına herhangi bir sınır koymaz. Örneğin bize 4,5 milyar parsekten daha uzak olan gökadaların bizden uzaklaşma hızı, ışık hızından daha büyüktür. Eğer evrenin genişleme hızı gelecekte azalmazsa, bugün bu gökadalardan yayılan ışık hiçbir zaman Dünya’dan gözlemlenemez. Ancak bu gökadalardan uzak geçmişte yayılan ışığın Dünya’ya ulaşması mümkündür.
    Ölçümler, evrenin genişleme hızının 5 milyar yıl öncesine kadar azaldığını daha sonra ise artmaya başladığını gösterir. Evrenin genişleme hızının azalması kütleçekiminin etkisine bağlanabilir. Evren genişledikçe maddeler arasındaki mesafe arttığı için kütleçekiminin etkisi azalır. Evrenin genişleme hızındaki artışı açıklamak içinse karanlık enerjinin varlığı öne sürülmüştür. Kütleçekiminin aksine karanlık enerjinin etkisi evren genişledikçe azalmaz.
    Kaynak
    http://www.bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/evrenin-genislemesi-ne-anlama-geliyor