7 Aralık 2014 Pazar

Tarihin En Meşhur 10 Haini

10
Mordechai Vanunu
1980′li yıllarda İsrail’de nükleer teknisyen olarak çalışan Vanunu, 1986 yılında İsrail’in elinde bulunan nükleer silahlarla ilgili bilgi verdi. Ardından Mossad tarafından yakalanan Vanunu, 11 yılı hücre hapsi olmak üzere toplam 18 yıl hapis yattı. Çıktığında ise Nobel Barış Ödülü aldı ve “Tek istediğim özgürlük ve sadece özgürlüktü.” dedi.
9
Gaius Cassius Longinus
Roma İç Savaşı’nda Optimates ve Pompey’le beraber savaşan senatör Longinus, Pompey’in Pharsalus Savaşı’nda yenildiği haberleri üzerine, Çanakkale Boğazı’na kaçtı fakat çok geçmeden Sezar tarafından yakalandı. Roma’ya döner dönmez bütün yetkileri elinden alındı ve kendinden daha kıdemsiz olan Brütüs’e verildi. Buna oldukça sinirlenen Longinus, aralarında Brütüs’ün de bulunduğu yandaşlarıyla beraber 15 Mart M.Ö.44 tarihinde Sezar’a saldırı düzenlediler ve 23 kez bıçakladılar. 2 yıl sonra Longinus da intihar etti. Dante’nin Inferno adlı eserinde, Cassius cehennemin tam ortasında ve sonsuza kadar Şeytan’ın üç ağzından biri tarafından çiğnenecek 3 kişiden biridir.
8
Yehova İşkaryot
İşkaryot latince “katil” anlamına gelen kelimedir ve şüphesiz ki kendisi tarihin en büyük hainlerinden biridir. Son akşam yemeğinde İsa’yı 30 gümüş karşılığında Sanhedrin’e satmıştır. Daha sonra yaptığından pişman olarak intihar etmiştir. İşkaryot’un ihanetinin nedeni olarak Roma vatanseverliği ya da para olarak görülüyor.Tıp ki Longinus gibi Dante’nin Inferno adlı eserinde, cehennemin tam ortasında ve sonsuza kadar Şeytan’ın üç ağzından biri tarafından çiğnenecek 3 kişiden biridir.
7
Malisli Efialtes
M.Ö.480 yılında Termofil Savaşı’nda Pers ordusu Yunanistan’a saldırdı. Bir milyondan fazla askere sahip Pers ordusu karşısında, Yunanistan’da Leonidas önderliğinde kısıtlı sayıda asker bulunmaktaydı. 2 gün boyunca cesurca savaşan Leonidas ve ordusu, 3.gün bozguna uğratıldı. Sebebi ise Efialtes’in Pers kralı Xerxes’e gizli patikanın yolunu gösterip, Leonidas’ı arkadan vurmasını sağlamasıydı. Yunanistan’da Efialtes ismi hem ihanetle hem de kabusla eş anlamlı kullanımaktadır.
6
Guy Fawkes
1593 yılında katolik olan ingiliz Guy Fawkes, İspanya’daki katoliklere katılıp Hollanda’lı protestanlara karşı savaştı. Daha sonra Thomas Wintour ve Robert Catesby ile tanıştı.Protestan Kral I.James’e suikast düzenlemeyi düşünüyorlardı. Parlamento binasını patlatmayı planlıyorlardı.5 kasım günü Fawkes 36 varil barutu korumaktakta iken yakalandı ve idam edildi.İngiltere’nin en büyük haini olarak görülen Fawkes “Hatırla, 5 Kasım gününü hatırla.Patlamayı, ihaneti ve komployu hatırla.Bu ihaneti unutmak için hiçbir neden bulamıyorum.” dizeleriyle hatırlandı. Bu kişi daha sonra V for Vendetta filmine esin kaynağı olacaktı.
5
Benedict Arnold
1741′de doğan ve katıksız bir vatansever olan Arnold’un ailesi ticaretle uğraşıyordu. Arnold, Amerikan davası için çalışan ve bu uğurda iki kez ağır yaralanan bir isim olarak tarihe yazıldı. Ancak Amerikan Kongresi onu onore etmediği gibi savaş uğruna harcadığı paraları da geri vermedi. Böylece Arnold için melankoli dönemi başladı ve İngiliz ajanlarının tatlı sözleriyle onlara yaklaştı. Hemen ardından Amerikalılar’a göre hayatındaki en kötü kararı aldı.Tarafını değiştirdi.İngiltere’de 60 yaşında (1801) iken öldü ve herhangi bir askeri onur notu olmaksızın gömüldü. Son yılı acı ve mutsuzlukla doluydu.Ölümünden sonra hakkında önemli bir kitap yazıldı.
4
Marcus Junius Brutus
Roma İmparatorluğu’nda senatoda görev yapan Brutus, Roma İç Savaşı’nda Optimates’le beraber Sezar’a karşı savaştı.Bu savaşta Sezar Brutus’e merhamet gösterdi ve askerlerine Brutus’e zarar vermemeleri konusunda emir verdi. Sezar’ın yönetimi sırasında birçok senatör Sezar’ın güçlenmesinden ve tüm gücü elinde bulundurmasından korkmaya başladı. Senatörlerden Brutus, Porcia ve diğerleri MÖ 44′te Sezar’a karşı hareket etmeyi kararlaştırdı. Sezar’a yapılan suikast başarılı oldu ve ölmeden önce o meşhur sözleri söyledi: “Sende mi Brutus? Öyleyse yıkıl Caeser!”. Dante’nin Inferno adlı eserinde, cehennemin tam ortasında ve sonsuza kadar Şeytan’ın üç ağzından biri tarafından çiğnenecek 3 kişiden biridir.
3
Wang Jingwei
Çin Milliyetçi Partisi olan Kuomintang’ta görev yapan Jingwei, cumhuriyet yıllarında ülkesine hizmet etti.Sun Yatsen’in yakın dostuydu ve Sun’ın ölümünde sonra parti içerisinde Chiang Kai-shek ile liderlik savaşına girdi fakat Chiang Kai-shek daha başarılıydı. 1937 yılında Japonya’nın Çin’i işgal etmesiyle beraber Japonya’nın bir kuklası olarak hareket etti ve onlar adına Çin’de hizmette bulundu. 1944 yılında Japonya’nın teslim olmasıyla beraber hayatını kaybetti. Günümüzde Çin’in en büyük hainlerinden biri olarak görülmektedir.
2
Vidkun Quisling
Norveç’li bürokrat Quisling savunma bakanlığında görev yapıyordu. 1933 yılında Milli Birlik adı altında faşist bir parti kurdu. 1940′da nazilerin Norveç’i işgal etmesiyle birlikte, Milli Birlik naziler adına çalışmaya başladı.Almanya’nın 8 Mayıs 1945 tarihinde teslim olmasına kadar nazilere hizmet etti.9 Mayıs’ta yakalandı ve idam edildi.
1
Mir Jafar
Bengal’li Mir Jafar 1757 yılında İngiltere Doğu Hindistan Şirketi’nden Robert Clive ile bir anlaşma yaptı. Buna göre Plassey Savaşı’nda Bengal’in o an ki lideri Siraj-Ud-Dalah’ı ele verecekti. Bunun karşılığında da yeni lider Mir jafar olacaktı ve Bengal İngiltere koruması kazanacaktı ve öyle de oldu. Fakat Mir Jafar İngiltere’ye 2 yıl boyunca çok fazla rüşvet verdi ve İngiltere’nin amacının tüm Hİndistan üzerinde hakimiyet sağlamak olduğunu anladı. Bunun üzerine Danimarka ile temasa geçti fakat bunu öğrenen ingilizler onu tahttan indirdi. 1765 yılında haytını kaybetti. Ölümünden sonra İngiltere bölgede üsütünlüğünü sağladı ve yaklaşık 200 yıl boyunca bu üstünlüğü sürdürdü. Mir Jafar’ın bu ihaneti İngiltere’nin Hindistan’daki hakimiyetinin başlangıcı olarak görülüyor.” Gaddar-e-Abrar” yani “inanca ihanet eden” lakabıyla anılmaktadır.
 
http://www.listemiste.com/tarihin-en-meshur-10-haini.html
 

2 Aralık 2014 Salı

Grip Nedir?

Grip Nedir?

Gripten Nasıl Korunmalı ? 

 
 
Gripten korunmanın en iyi yolu HER YIL aşı olmaktır.
Aşı ile bağışıklamanın yanısıra bazı önlemler alınarak da gribin bulaşma riski azaltılabilir.
 Bu önlemler;
  • ·Yakın Temastan Uzak Durmak
  • ·Evde kalıp dinlenmek
  • ·Öksürme ve hapşırma esnasında ağzı kağıt mendil ile kapatmak
  • ·Maske kullanmak
  • ·Elleri sık sık yıkamak
Grip aşısı  ve önemi 
İki tip grip aşısı vardır. En yaygın olarak kullanılan ve ülkemizde de bulunan grip aşısı inaktive (ölü) aşıdır .  
İki tip grip aşısı vardır. En yaygın olarak kullanılan ve ülkemizde de bulunan grip aşısı inaktive (ölü) aşıdır .  
 
Aşı 

Gribin yayılmasını önlemek
  • Ağır seyreden grip vakalarıyla oluşacak komplikasyonları ve ölümü engellemek,
  • Salgının uzun sürmesi sonucu ortaya çıkabilecek virüs mutasyonunu önlemek,
  • Hastalık nedeni ile hastaneye yatış ve yoğun bakım yatak ihtiyacını azaltmak,
  • Toplumda verilmesi gereken zorunlu hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesini sağlamak,
  • Gribe bağlı okul devamsızlığını, iş gücü kaybını ve ekonomik kayıpları önlemek açısından önemlidir.

Hastalığı geçirenlere aşıyı yaptırmanın herhangi bir zararı olmadığı gibi ek bir yararı da bulunmamaktadır.

 

Grip aşıları nasıl üretilir?Mevsimsel grip aşısının üretimi, her yıl,  Dünya Sağlık Örgütü’nün aşı içeriğinde yer alacak grip virüslerinin belirlenmesinden sonra ortalama 4-6 ay sürmektedir.
Grip aşısı 3 tip grip virüsü içerir; Grip aşılarında kullanılacak olan grip virüsleri yumurtada çoğaltılırlar. Ve sonra toplanan virüsler inaktive edilir, saflaştırılır ve kullanıma hazır enjektörler içine dolum yapılır.

 

 Grip aşısı nasıl uygulanır?

İnaktive (ölü) grip aşısı kolun omuz kısmına (deltoid kasa), kas içine uygulanır.

 

Kimler grip aşısı olmalıdır? 

T.C Sağlık Bakanlığı Grip Aşısı ÖnerileriSağlık Bakanlığı aşağıdaki gruplara giren kişilerin her yıl grip aşısı ile aşılanmasını “mutlaka” önermektedir.

Ayrıca  65 yaş üstündeki vatandaşların ve kronik hastalığı bulunanlar için her yıl Genel Sağlık Sigortası kapsamında yapılabilmektedir.

Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler:

  • 65 yaşından büyük kişiler
  • Astım hastaları
  • Şeker hastaları (diyabet)
  • Kronik akciğer hastaları (bronşit vb.)
  • Kronik kalp ve damar sistemi hastaları (koroner arter hastaları)
  • Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı – hemoglobinopati – olanlar, kanser hastaları, immünsupresif kullananlar)
  • Huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda yaşayanlar
  • Böbrek bozukluğu (renal disfonksiyonu) olanlar
  • 6-18 yaş arasında olan ve uzun süreli aspirin tedavisi olan çocuk ve adölesanlar (gençler)


T.C. Sağlık Bakanlığına Göre Grip aşısı olmaması gereken kişiler:
 

6 aylıktan küçük bebekler
  • Yumurtaya karşı anafilaktik tarzda alerjisi olanlar (yumurta yediğinde alerjik şoka girenler)
  • Hamileliğin ilk 3 ayı içinde olan bayanlar (ancak doktor tarafından gerekli olduğu tespit edilirse grip aşısı olabilirler)
Türk Toraks Derneği Grip Aşısı Önerileri
 
*Grip aşısı yapılması önerilen kişiler:
  • *65 yaş ve üzeri
  • *Kronik akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, bronş astması)
  • *Kronik kardiyovasküler hastalık
  • *Diabetes mellitus, böbrek fonksiyon bozukluğu, çeşitli hemoglobinopatileri olan ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler
  • *Yüksek riskli hastalarla karşılaşma olasılığı olan hekim, hemşire ve yardımcı sağlık personeli
  • *Grip yönünden riskli şahıslarla birlikte yaşayanlar*
  • *Güvenlik görevlileri,itfaiyeciler gibi toplum hizmeti veren kişiler
  • *Grip sezonunda gebelik
* Risk grubundaki erişkinler ve 6 aydan küçük bebekle yakın ve sürekli teması olanlar
 
http://maltepehastanesi.com.tr/icerik/86/grip-nedir.aspx
 

Omurga Sağlığı

Omurga Sağlığı
Omurgaya arkadan bakıldığında eğrilik düz durulduğunda bile fark edilebildiği gibi bazen bu denli net değildir ve ancak öne eğilme durumunda, kontroller ve röntgen filmlerinde anlaşılabilir.

Skolyozun Belirtileri Nedir? * Skolyozda bel ağrısı olması gerekmez. Skolyozu olan çocukta bel veya sırt ağrısı olduğunda ağrının başka nedenleri de hekim               tarafından araştırılmalıdır.
* Bir omuz diğerinden daha yüksektir.
* Tek tarafta kürek kemiği çıkıntısı daha dışarıya doğrudur.
* Kaburgalar tek tarafta daha yüksektir.
* Bel dengesiz görünür.
* Vücut bir tarafa doğru eğik durur.
* Bir bacak diğerinden daha kısa görünür.

Skolyoz ‘un Ortaya Çıkma ŞekilleriDoğuştan olabilir (konjenital). Bu durum genellikle omurgadaki bir kusura veya birbirine kaynamış kaburgalara bağlıdır.
Polio (çocuk felci), beyin felci veya kas distrofisi (erimesi) gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir (paralitik). İdiyopatik (sebebi bilinmeyen) olabilir. Daha önce düzgün olan bir omurgada, bilinmeyen bir sebeple ortaya çıkabilir.
İdiyopatik skolyoz skolyozun en sık görülen formudur ve kalıtsal bir sebebi olabileceği düşünülmektedir. En sık genç kızlarda, ergenlik çağının hızlı büyüme döneminde ortaya çıkar. Muayene sırasında, bir omuzun diğerinden daha yukarıda olduğunun farkedilmesi durumunda skolyoz olabileceği düşünülmelidir.

Uzun süre oturma veya ayakta durma sonucunda omurgada yorulma olabilir. Bağların zorlanması sonucu devamlı ağrı duyulabilir. Omurga yana doğru eğildikçe, dengeyi koruyabilmek amacıyla, ters yöne doğru ikinci bir eğrilik oluşabilir. Omurgadaki ilk eğrilik ne kadar büyük ise, büyüme tamamlandıktan sonra durumun daha da ilerleme ihtimali o kadar fazladır. Aşırı skolyoz (omurgada 60 dereceden daha fazla eğrilik) solunum problemlerine sebep olabilir.

TedaviGözlem: 20 derecenin altında ve iskelet gelişimi tamamlanmaya yakın hastalarda sadece gözlem ve belirli aralıklarla kontrol yeterlidir.
Korse: Korsenin amacı eğimin artışının engellenmeye çalışılmasıdır. Korse özellikle eğimin 30 derece civarında olduğu ve büyümenin devam ettiği çocuklarda etkilidir. Korse etkisi 40 derece üstü eğriliklerde ve iskelet gelişimi tamamlanmasına uzun yıllar olan çocuklarda azalmaya başlar.
Cerrahi: Eğim 50 derece üzerinde ve çocuk hala büyüyorsa cerrahi kaçınılmazdır. 50 derece üzeri eğrilikler büyüme sona erdikten sonra da oldukça az olsa da artmaya devam eder. Bu sebeple ilerideki komplikasyonları önlemek, görüntü açısından cerrahi seçeneği iyi değerlendirilmelidir.

Kifoz
Kifoz, sırtın üst kısmının (torasik omurga) ileriye doğru yuvarlaklaşmasıdır. Yuvarlanmanın bir ölçüde olması normaldir, ancak "kifoz" terimi genellikle 40 ila 45 dereceden daha fazla olan, abartılı bir yuvarlanmayı ifade eder. Bu şekil bozukluğuna yuvarlak sırt veya kambur adı da verilir.

Hafif kifoz vakaları az sayıda soruna neden olabilir. Ancak ağır vakalar, akciğerlerinizi, sinirlerinizi ve diğer dokularınız ile organlarınızı etkileyerek, ağrıya ve başka sorunlara neden olabilir. Kifoz tedavisi, kıvrıklığın nedenine ve etkilerine bağlıdır. Tedaviler, fiziksel terapiden destek aletlerine, cerrahi müdahaleye kadar uzanabilir.

Belirtiler ve Semptomlar
Hafif vakalarda, kifoz fark edilebilir hiçbir belirtiye ya da semptoma neden olmayabilir. Öte yandan, belirtileri ve semptomları aşağıdakileri içerebilir:

* Kambur durmak veya kamburluk
* Hafif sırt ağrısı
* Omurgada tutukluk veya acıma
* Yorgunluk

Nedenleri
Farklı kifoz türlerinin nedenleri farklıdır.
Çocuklarda ve ergenlerde en yaygın olan türleri arasında aşağıdakiler yer alır:

Postüral Kifoz
Bu tür, temel olarak yetişkinlik döneminde görünür hale gelir. Postüral kifozun başlangıcı genellikle yavaştır. Kızlarda erkeklere oranla daha yaygındır. Kötü beden duruşu veya kambur durmak, omurgadaki kirişlerin esnemesine ve omurgadaki kemiklerin (omurların) anormal bir biçim almasına neden olabilir. Postüral kifoza çoğu zaman omurganın alt kısmında (lumbar) aşırı derecede içbükey bir eğri (hiperlordoz) eşlik eder. Hiperlordoz, vücudun omurganın üst kısmındaki abartılı dışbükey eğriyi telafi etme yoludur.

Scheuermann Kifoz

Postüral kifoz gibi, Scheuermann kifozu da, genellikle ergenlik döneminde, çoğu zaman kemiklerin hala büyümekte olduğu 10 ila 15 yaşları arasında ortaya çıkar. Scheuermann hastalığı olarak da adlandırılan bu hastalık, erkeklerde kızlara göre iki kat daha yaygındır. Hastalık başlangıcına genellikle hafif olan ağrı ve yorgunluk eşlik edebilir. Öte yandan, postüral kifozun aksine, Scheuermann kifozu omurları deforme ederek, röntgen filmlerinde dikdörtgen yerine kama şeklinde görünmelerine neden olabilir. Durumdan etkilenen omurlarda, Schmorl düğümleri olarak bilinen başka bir bulgu da yer alabilir. Bu düğümler, omurlar arasındaki yastığın (disk), omurun altı ve üzerindeki kemik aracılığı ile baskı yapması sonucunda meydana gelir. Scheuermann kifozunun nedeni bilinmemektedir, ancak genellikle aileden gelen bir vasıftır. Kifozun bu türünün bulunduğu bazı kişilerde, bir yandan diğer yana uzanan bir eğri oluşmasına yol açan bir omur deformitesi olan skolyoz da bulunur. Çocukluk çağında Scheuermann kifozuna yakalanan yetişkinler, yaşları ilerledikçe daha fazla ağrı yaşayabilirler.

İrsi Kifoz
Ceninin gelişmesi esnasında omurga sütununda meydana gelen yanlış biçimlenme bazı bebeklerde kifoza neden olur. Çok sayıda omur bir arada kaynayabilir ya da kemikler gereken şekilde oluşmayabilir. Bu kifoz türü, çocuk büyüdükçe daha kötüye gidebilir. İrsi kifoz, travma ve enfeksiyondan sonra, vücudun alt kısmının felç olmasının (parapleji) en yaygın nedenidir.

Yetişkinlerdeki Nedenleri
Yetişkinlerde, kemiklerin inceltici hastalık olan kemik erimesi, omurlarda, kifoz ile sonuçlanan, sıkışmaya bağlı kırıkların oluşması ile bağlantılı olabilir. Omurganın kıvrılmasına yol açarak, ya kifoz ya da skolyoz ile sonuçlanabilecek olan diğer bozukluklar arasında aşağıdakiler bulunur:
Omurgada dejeneratif arterit, omurgadaki kemiklerin ve disklerin durumunun kötüleşmesine neden olabilir.

Risk Faktörleri

Belirli kişilerden oluşan gruplar daha yüksek kifoz riski altındadır:

Duruşu kötü olan, ergenlik çağındaki kızlar daha büyük postürel kifoz riski altındadır.
10 ila 15 yaşları arasındaki erkek çocuklar daha büyük Scheuermann kifozu riski altındadır.
Osteoporozu olan yaşı ilerlemiş yetişkinler, kifoza neden olabilecek omurga kırıkları konusunda daha yüksek risk altındadır.

Ne Zaman Tıbbi Yardım Alınmalı

Kifoz çoğu zaman hiçbir belirti ve semptoma neden olmadığından ötürü, rutin fiziksel muayeneye kadar ya da okulda yapılan skolyoz taramasına dek fark edilmeyebilir. Öte yandan bazı kişiler, ağrıyı fark edebilir ya da kifoz, omuzların fark edilebilir biçimde yuvarlanmasına ya da sırtın üst kısmında kambur oluşmasına sebebiyet verebilir.

Eğer kifozun belirtilerinden herhangi birini görürseniz çocuğunuzu muayene ettirin. Ayrıca, eğer sizde herhangi bir belirti görülürse, osteoporoza yönelik kemik yoğunluğu testi gibi, başka bir incelemeye ihtiyacınız olup olmadığının belirlenmesi için muayene yapılması amacıyla doktorunuza görünün.
 
http://maltepehastanesi.com.tr/icerik/76/omurga-sagligi.aspx

1 Aralık 2014 Pazartesi

Öfkenizi nasıl kontrol edebilirsiniz?

Öfkenizi nasıl kontrol edebilirsiniz?
Son zamanlarda kızgın olabilirsiniz.  Eğer öfkelendiğiniz anlarda yastık yumruklamanın sizi rahatlattığına inanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü araştırmalar bu durumun öyle olmadığını gösteriyor. İşte öfke hakkındaki araştırmanın ilginç sonuçları...
Öfkenizi içinize atmak zararlı mı?
Kızgın mısınız? Öfkenizi göstermenin, yastık yumruklamanın sizi rahatlattığına mı inanıyorsunuz? Araştırmalar tam da böyle olmadığını söylüyor.
Sağlığınız açısından öfkenizi bastırmamanız gerektiği yönünde nasihatlerle çok karşılaşmışsınızdır. Öfke bastırmanın vücudunuz için zararlı olduğuna, kalp sorunlarına, en azından mide ülserine yol açacağına inanılır. Öfkenin kontrol edilmesi konusunda yapılan araştırmalar ne sunuyor bize?
Ülser konusunu ele alırsak, öfkelendiğinizde ister odanın içinde dört dönün ister bir köşede içten içe kaynayın yine ülseriniz olabilir. Stresin etkileyici bir faktör olduğu düşünülse de, öfkenizi göstermenize ya da bastırmanıza bağlı olduğuna dair net bir veri bulunmuyor. Artık birçok ülsere Helicobacter pylori adlı bir bakterinin ya da uzun dönemli kortizonsuz iltihap ilaç kullanımının yol açtığı biliniyor.
Kalp hastalıkları bakımından ise veriler çok daha karmaşık. 2000 yılında Kuzey Carolina Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, öfkelenme eğiliminin güçlü olduğunu belirten 13 bin hasta birkaç yıl sonra yeniden inceleniyor. Bu hastaların tansiyonları normal olmakla beraber, sık sık öfkeden gözü karardığını söyleyenlerde, kalp krizi riskinin gelecek yıllarda üç kat arttığı sonucuna varıldı. Fakat Doğu Londra Üniversitesi’nden Mark McDermott ise öfkelerini açığa vuranlarda kalp hastalıklarına daha sık rastlandığını açıklıyordu.
Öfkenizi gösterin
Bu anlaşılır bir durum olabilir; çünkü bazı psikolojik mekanizmaların öfke sergilemek için kullanılmasının sorun yarattığı biliniyor. Öfkelendiğinizde yüzünüz kızarır, çeneniz kilitlenir, kalbiniz de hızla çarpmaya başlayarak kavgaya ya da kaçmaya hazır hale gelir. Fazladan enerjiye ihtiyaç duyabilirsiniz diye vücudunuz yumuşak kaslardan yağ çekerek hazırlık yapar. Bu yağ asitleri kullanılmadığında damar çeperlerine yapışır; böylece kalp hastalıkları için risk haline gelir.
Tansiyonunuzun her fırlayışında, atardamarlarda küçük yara dokuları oluşur ve bunlar da kalp hastalıklarına katkıda bulunabilir. Bu olayların sık tekrarlanması halinde, üstelik kişide kalp ve damar hastalıkları da varsa tehlikeli olabilir. Ani tansiyon yükselmelerinde damar çeperlerindeki yağ birikintisi kopup damardaki kan akışını durdurabilir. Bu şekilde kalbe kan akışı durduğunda kalp krizi, beyne kan akışı durduğunda ise inme tehlikesi söz konusu olur.
Fakat diğer araştırmalarda öfke ile kalp hastalıkları arasında bir bağlantı bulunamadığı gibi, tansiyon hastalarının öfkelerini bastırmasının daha olası olduğuna dair veriye de rastlanmamıştır. Araştırmalarda kalp hastalıkları ve öfke ifadesinin ölçümü için öyle farklı yöntemler kullanılır ki kıyaslama yapması zordur.
Bu soruna açıklık getirmek amacıyla İsrailli araştırmacı Giora Keinan sadece insanların ne kadar sık öfkelendiğini değil öfkenin dozunu da inceledi. Vardığı sonuç şu oldu: En iyisi kendinizi net olarak ifade edecek şekilde çok öfkelenmek, ama bunu sık sık yapmamaktır. Keinan, bu şekilde stresin azaldığı, bağışıklık sisteminin güçlendiği ve daha sağlıklı olunduğu sonucuna vardı.
Önemli olan bir diğer etken de öfkenizi nasıl ifade ettiğiniz. Kanada’da yapılan bir araştırmada, tesadüfi seçilen 785 yetişkin on yıl boyunca takip altında tutuluyor ve şu sonuca varılıyor: Öfkesini yapıcı bir şekilde ve bir şeyin yapılması için ifade eden erkeklerin kalp hastalıkları riski azalıyor. Kadınlarda ise fark görülmüyor. Fakat hem kadınlarda hem de erkeklerde, kendilerini haklı çıkarmak için başkalarını suçlama yolunu tutanlar daha fazla kalp hastalığıyla yüz yüze geliyor.
Sonuç ne?
Araştırmalar net bir sonuç vermese de öfkemizi boşaltmak, biraz rahatlama olanağı sağlayacak ve iyi gelecektir diyebilir miyiz peki?
Bazı terapistler insanlara yumruklaması için yastık uzatır, ama bu her zaman iyi bir yöntem olmayabilir. Aslında bu öfke duygusunu daha da arttırır. Bir araştırmada, denekler, yazdıkları bir makale hakkında “gördüğüm en kötü yazıydı” türünden aşağılayıcı bir şekilde eleştiriye tabi tutulmuş. Sonra bunların yarısına, yumruklayıp öfkelerini boşaltmaları için birer yastık uzatılmış. Bunun işe yaradığını söylemişler. Fakat daha sonra rakiplerinden birini yüksek sese maruz bırakma şansı verildiğinde, diğer gruptakilerden daha yüksek ses kullandıkları görülmüş. Böylece yumruklama işinin onları sakinleştirmek yerine daha saldırgan kıldığı sonucuna varılmış.
Aynı araştırmacılar, denekleri ayrıca duygu hallerini bir saatliğine donduracak bir ilaç verildiği konusunda ikna edilmiş. Bu kişiler daha sonra sinirlendirildiğinde çok daha azı yastık yumruklama yöntemine başvurmuş. Araştırmacılar buradan şu sonuca varmış: Kendimizi daha iyi hissedeceğimiz inancıyla bu tür yöntemlere başvuruyoruz aslında.
O halde bütün bunlardan ne sonuç çıkarabiliriz?
  • Öfkenizi içinizde tutmanın size pek bir zararı olmaz;
  • arada bir patlamak da iyi olabilir;
  • önemli olan öfkelenmek değil, ne şekilde ve hangi sıklıkta öfkelendiğinizdir.

Kaynak: http://www.bbc.co.uk/turkce

Kendinden emin çocuk nasıl yetiştirilir?

Kendinden emin çocuk nasıl yetiştirilir?

İnsanların çok büyük bir kısmı çocukluk ve gençlik dönemlerinde çev­relerinin kendilerine verdikleri türlü psikososyal yaklaşımlara göre bir yön buluyor. Pekiyi öyle ise çocuklara güven duygusu kazandırabilmek için ne yapacağız. İşte uzmanından çocuğunuz için özgüven geliştirici öneriler...
Çocuklara Güven Duygusu Nasıl Verilmelidir? 
Güven duygusu yeterli olmadan ba­şarılara imza atabilmek öyle kolay bir şey değildir. Çocuklar ve gençler he­nüz yetişkin değillerdir. Psikososyal yönden erginliğe ve olgunluğa ulaşmış değillerdir. O, adı üzerinde çocuktur. Çocuk ile yetişkinlik arasında bir ko­numdadır. Bir erişkine çocuk denilse bu yerine göre hakaret kabul edilebi­lir. Çünkü çocuk tabii ki olgunlaşmamış, gelişmesi devam etmekte olan anlamlarındadır. Çocuklar ve gençler henüz psikososyal gelişim evreleri içersinde olduklarından elbette o anne, baba, ebeveyn, öğretmen, idareciler vd. gibi kimselerin yardımları­na, sevgilerine, yerine göre korumalarına ihtiyaç duyacaktır. Ona güven duy­gusunu vermede bu insanlar usta olmalıdırlar. Çocuğun ve gencin sosyal çevresini oluşturan bu bireyler onlara güven duygusu vermekle de görevli­dirler.
Annelik, babalık, öğretmenlik, ebeveynlik, idarecilik tek kelimeyle onun büyüğü olmak kolay değildir. Bunun sorumlulukları vardır. Bu sosyal çevre bireyleri çocuklara ve gençlere güven duygusu aşılayabilecekler yahut da bu­nu beceremeyeceklerdir. Bazı çocuklar ve gençler de kendi kendilerine gü­ven duygusu kazanabilme de yetenekli olabilirler. Bu doğuştan getirilen tür­lü yeteneklere de bağlıdır. İnsanlar içersinde deha seviyesinde olabilen değerler de pek seyrek de olsa çıkmaktadır. Böyle özelliğe sahip insanlar için durum farklıdır. Ama böyle yüksek yeteneklere sahip kimseler is­tatistik olarak söylersek son derece azınlıktadır. "Aşığa Bağdat sorulmaz ufukları aşar gider" şarkı sözünde belirtildiği gibi, onlar adeta burada belir­tildiği şekilde hedeflerini aşıp gidebileceklerdir. Deha seviyesine ulaşmış, nice değerli dünya liderleri vardır ki hiç uygun olmayan şartlarda yetişmiştir, yine de evrene damgasını vurabilmiştir. Bunları olumlu işler yapmış büyükler için söylemekteyiz. Olumlu işler yapmamış fakat o da dünyada ün­lü olmuş, dünyayı kana bulamış nice başka özellikteki bireylerde vardır ki bunların anlatıldığı yer psikopatoloji kitaplarıdır. 
Özetle şunlar verilebilmelidir:
1. Onun bizim çocuğumuz, gencimiz olduğundan dolayı sevinç ve mutluluk duyduğumuzu onlara şu veya bu şekilde hissettirebilmeliyiz. Şu veya bu şe­kilde ne demektir. Yani her vesileyle anlamındadır. Onlarla konuşmalarımız­da, onlardan beklentilerimizde vs. Her türlü fırsatı kullanarak yeri, geldiğin­ce her vesileyle bunu yapabilmeliyiz. Onun bizim çocuğumuz bizim genci­miz olduğundan dolayı normal olarak sevinç ve haz duymamız normaldir. Bu sevinci ve hazzı duyamamak anormalliktir. Normalde herkes çocuğunu gencini sever ve sevmelidir de, onun sevilmeyecek davranışları ve halleri varsa da yine bu sevgi karşılıksız olarak sürdürülmelidir. Sevginin bir tarifi de karşılıksız verilmesi gereğidir. Zaten çocuk ve genç artık sevilmeyecek tu­tum ve davranışlar içersine girmişse bunda onu yönetenlerin de durumları, onunla etkileşimleri de yerine göre suçlanmalı, eleştirilmelidir. Aile "Ben bu çocuğumdan yahut gencimden dolayı sevinç ve mutluluk duymuyorum, o benim canıma yetti" diyebilir.
Hemen belirtelim ki bu normal bir ifade değildir. Çocuk ve genç elbette başta ailesi olmak üzere çevresine beraberinde bazı fedakârlıkları da yap­maları görevini verecektir. Ama bunu bir fedakârlık olarak değil de görev olarak yapmak gereklidir. Biz yetiştirenlere olan borcumuzun bir bakıma ödenmesidir bu. Bizleri nasıl ki yetiştirdilerse biz de çocuklarımızı gençleri­mizi yetiştireceğiz ki böylece biz de toplumumuza karşı ve yapmamız gere­ken görevlerden birisini daha yapmış olabilelim. Çocuk sahibi olmak iste­yen insanların belki büyük bir kısmı "Bir çocuğum olsun toplumumuza kar­şı görevlerimi yapayım, ailem beni nasıl yetiştirdiyse ben de böylece onlara karşı borcumu ödeyeyim" gibi düşünmeyebilir.
Öyle ise çocuğa ve gence güven duygusu verebilmenin birinci yolu onunla olmaktan dolayı duyguları­mızın olumlu olduğunun ona hissettirilmesi olayıdır. Çocuk ve gencin ken­di kendine güven duymasında bu bize göre en önemli ve birinci olarak bi­linmesi gereken husus olmaktadır. Çocuk ve genç "annem, babam, ailem beni seviyor, ben ailenin önemli bir üyesiyim, ben olmazsam onlar pek üzü­lür, perişan olurlar, ben aranan istenen bir kimseyim" diyebilmelidir. Bu duy­gu onlara kazandırılmalıdır.
2. Çocuk ve genç yenilgiye düşülmeden daha çok sevilmelidir. Yani çe­şitli sabırsız davranışlarla onlar eleştirilip durulmamalıdır. Sevginin yalnız çocuk ve gençler için değil tüm insanlar için gerekli bir ihtiyaç olduğu bilin­melidir. Konuyu uzatmak istemiyorum ama sevgi hayvanların, bitkilerin bile çok ihtiyaç duydukları özel ve güzel bir kavramdır. Sevgi ile hayvanla­rın ıslah edildiğine dair örnekler çoktur. Yalova'da bir serada yani çiçek ye­tiştirilen camlı odalarda, bir bahçıvan hem işini yapar ve hem de radyodan sık sık şarkı türkü dinlermiş, radyonun sesinin ulaştığı yerdeki çiçeklerin da­ha güzel büyüdüğünü gözlemiş, uzmanlar olayı incelemişler ve anlamlı bir şekilde şarkı sesi ile büyüyen çiçeklerin daha güzel ve kaliteli olduğu gerçe­ğini tespit etmişler. Ben bir hayli duydum, sayın okuyucularımızdan da du­yanlar olmuştur, evlerinde çiçek yetiştiren bahçıvanlığa meraklı kimi ha­nımlar çiçekleri ile konuşuyorlarmış onlara güzel olduklarını söylüyorlarmış, onları seviyorlarmış, böyle yapıldığında çiçeklerin daha iyi gelişme göster­dikleri görülüyormuş.
Sonuç şudur: sevgi bu kâinatın temel taşlarındandır. Sevgisiz hiçbir şey olmaz denilebilir. Burada da çocuklara ve gençlere kendi kendilerine güven duyabilmeleri için yenilgiye düşmeden yani usanmadan, bıkmadan, zaaf göster­meden, unutuvermeden yeterli sevgi gösterilebilmelidir, verilebilmelidir.
Sevgi nedir, sevgi nasıl gösterilir diye de sorulacaktır. Son derece yerinde sorudur. Sevmek hak­kını vermektir. Çocuğun ve gencin ailesi üzerindeki hakkının ne olduğu in­celenmeli, öğrenilmelidir ve çocuklara ve gençlere bu hakları verilmelidir. Birinci hakları çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları konularında ebeveynlerinin ve kendisine vasilik eden­lerin bilgili ve duyarlı olmalarıdır. Hak demek yalnız parasal meseleler için anlaşılmamalıdır.
3. Daha çok sevgiye ihtiyacı olan çocuk ve gence daha çok sevgi göste­rilmelidir. Eğer bunlar kardeş ise, aralarında kıskançlık duygusunun geliş­memesi için bu sevgi bir diğerinin olmadığı zaman daha çok verilmek sure­tiyle yerine getirilmelidir. Bu da açıktır. Biraz süratlenmek için artık uzun açıklamalara girmeyeceğiz. Çünkü daha anlatılması gereken pek çok konu­muz bulunmaktadır. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki her çocuğun ve gencin sevgiye ihtiyaçları farklı farklı olabilmektedir. Belki kaba bir benzet­me ama bir fikir verebilir. Bazı insanlar bir kap yemekle doyarlarken bazıla­rı da biraz daha yemek isteyebilir. Buna benzetilebilir. Herkese doyana kadar yemek vermek gibi bir benzetme yapabiliriz. Ama söylediğim gibi yemek ile sevgi aynı kefeye konulmamaktadır. Bu sadece bir örnektir. Öyle ise sevgide kısırlık, cimrilik yapılma­malıdır.
Bu yapılırken de çocukların ve gençlerin aralarında bir kıskançlık doğma­masına azami özen de gösterilmelidir. Sevgi kuvvettir. Sevgi karanlık yolları aydınlatan bir ışıktır. Bu ışık ile güven duygusu arasında kuvvetli "bir bağ var­dır. Sevilen, ilgi gören, sevgiye doyan çocuklarda güven duygusu daha ça­buk gelişmektedir. Kendine güven duygusu olmayan çocuk ve gencin de ha­yatta başarılı olması hayli zordur. Yetişkin psikiyatrisinde de kendi­ne güven duyamamak sorunuyla hekime gelen vakalar sayı olarak az değil­dir. İncelendiği zaman görülmektedir ki o kimse sevgiden uzak kalmış, ço­ğu zaman da hep aşağılanmış, hor görülmüş kimselerdir. Karıkoca ilişkile­rinde de bu hal sıkça görülebilmektedir.
4. Meşgale terapisi yapılmalıdır. Yani çocuklar ve gençlerin boş zamanla­rı kendileri, aileleri ve çevre için en faydalı bir şekilde değerlendirilmelidir. Eli boşluk çok kötü bir olaydır. "Eli boşluk her kötülüğün anasıdır" diye çok güzel bir atasözümüz de vardır. Çocukların ve gençlerin kendilerine güven
duyabilmelerinde meşgale terapisi (occupational therapy) meşguliyetle tedavi etmek oldukça yaygındır. Boş zamanı olmayan dünyada belki hiç kim­se bulunmayacaktır. Herkesin kendine göre bazı boş zamanları olabilecek­tir. Bunları en yapıcı bir şekilde değerlendirmek için de güzel planlar yapılabilmelidir. Mutluluk, kendine güven başarısının üzerindedir. İnsanın mutlu olabilmesi için, kendine güven duyabilmesi için önce başarması lazımdır. Tembel tembel oturan bir insanın kendi kendine güveni haliyle giderek körlenecektir.
5. Yarı meslek ağırlığında bir uğraş türü olan hobi'ye çocuğun ve gencin sahip olabilmesi için aileler çok gayret etmelidirler. Herkesin kendi­ne göre bir mesleği, uğraşı olanı vardır, olmalıdır, olabilir. Hobi yarı meslek ağırlığında bir uğraş türüdür. Yani insan bu hobisiyle para kazanmaz ama ileride başı sıkıya gelirse bu hobisi sayesinde kendisine bir başka ekmek ka­pısı bulabilir. Örneğin bir doktor bu hekimlik mesleğinin yanında iyi bir bes­teci ve müzisyen olabilir. Bir nevi arabanın el freni gibi diyebiliriz. Büyük fren tutmazsa, el freni bir dereceye kadar yardımcı olabilir. Çocuğun ve gencin kendi kendilerine gü­ven duyabilmeleri için boş zaman faaliyetlerinin daha üstünde olan yarı meslek ağırlığında bir uğraş türlerinin becerilerinin olabilmesi çok faydalı­dır.
Buna daha açık bir ifade ile ikinci bir meslek de diyebiliriz. İnsanın ikin­ci mesleğinin olması güven duygusu kazanabilmelerinde oldukça faydalıdır. Unutulmamalıdır. Görüldüğü gibi bunlarda çocuk küçüklüğünden itibaren düşünülmelidir ve aileleri tarafından yapılabilmelidir. Güven duygusu "ken­dine güven duy" demekle olmamaktadır. Bunun da bir alt yapısı vardır. Eğer ol demekle oluverecek olsaydı bunca terapistlik alanlarına ne ihtiyaç ola­caktı.
6. Çocuğun ve gencin ailesinin, özellikle anne babasının birbiriyle iyi ge­çinen insanlar olması bunların kendi kendilerine güven duyabilmelerinde ciddi önemli unsurlardan birisidir.
Kan-koca arasında geçimsizlik olabilir, olmaması iyidir ama ne yazık ki olabilmektedir. Bir dereceye kadarı olağan sayılabilir. Çünkü iki değişik kişi­lik bir arada yaşamaktadır vs. Ama bunlar normal hayatı sarsmamalıdır. Bizim eşe tavsiyemiz şudur. Kan-koca olarak birbirinizle ilgili sorunlarınızı ço­cukların olmadığı zamanlarda konuşunuz. Örneğin o uyurken olabilir, çocuk okuldayken de olabilir. Ama çocuğun yahut gencin yanında kan-koca sorun­larınızı ortaya dökmeyiniz. Münakaşa etmeyiniz. Bunun çocuklarınız ve gençleriniz üzerine çok zararı olacaktır. Dolayısıyla bu zarar dönüp dolaşıp yine size fatura edilecektir. Kan-koca her zaman tartışıp durmamalıdır. Karı-koca pürüzlü meseleler varsa bunları görüşmeleri için haftanın belli bir gün ve saatini belirlemelidirler, örneğin her salı saat 22.00-24.00 arasında bir gündemle toplanılması gibi, bu süre içersinde görüşülecek meseleler eşler tarafından bir kağıda notlar halinde yazılır ve toplantı günü geldiği zaman bunlar sıra ile ele alınır ve görüşülür. Nasıl ki işyerimizde her zaman toplan­tı olmamaktadır. Haftanın, ayın muayyen gün ve saatinde yapılması gibi, bu­rada da böyle bir takvim söz konusu olabilmelidir. Böylece o toplantı günü­ne kadar zaten çok meseleler güncelliğini kaybedecektir, belki unutulacak­tır. Eğer öyle olmazsa da o zaman toplantıda enine boyuna tıpkı işyerlerimiz-de yaptığımız toplantı gibi ciddi boyutlarda gerçekleştirilebilecektir. Bu gü­zel bir yöntemdir. Sonuçta çocuğun ve gencin kendi kendilerine güven duyabilmeleri için anne ve babalarının birbirleri ile iyi geçinmeleri çok gerekli ve fayda­lıdır. Karı-koca kavgalarının çocuklar üzerindeki olumsuz yönlerinin başla­rında onların kendi kendilerine güven duygularını zedelemesi olduğu unu­tulmamalıdır.
7. Aile, çocuklar ve gençler arasında eşitliğe değil adalete riayet etmeli­dir. Bu ne demektir? Kardeşler arasında-tabii eğer kardeşler varsa- eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir. Bunun onların kendilerine güven duymalarıyla olan ilişkileri şöyledir:
Diyelim yedi ve oniki yaşlarında iki çocuğu olan bir aile vardır. Yedi yaşın­daki çocuğun ihtiyacı yaşı beş yaş daha ileri kardeşinden farklı olabilecek­tir, örneğin küçüğe çikolata büyüğe harçlık olabilir vs. büyüğe büyük, küçü­ğe küçük hediye verilmelidir. Herkesin ihtiyacı oranında, durumuna uygun değerlendirme yapılmalıdır. Bir memur ile onun amiri, müdürü durumunda olan iki kimsenin aynı ücreti almaması gibi bir olay burada da vardır. Birisi o kadar yıl çalışmış, dereceler sahibi olmuş bir kimsedir, çocukları büyü­müştür, ihtiyaçları artmıştır vs. diğeri ile genç, yeni memurdur. Görüldüğü gi­bi burada eşitlik yoktur adalet vardır. Derslerine çok çalışmış, sorulan iyi bi­len bir öğrenci ile bunun aksi olan bir kimseye aynı notun verilmemesi de burada örnek olarak zikredilebilir. Öyle ise kardeşler arasında eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir.
Delikanlı çocuğa verilen harçlık ile çocuğa verilen harçlık elbette bir ol­mayacaktır. Adil olmak çocukların ve gençlerin kendi kendilerine güven duyabilmelerinde etkilidir. Çünkü bilinmelidir ki bu iki grup da henüz psiko-sosyal erginliğe ve olgunluğa tam olarak kavuşmuş değillerdir. Böyle olmaz ise çocuk şımarabilir, genç de üzülebilir "Kardeşimin ağabeysiyim, aramız­da bu kadar yıl yaş farkı vardır, ona da aynı para veriliyor, bana da, bu ada­let midir? Demek ki beni annem babam sevmiyor, tabii olacağı bu, zaten beni hayatları boyunca hiç sevmediler, onların varsa yoksa çocukları küçük kardeşimdir" diye düşünmesi de bir bakıma normaldir. Böyle olunca ne ola­caktır, bu gencin kendine güven duygusu iyi gelişmeyecektir. Kendine güve­ni azalacaktır.
8. Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygularının gelişebilmesi için bir diğer faktör de: Onların sosyal çevreden gerektiği şekilde karşılık görebilmeleridir. Karşılıkgörebilmek yani insanlar tarafından ciddiye alınmak, muhatap kabul edilmek, desteklenmek, beğenilmek herkes için temel psikolojik ihtiyaçlar­dan, beklentilerdendir. Bu olmaz ise elbette güven duygularının oluşması ve gelişmesi zorlaşacaktır. Gelişmiş ise de bu durumdan zarar görecektir. Bu­nun için çocuğun ve gencin sosyal çevreden ihtiyacı olan mukabele görebil­me beklentisini bilerek çaba sarf etmeliyiz. Onların çevrelerindeki kimseler­den daha farklı olabilmeleri için küçüklüklerinden itibaren kendileri buna göre yetiştirilmelidir. Örneğin akranları içersinde onun keman çalması ve müzik ile meşguliyeti ona özel bir ilginin doğmasına sebep olabilecektir. Bu da onun çevreden karşılık görme psikolojik ihtiyacını daha iyi karşılaya­caktır. Arkadaşları çevre onun için "Ne kadar güzel, bak derslerinin yanın­da bir de müzikle meşgul oluyor, keman çalıyor, konservatuara gidiyor" di­ye takdir hisleri duyabilecektir. Böyle bir hal onun kendi kendine güven duy­gusu duymasını kuvvetlendirecektir. Bu keman örneği sadece bir misaldir, elbette daha pek çok farklı becerilerin geliştirilmesi için ona kazandırılacak alışkanlıklar da burada sayılabilir.
9. Diğer konular: Çocukların ve gençlerin kendilerine güven duyabilmeleri için aileleri tarafından onlara verilmesi gereken diğer bazı hiz­metler şöylece özetlenebilir:
Onlara yaşam amaçlarının belirlenmesinde hizmet edilmesi, onlara niçin yaşıyoruz, yaşamaktan amacımız, hedefimiz, idealimiz nedir gibi konularda köklü roller verebilmeliyiz. Çocuk ve gencin belirlenmiş iyi istikbal planları olabilmelidir "Ben büyüyeceğim vatanıma, milletime, aileme, topluma hizmet edeceğim, ben büyüyeceğim iyi bir doktor olacağım" gibi hedefleri ola­bilmelidir. Hedefini bilmeyen çocuk ve gencin haliyle kendi kendine güven duygusu da iyi bir gelişme seyri gösteremeyebilecektir ve en ufak sarsıntıdan rahatsız olacaktır. Oysa iyi bir amaca doğru gittiğini bilen kimse o hedefin güzelliği karşısında şimdi çekmekte olduğu sıkıntıları rahatlıkla tolere edebilecektir. Yani çocuklara ve gençlere bir hedef verilebilmelidir, bir amaçla­rı olabilmelidir ki bu değerli arzularına kavuşabilmek için çalıştıkları hatır­lansın, onun zevki ile sıkıntıları unutabilsin. Güven duygusu için bunların değeri tahminlerin de üzerinde büyüktür.
Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygulan duyabilmeleri ve bunu geliştirebilmeleri için düşünce ve anlama zevki kazandırılmalıdır. Böy­lece olayları akıl süzgeçlerinden geçirerek onlardan doğru neticeler çıkarabilme yetenekleri de geliştirilmelidir. Bunun için onlarla meşgul olmak la­zımdır. Çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumları­nın esasları dâhilinde çok değerli hizmetlerin onlara götürülebilmesi müm­kündür. Yeter ki bilgi; ilgi, destek, sevecenlik, hoşgörü, sabır, ilmi rehber edinmek gibi güzel meziyetlerle önce o çocuk ve gençlerin aileleri donan­mış olsunlar, esasen böyle olunca daha burada saymak istediğimiz kimi ko­nularda okuyucularımızın akıllarına gelebilecektir. Çocukları ve gençleri ya­rınlara iyi bir şekilde hazırlamak zannedildiği gibi zor değildir. Bir kilidin şif­resi bilinirse onu açmak bir an meselesidir. Bunu da buna benzetebiliriz. Çocukların ve gençlerin de tanınabilmesi için diyelim onların da psikosos­yal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları gibi şifreleri vardır. Bunlar bilinirse kilidin açılması an meselesi olacaktır.
 
Yazar: Prof.Dr.Kemal Çakmaklı
Kaynak: http://www.bebekkokusu.com

30 Kasım 2014 Pazar

Malya Ovası 774 de ne oldu

O kanlı kıyamdan kalmadır Anadolu’da açan her gelincik…” 774 yıl önce Malya Ovası’nda kan gölü
 Adnan Yılmaz Yazdı; O kanlı kıyamdan kalmadır Anadolu’da açan her gelincik…” 774 yıl önce Malya Ovası’nda kan gölü
Babai isyanlarına iştirak etmeleri nedeniyle Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından çok sayıda Ahiler de tutuklanmış, bu tutuklananlar arasında Ahi Evran da yer almış. Hacı Bektaş’ın kardeşi Menteş öldürülmüştür.İslam kaynakları ve Selçuklu yazarı İbn Bibi, Babailer ‘in lideri Baba Resul’u İslam muhitinde ileri gitmiş eski bir Türk Şamanı ve de kâfir olarak vasıflandırmıştır. Babai İsyanı’nın nasıl ve hangi sebeplere bağlı olarak ortaya çıktığına ilişkin devrin resmi tarihçileri: Babailerin dini düşünüş ve yaşayışlarıyla ilgili olarak “Etnak-ı Bidin” (Dinsiz Türkler) , “Babaiyan-ı Harici (Harici Babailer), “Tapdukiyan Mübahi “(Her kötülüğü geçerli sayan Tapduklular) gibi tezyif ve tahkir edici ifadeler kullanmışlardır. Babai ayaklanmasının bastırılması Anadolu Türkmenleri’ni durdurmaya, onların söylemlerini unutturmaya yetmez. Baba İlyas müritlerinden Horasanlı Hacı Bektaş'ı Veli, kendi adını taşıyan tarikatı kurar.
23 Ağustos 2014 Cumartesi 22:59:40
“Menteş kardeşim benim,
sen cansın, sen yiğitsin;
Bektaş yapayalnız.
Hırka Dağı, serinlet beni.
Su vermez ki Seyfe Gölü, baştan sona tuzdur.
Yürüyor Türkmenler kadın erkek, çoluk çocuk;
davar sürüleri ve çadırlarıyla
ta Horasan’dan Sivas’a Tokat’a, Malya Ovası’na.
Malya Ovası kımıl kımıl, Seyfe Gölü ışıl ışıl. Yürüyor Gıyasettin’in kiralık askerleri Erzurum’dan Malya Ovası’na; en mükemmel silahlar ve zırhlarla.
Fakat göğüslerinde korku ve titreyen kalpleri.
Celalettin mısra mısra gazeller düzmekte Konya sokaklarında döne döne.
Kelimeler, kelimeler;
Türkmenlerin dilinde Türkçe, Celaleddin’in dilinde Farsça…
Ve Peygamberin dilinde Arapça …
Konya, ne oluyor sana. Bir titriyorsun, bir celalleniyorsun?
Celaleddin,
Mevlana Celaleddin,
bırak Konya sokaklarında sema yapmayı da bu tarafa bak;
sonra şiirlerini okuyacak kimse kalmayacak.
(Kıyam Durali Yılmaz)
 
Babai İsyanı’nın birbirinden yüzlerce kilometre uzakta ki güçlü kaynağı bulunmaktadır. Birincisi, topluluğun dini yönlendiricisi Baba İlyas’ın Amasya bölgesindedir. İkincisi Baba İlyas’ın müridi Baba İshak’ın Türkmen hoşnutsuzluğunu yönlendirdiği Suriye-Türkiye sınır bölgesindedir.

Baba İshak, Baba İlyas’dan aldığı talimatlarla Türkmenlerin sığır ve koyunlarını satarak silahlandırır. Kimi tarihçilere göre 50 bin, kimilerine göre 60 bin askeri Türkmen gücü oluşmuştur. İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev’in üzerine asker gönderdiği Baba İlyas, Amasya Kalesi’ne sığınır.
Aynı günlerde Amasya Kalesi’nin kuşatıldığını öğrenen Baba İshak, Baba Resul’dan (Baba İlyas) gelen bir haberle 1240 yılı sonlarında ayaklanmayı başlatır. Önlerine tüm şehirleri zapt ederek Sümeysat, Kahta ve Adıyaman’ı ele geçirirler. Malatya Valisi’ni de bozguna uğratarak ele geçirirler. Cebniler, Karamanlılar da bu isyanlara katılırlar. Tokat da Babailerin eline geçer.

Kuzey Suriye’de başlayan Türkmen yürüyüşü, bütün hızıyla sürerken Baba İlyas, Amasya’da Selçuklu askerlerince iyice kuşatılır. Kıstırıldığı Amasya Kalesi’nde öldürülür.
Baba İlyas’ın müritleri ölüsünü kaçırıp ambarlı evliya tekkesine gömerler. Baba İlyas’ın öldürülmesinden kısa bir süre sonra, Baba İshak yönetimindeki Babalı güçleri Amasya’ya girerler. Türkmenler, şeyhlerinin öldürüldüğüne inanmayıp eski Şaman inancına göre onun gökten melekleri çağırmaya gittiğine inanarak bütün güçleriyle Selçuklu ordusuna saldırıp Selçuklu komutanı Armağan Şah’ı öldürürler. Ordusunun yenildiğini duyan Selçuklu Sultanı, Erzurum da sınırı beklemekle görevli ordusunu geri çağırır.
Gürcü, Frenk askerleri ile donattığı bu orduyu güçlendirir. İki ordu, 1240 yılı Kasım’ı başında Kırşehir Malya Ovası’nda savaş düzenine girer. Babalılar’ın dinsel gücünden ürken Müslüman askerler de savaşa girer. Selçuklu ordusu karşı saldırıya geçer. Aylardır yenilgi nedir bilmeyen Türkmenler şaşırmışlardır. Ebul Ferec, savaşı şöyle betimler:
“Roma diyarında (Anadolu’dan) gelip toplanan 60 bin atlı, 6 bin Türkmen’den kurulu bu küçük kuvvete hücum edemediler. Bunun üzerine Sultanın hizmetinde bulunan bin Frenk atlı, hiddetle alevlenerek dişlerini gıcırdattılar ve yüzlerinin üzerine hac işareti yaparak bu sapık adamların üzerine hücum ettiler ve onları dağıttılar. Daha sonra Araplarda bunlarla beraber hareket ederek Türkmenleri çemberlediler ve hepsini kılıçtan geçirerek mahvettiler. Bunlardan, erkek, çocuk, hayvan, velhasıl. hiçbir şey kurtulmadı.”
Selçuklu Sultanı’nın ordusu ilerleyen Babailerle Kırşehir vilayetinin Malya sahrasında karşılaşmış. Sultan bu savaşta öncü kuvvet olarak Hıristiyan askerlerini çıkarmış, askerlerin başında Frenk kumandanı ve Gürcü oğlu (Fardayla) Şalva’nın oğlu Pherdavla da bulunmuştur. Osman Turan, İbn Bibi’nin bu kaydını Ebul Ferec’in Beayuais’in teyit ettiğini de belirtmekte, daha da önemlisi yazar, Süryani Ebul Ferec’e göre Selçuk Sultanının hizmetinde bulunan Frenk askerlerinin, asilere karşı hiddetlenerek dişlerini gıcırdattıklarını, Baba Resul’ün maneviyatına karşı alınlarına haç işareti yapmadan savaşmadıklarını belirtmektedir.
Babailerle savaşmaya kimse cesaret edemediğinden, Latinler Babai Türkmenlerini imha edince Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, Latinleri 300 bin Florin altın vererek ödüllendirmiştir.
Osman Turan‘ın aktardığı kaynaktaki bilgilerde 4 bin kişinin kılıçtan geçirildiği, nihayet 2-3 yaşındaki çocuklar dışında Türkmenler’den hiç kimseyi sağ bırakmayacak şekilde doğrandığına işaret edilmektedir. Osman Turan, Ebul Ferec’in Süryanice eserinde “Amasya’da Selçuklu büyükleri tarafından yakalanan Baba’nın boğdurulduğunu”, Arapça Muhtasar’da da asilerin son imhası sırasında (ki burası Kırşehir Malya Ovası’dır.) Baba ve İshak adlı iki şeyhin esir edilip boyunlarının vurulduğunu, Baba İshak’tan da Baba’nın Adıyaman’a gönderildiği müridi şeklinde bahsedildiğini aktarır.
Ebul Frec’in anlatımına göre, Baba’ya pusu kurup boğmuşlar. Bu haberi alan Türkmenler Baba İshak’ı aramışlarda onu da bulamamışlar. Ancak Baba’nın göklere çıkıp meleklerin yardımını getireceğine inanıp savaşa devam etmişlerdir.
Baba İlyas, Barhebraeus’a göre çatışırken, Simonde Saint Quentin’e göre yaralandıktan sonra. Selçuklu yazarı İbn Bibi’ye göre de asılarak öldürülmüştür.
X. ve XIII. Yüzyılda tüm bilimlerin dinsel tabular içinde tutuklu olduğu hatırlatıldığında sözü edilen dönemde her türden eylemliliğe girişen hemen bütün çevreler eylem ve istemlerine dinsel kalıp ve kılıflar geçirerek, işi halka sunmak durumunda kalmışlardır ki, Baba İlyas ve ardılıları da böyle yapmıştır.
Söz konusu isyanın oluşumunda en büyük rol üstlenen Baba İlyas, Anadolu’ya Horasan’dan gelmiş Amasya’ya yerleşerek büyük bir şeyh olmuş, dervişlerine de Babai denmiştir.
XII-XII. yüzyıl.’da Erzurum, Malatya, Sivas ve Elbistan dolayları Türkmenlerin toplu olarak yoğun yaşam sürdürdükleri bölgelerdir. Bunların önde gelen kimseleri Amasya’da bulunan Baba İlyas’ın müridi olmuşlardır.
Sözü edilen dönemde eski Türk Şamanlarını hatırlatan “Baba” lakaplı Türkmen şeyhleri, köylülerin ve göçebelerin manevi hayatlarının başlıca nazımı ve hakimi idiler.
İslam kaynakları ve Selçuklu yazarı İbn Bibi, Babailer ‘in lideri Baba Resul’u İslam muhitinde ileri gitmiş eski bir Türk Şamanı ve de kâfir olarak vasıflandırmıştır.
Babai İsyanı’nın nasıl ve hangi sebeplere bağlı olarak ortaya çıktığına ilişkin devrin resmi tarihçileri: Babailerin dini düşünüş ve yaşayışlarıyla ilgili olarak “Etnak-ı Bidin” (Dinsiz Türkler) , “Babaiyan-ı Harici (Harici Babailer), “Tapdukiyan Mübahi “(Her kötülüğü geçerli sayan Tapduklular) gibi tezyif ve tahkir edici ifadeler kullanmışlardır.


Babai ayaklanmasının ilk ve büyük kıvılcımının nasıl ateşlendiğini Baba İlyas’ın torunu ve Kırşehirli Aşık Paşa’nın oğlu Elvan Çelebi’ye dayanarak aktaran Ahmet Yaşar Ocakİkinci Gıyaseddin Keyhüsrev’in Amasya’da yerleşmiş bulunan Baba’nın gün geçtikce büyüyen ve çoğalan müritlerinin endişelenmeye başladığını, ortada bir çok dedikoduların dolaştığını, köre kadının sözlerine kanarak kumandanlarına Çat köyünü basmalarını emrettiğini, bu sırada Selçuk askerlerinin üzerine geldiğini haber alan Baba İlyas’ın en yakın müritlerlerini de yanına alarak, köyü ve zaviyesini terk edip o zamanlar Haransa diye alınan Amasya Kalesi’ne sığındığını, bu arada şeyhinin başına gelenleri öğrenen İshak-ı Sami’nin (Baba İshak) isyanını başlattığını” söylemektedir.

Burada adı geçen Çat köyünün şimdiki adının “İlyas” olduğu bilinmektedir. Esasen Selçuklu kaynaklarına göre, Baba İlyas’ın Sultan I. Alaaddin’le ilişkileri son derece sıcak olmuş, dahası sultan Alaaddin, Baba İlyas’a vaktiyle Kayseri kadılığını ve Amasya’da bir tekkenin şeyhliğini vermiştir. Babasını zehirleyerek sultan olan İkinci Gıyaseedin Keyhüsrev’in babasının yakın dostlarına karşı sıcak olmayacağı da bir gerçektir.
Selçuklu Devleti’ni şiddetli bir şekilde sarsan ve Hükümdarını taç ve tahtından ümit kestirecek kadar korkutup, başkentten kaçıran büyük isyan bu şekilde sona erdi. Sultan, tehlikenin bertaraf edildiğinden emin olduktan sonra Konya’ya dönerek yeniden eğlenceli hayatına başladı.


Babai isyanlarına iştirak etmeleri nedeniyle Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından çok sayıda Ahiler de tutuklanmış, bu tutuklananlar arasında Ahi Evran da yer almış. Hacı Bektaş’ın kardeşi Menteş öldürülmüştür.


Babai ayaklanmasının bastırılması Anadolu Türkmenleri’ni durdurmaya, onların söylemlerini unutturmaya yetmez. Baba İlyas müritlerinden Horasanlı Hacı Bektaş'ı Veli, kendi adını taşıyan tarikatı kurar.
Bektaşilikle ve daha öncesinde Babailikle barışıl olmayan Mevlevilik kaynakları bile “Horasanlı Hacı Bektaş, Anadolu’da zuhur eden ve taraftarlarınca Baba Resul Allah denilen Baba Resul’un Halifesi idi” diyerek Babailikten Bektaşiliğe uzanan sürecin, birbirinin ardılı olduklarını doğrular.
          http://kirsehiringunisigi.com/tr-TR/haberler/395/.U_nglJfxxtI.facebook
 

28 Kasım 2014 Cuma

Soğuk lipoliz

Soğuk lipoliz























Karın, basen, bel,sırt,  kollar, uyluk iç yüzleri gibi bölgelerdeki lokal yağ birikimlerini gidermek için uygulanan yeni bir metottur.Yağ dokusu belli bir derecede soğutularak   dondurulur .Böylece tahrip olan yağ hücreleri belli bir süre içerisinde vücuttan atılır.

COOLSHAPING patentli entegreli cryo, vakum ve LED teknolojisi ile hedeflenen bolgesel yaglari azaltir. Coolshaping cryo sogutma sistemi ile yag hucrelerini ameliyatsiz bir sekilde parcalar ve yok eder.
Amerikada yapılan araştırmalar sonucunda etkinliği kanıtlanmış olan bu yöntem FDA onayı alarakta güvenilir ve tedavi amaçlı kullanılabilir bir uygulama olduğunu dünyaca kabul ettirmiştir.
Soğuk lipoliz uygulamalar sonuçları, etkinliği  acısız olması ve çok az seansa ihtiyaç duyulması sebebiyle en sık tercih edilen bölgesel zayıflama yöntemidir

Coolshaping tedavi esnasinda cryo-enerjiyi vakum ve LED teknolojisinin tedaviyi arttirici etkisiyle aktarir.Sistem ozel olarak cilt yuzeyini korur ve cryo-enerji diger dokulara zarar vermeden sadece yag hucrelerini kristalize eder. Kristalize olan donan yağ hücreleri artık işlevlerini yerine getiremez ve vücut tarafından parçalanarak atılır. Vücudun normal katabolik mekanizması ile parçalandığı için herhangi bir şekilde ciltte sarkma veya uygulama bölgelerinde düzensiz çökme görülmemektedir.
Cryo lipoliz yöntemi ile hızlı ve etkin bölgesel incelme zayıflama sağlanabilir. Yoğun kilolu ve yağ dokusu daha uzun süreli mevuct olan kişilerde tek seans yerine seans sayısını artırarak 2-3 seans aynı bölgeye 15-20 gün aralıklarla uygulama yapılarak sonucun daha hızlı ve etkin olması sağlanabilir. Coolshaping cryo soğuk lipoliz uygulamanın yanı sıra başlıklar içersinde yer alan led ve lazerler ilede yağlı dokuya ekstra yağ sıvılaştırma etkisi ve cilde yakın dokuların stimulasyonunu sağlama morluk riskini azaltma gibi etkilerde sağlar.
Başlık içersinde yer alan lazer modülleri cildin altına inerek yağ hücrelerinin zarlarındaki geçirgenliği artırarak içerdeki yağın dışarı çıkmasını sağlar ve direk vücuttan atılmasını sağlar.
Sonuçları Ne zaman Görülür ?
Uygulama yapıldıktan sonra on beş (15) gün içinde sonuçlar görülmeye başlanır.  Asıl sonucu görmek için 2-3 ay arası bir süre geçmesi gerekmektedir. Bu süre sonunda % 20-40 oranında bir incelme görülür.


http://maltepehastanesi.com.tr/icerik/270/soguk-lipoliz.aspx

HİPERTANSİYON

           
HİPERTANSİYON
Hipertansiyon dünyada en yaygın olarak görülen  bir sağlık problemidir. Her dört yetişkinden birinin tansiyonunun yüksek olduğu bilinmektedir. Tansiyon ya da kan basıncı, kalbten pompalanıp  atardamara  gönderilen kanın damar duvarında oluşturduğu basınçtır. Atardamarlardaki kan basıncının 140/90 mmHg üzerinde olması hipertansiyon olarak tanımlanmaktadır. Atardamarlardaki basıncın yükselmesiyle  damar sertliği gelişerek  özellikle beyin, kalp ,  göz  ve böbrekler olumsuz etkilenmektedir.   Oluşan bu olumsuz etki ile felç, kalp yetersizliği, kalp krizi ve böbrek yetersizliği  gelişim riski belirgin olarak  artmaktadır.

Hipertansiyonun tipik belirtisi yoktur. Kan basıncı oldukça yuksek seviyelere ulaşmasına rağmen hiçbir şey hissedilmiyebilinir. Bunun yanı sıra baş ve ense ağrısı,nefes darlığı, vücutta baskı hissi, çarpıntı, burun kanaması  gibi belirtiler olabilir. Ancak bu belirtiler tansiyonu normal olan kişilerde de ortaya çıkabilmektedir.

Hipertansiyon toplumda  sık görülüp  riski yüksek olmakla birlikte tedavisi olan bir hastalıktır.  Kan basıncı kontrol altına alındıktan sonra  belirtilen riskler belirgin olarak azalmaktadır. Hipertansiyon  nedenleri  %95 esansiyel olarak tanımladığımız genetik ve  ailesel kökenli, %5’i  ise hormonal , böbrek  veya böbrek damar hastalıkları  veya doğuştan olan damar hastalıklarına bağlıdır.
Hipertansiyonla mücadele de yaşam tarzımızın doğru olarak programlanması oldukça önemlidir. Tuz kısıtlaması, kilo vermek,  düzenli egzersiz, doğru  beslenme, sigaranın  bırakılması,  alkolden olabildiğince uzak durulması  yapılması gerekli yaşam tarzı değişikliklerimizdir. Hipertansiyon tanısının erken dönemde konulması , ilaçla tedavi ve yaşam  alışkanlıklarımızın doğru bir şekilde düzenlenip ,  en önemlisi  sürekli uygulanması  kalp ve tüm damar hastalıkları riskini düşürmek için mutlaka gerekli.
Tuz kısıtlaması hipertansiyon tedavisinde olmazsa olmazlardan. Günlük aldığımız tuz miktarı 1.5-2 gr olmalı(toplam düz silme çay kaşığı kadar)  . Tuz miktarını azaltmadan hipertansiyon kontrol altına almak  neredeyse mümkün değil. Tuz alımının  artımı ile birlikte günlük stres ve yorgunluk dönemlerinde  hipertansiyon atakları ile karşılaşma riski oldukça yüksektir.
Kilo almayıp vermeye çalışmak gerekli, bu anlamda   30 dakikadan az olmayacak  şekilde  haftada  5  gün düzenli yürüyüş yapmak, yiyeceklerimizde karbonhidrat  ve yağ oranı fazla olan gıdalardan uzak durmak gerekmektedir.

Alkol  gerek hipertansiyonun ortaya çıkışında ve  gerekse tedavide başarıya ulaşamamada önemli faktor. Alkol miktarı arttıkça  belirtilen riskler de  artmaktadır.
Hipertansiyon tedavisinin hayat boyu olduğunu bilmek gerekir. Kişinin tansiyonunu düzenli olarak kontrol etmesi , olumsuz yaşam alışkanlıklarının düzeltilmesi ve düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemesi  tansiyonla mücadelede önemlidir.

Doç Dr. Nilüfer Ekşi Duran
Kardiyoloji

Zatürreden korunmak için neler yapmalıyız ?

Zatürreden korunmak için neler yapmalıyız ?

ZATÜRREDEN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALI?
Zatürre (pnömoni) akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Bakteriler başta olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak meydana gelir. Zatürreler tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan hastalıklar arasındadır. Türkiye’de beşinci sıradaki ölüm sebebidir. Özellikle, bebeklerde, çocuklarda, yaşlılarda ve bilinen başka bir hastalığı olan kişilerde zatürreler daha ölümcül olabilmektedir.
Dünyada her yıl 5 yaşın altında 10 ile 12 milyon çocuk zatürre nedeniyle ölmektedir. Bu ölümlerin %90’ı gelişmekte olan ülkelerde olmaktadır. Ülkemizde 1-12 aylık bebek ölümlerinin %48’inden zatürre sorumludur. Bir ile dört yaş grubunda bu oran %42’dir. Erken teşhis ve tedavi ölümleri önlemede son derece önemlidir.
Bazı zatürre türlerinde hasta kişiden sağlam kişilere doğrudan bulaşma riski vardır. Ama, hastalık çoğunlukla, hastanın kendi ağız, boğaz veya sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla meydana gelmektedir. Normal durumlarda hastalığa neden olmayan bu mikroplar, vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde zatürre oluşturur.Zatürrenin ortaya çıkmasında bulaşmadan çok, kişinin vücut direncini kıran risk faktörleri rol oynar. Zatürreye zemin hazırlayan grip ve benzeri viral solunum yolu infeksiyonları ise çok bulaşıcıdır. Hapşırık ve öksürükle yayılabildikleri gibi, ağız ve burun sekresyonlarıyla bulaşma, bardak, mendil, çatal-kaşık, kapı kolu gibi eşyalar aracılığıyla diğer kişilere geçebilirler. Bir kişinin zatürreye yakalanmasını kolaylaştıran çeşitli risk faktörleri vardır. Bunlardan korunmak mümkün olabilirse, zatürreler önlenebilir. Erişkinlerde; ileri yaş, kronik hastalıklar: akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, akciğer kanseri), kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları, şeker hastalığı, sinir sistemi hastalıkları, inmeler, bunama, yutma güçlüğü yapan durumlar, bağışıklık sistemi hastalıkları (AIDS, kan ve lenf bezi kanserleri), sigara kullanımı, alkol alımı, kusmalar, geçirilmiş uzun süren ameliyatlar, grip salgınlarıdır. Çocuklarda ise; 2 yaş altında olmakdüşük doğum ağırlığı, erken doğum, anne sütü ile beslenememe, yeterli beslenememe, D vitamini eksikliğidüşük sosyoekonomik düzey, kalabalık yaşam koşulları, altta yatan kronik hastalıkların varlığı, doğumsal kalp, akciğer hastalığı, şeker hastalığı, yetersiz aşılanma, kızamık ve boğmaca aşılarının etkin bir şekilde uygulanmaması, başta sigara olmak üzere hava kirliliği, kış mevsimi, anne yaşı ve eğitimidir.
Zatürre Belirtileri
Tipik zatürre, genellikle üşüme-titreme, 39-40°C’ye varan yüksek ateş, öksürük, kirli, iltihaplı (yeşil, sarı, pas rengi) balgam çıkarma ve yan ağrısıyla ani olarak ortaya çıkar. Atipik formlarda ise, sinsi bir başlangıç söz konusudur. Birkaç gün devam eden iştahsızlık, halsizlik, eklem ve kas ağrılarını takiben kuru öksürük, ateş yükselmesi, bulantı, kusma, baş ağrısı gibi belirtiler görülebilir.
Çocuklarda zatürre belirtileri çocuğun yaşına ve zatürreye yol açan etkene göre değişim gösterebilir. Zatürresi olan çocuklarda bazen tek bulgu hızlı soluma olabilir. Zatürre akciğerlerin karna yakın alt kısımlarını etkilediğinde, solunum sistemi ile ilgili hiçbir bulgu olmaksızın çocuklarda sadece ateş, karın ağrısı ve kusma şikayeti olabilir. Öksürük balgam, hızlı soluma nefes darlığı, çekilmelerin varlığı (göğüs kafesinin altındaki ve kaburgaların arasındaki kasların her nefes alma ile içeri çekilmesi) göğüs ağrısı, baş ağrısı, kas ağrısı, azalmış aktivite, büyük çocuklarda iştah azlığı ya da küçük çocuklarda beslenememe, kusma, karın ağrısı, nadiren dudaklarda ve tırnaklarda morarma diğer belirtilerdir.
Nefes darlığı, hızlı nefes alıp verme, ateşin 38.9°C’den, 6 aydan küçük çocuklarda ise 38°C’den yüksek olması durumlarında doktora başvurulmalıdır.
Hastanın yakınmaları zatürreyle uyumlu ise, genellikle yapılan muayene ve akciğer röntgenindeki bulgularla tanı konulabilir. Gerekli durumlarda kan ve balgam tahlilleri yapılabilir.
Zatürre bazen grip, soğuk algınlığı ve bronşit gibi hastalıklarla karışabilir. Bu gibi hastalarda, ateşin üşüme-titremeyle yükselmesi ve 39-40°C’ye kadar çıkması, hastanın genel durumunun bozulması, hastalığın ağır seyredip uzun sürmesi, koyu renkli, kanlı balgam ve göğüs ağrısının eşlik etmesi durumunda, mutlaka zatürre olasılığı dikkate alınarak araştırma yapılmalıdır. Birçok vakada zatürre evde tedavi edilebilir. Ağır olguların, yaşlı hastaların, oksijen tedavisi veya yoğun bakım desteği gerektiren hastaların hastaneye yatması gerekir. Tedavi hastaya göre değişir. Tedaviye erken başlandığında ve ayaktan tedavi edilebilen olgularda, sonuçlar yüz güldürücüdür. Ancak, teşhis ve tedavisi gecikmiş, ağır zatürre olgularında ölüm oranı yüksektir.
Zatürreden Korunma
Zatürreden korunmak için zatürre oluşumunu kolaylaştıran olumsuz faktörler düzeltilmelidir. Bu amaçla müzmin hastalıkların uygun şekilde takip ve tedavisi, stresten kaçınma, dengeli beslenme ve hijyenik barınma koşullarının sağlanması, alkol, tütün ve ilaç bağımlılığının kontrolü ile ağız ve mide içeriğinin solunum yollarına kaçmasına (aspirasyon) yol açan risk faktörlerinin azaltılması gerekir. Zatürreye yol açabilen veya kolaylaştırıcı olan grip salgınları sırasında kalabalıkla temasın azaltılması, maske kullanılması önerilir.
Yüksek riskli kişilerin zatürreye karşı bağışıklığının arttırılmasına yönelik olarak, pnömokok aşıları ve yıllık grip aşısı uygulamaları da zatürreden korunma stratejileri arasında yer alır. Özellikle yüksek riskli gruba grip bulaştırabilecek kişilerin aşılanması, korunma için önerilmektedir.
Yeterli beslenememe çocuklarda zatürre gelişimini kolaylaştıran en önemli faktördür. Ülkemizde bebeklerin %10’dan azı, doğumu izleyen üç ay içinde sadece anne sütüyle beslenebilmektedir. Anne sütü bebeklerin bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve aşılara daha iyi yanıt verilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle, yeterli anne sütü alımının teşvik edilmesi gerekmektedir. Çocukların sigaraya maruz kalması zatürre sıklığını, hastaneye yatışları ve ölümü artırmaktadır. Çocuklardaki pasif sigara içimi (sigara dumanına maruziyet) engellenmelidir.
Ülkemizde aşılanma oranları oldukça düşüktür. Kızamık, boğmaca ve tüberküloz çocuklarda en önemli zatürre etkenleridir. Bu nedenle, söz konusu hastalıklara ait aşıların yapılması zatürre sıklığını azaltacaktır. Yine çocuklarda zatürre nedenleri arasında sık rastlanan bir bakteri olan Haemophilus influenzae’ye karşı geliştirilen H. influenzae tip b aşısının çocuklardaki rutin aşılama programına dahil edilmesi önemlidir.
 
http://maltepehastanesi.com.tr/icerik/281/zaturreden-korunmak-icin-neler-yapmaliyiz-.aspx

Astım ile Yaşam Nasıl olmalıdır

Astım ile Yaşam
Astım akciğerlerinizde meydana gelen kronik bir rahatsızlık olup, iki farklı boyutu vardır:

Daralma(Constriction)
Akciğerlerinizdeki hava yollarının etrafındaki kaslar beraberce kasılır veya daralır. Bu daralmaya genel olarak "bronkokonstriksiyon" denir, ve akciğerlerinizin nefes alıp vermesini zorlaştırabilir.

İltihaplanma(Inflammation)
Astım hastasıysanız, akciğerlerinizde bulunan hava yollarınız genelde şişik ve rahatsızdır. Nöbet başladığı zaman daha da şişer ve rahatsızlanır. Doktorunuz bu şişme ve rahatsızlıktan "iltihaplanma" olarak bahsedebilir. İltihaplanma, ciğerlerinizden alıp verebildiğiniz hava miktarında azalmaya sebep olabilir.

Daralma ve iltihaplanma; hırıltılı solunum, öksürük, göğüs darlığı ve nefes darlığı gibi semptomlara yol açabilir. Ayrıca, tedavi edilmediği takdirde, astım uzun vadede akciğer işlevlerinin kaybına da sebep olabilmektedir.

Astımınız varsa ve herhangi bir tetikleyiciye maruz kalırsanız, akciğerlerinize giden hava yolları her zamankinden daha çok şişerek iltihaplanır ve nefes almanız zorlaşır. Hava yollarını çevreleyen kasların daralması sonucu hava yolları da kasılır ve mukoza oluşması nedeniyle "tıkanırlar".

Astım semptomlarınızın alevlenmesine yol açan birtakım tetikleyiciler vardır. Bunların arasında alerjiler, enfeksiyonlar ve eviniz veya ofisinizde maruz kalabileceğiniz kuvvetli koku veya buharlar olabilir. Herhangi bir tetikleyiciye maruz kalıp tepki verdiğiniz zaman, hava yollarınız diğer tetikleyicilere karşı daha da hassaslaşır. Bundan dolayı, astımınızı sürekli olarak kontrol altında tutmanız önemlidir. Semptomlarınızın kuvvetli olmadığı zamanlarda bile hava yollarınız iltihaplı kalabilir.

Belirtileri:
Astımınız kontrol altında olmadığı zamanlarda neler yaşıyorsunuz? Nefes alırken ötme sesi mi çıkarıyorsunuz? Göğsünüzde darlık mı hissediyorsunuz? Çoğu astımlı hasta aşağıdaki klasik semptomların bir veya daha çoğunu yaşar:

Ötme Sesi - Nefes verirken çıkan ıslığa benzer ses.

Öksürük - Bir türlü kesilmeyen ve geceleri başlayan veya daha da kötüleşen bir öksürük

Göğüs Darlığı - Göğsünüzün çevresi halatla sıkılıyormuş gibi bir his

Nefes Darlığı - İncecik bir kamıştan nefes almaya çalışıyormuş, hatta hiç nefes alamıyormuş gibi bir his. Özellikle nefes vermekte zorluk.
Yukarıda sayılan semptomlar doktorunuzun önerdiği tedavi planına uymadığınız (hatta bazen uyduğunuzda bile) durumlarda oluşabilir.

Astımın temel gerçeği şudur: Astım hiç yakanızı bırakmayan sessiz ve sinsi bir rahatsızlık olabilir. Semptomlarınız olmadığı zamanlarda bile hava yollarınız daralmış ve iltihaplı olabilir. Bu yüzden de kendinizi iyi hissediyor olsanız bile astımı sürekli olarak kontrol altında tutmak büyük önem taşır. Tedavi edilmediği durumlarda, astımın uzun vadede akciğer işlevi kaybına yol açtığını gösteren kanıtların sayısı artmaktadır.

Astım tetikleyicileri:
Astım tetikleyicileri, çevrenizde bulunan ve astım semptomları veya astım nöbeti yaşamanıza neden olabilecek şeylerdir. Astım semptomlarınızı alevlendirebilecek çeşitli tetikleyiciler vardır ve bunlar insandan insana farklılık gösterir. Siz tetikleyicilerinizi belirleyip bunlardan uzak kalarak, rahatsızlık veren astım semptomlarını önleyebilirsiniz. Tetikleyicilerinizi tanıyıp, belirleyip bunlardan kaçınmak, astımınızı başarıyla kontrol altına alabilecek detaylı bir eylem planının parçası olmalıdır.

Astım tetikleyicilerinin tümünden kurtulmak mümkün olmayabilir. Yine de, onları ev ve iş ortamınızda olabildiğince kenidinizden uzak tutmalısınız. Bu sayede, çok daha az astım semptomu veya nöbeti geçirerek daha sağlıklı bir yaşam sürebilirsiniz.

Sigara
Evinizde ve etrafınızda sigara içilmesine izin vermeyin, bilhassa yatak odası ve arabanızda.

Dumanaltı alanlardan uzak durun.
Toz Böcekleri
Toz böcekleri, kumaş ve halılarda yaşayan, gözle görülmeyen hayvancıklardır.

Yatak ve yastığınızı toz geçirmeyen özel bir kılıfla kaplayın.

En az 5 yılda bir eski yastıklarınızı yenileri ile değiştirin.

Yatağınızdaki çarşaf ve yorganları her hafta sıcak suda yıkayın. Suyun ısısı 55 dereceden yüksek olmalıdır (ev tozları bu ısıda ölür).

Yatağınızın tozlanmaması için, gündüzleri tüm yatağı kaplayan bir yatak örtüsü serin. Gece örtüyü başka bir odaya koyun.
Ev Hayvanları

Bazı insanlar tüylü hayvanların derilerinden dökülen maddeler veya kurumuş tükürüğe karşı alerjik olabilmektedir. Eğer sizin için de durum böyle ise;
Hayvanınız varsa ona yeni bir ev bulun veya baştan evinize sokmayın. Bunu yapmak çok zor olabilir. Ama hayvanlara alerjiniz varsa, astımınızı kontrol altına almanın en iyi yolu bu olacaktır.

Evinizde hayvan bulunmasına engel olamıyorsanız hiç olmazsa yatak odanıza sokmayın ve yatak odasının kapısını sürekli kapalı tutun.

Yatak odanızdaki klima mazgallarına filtre taktırmayı deneyin.

Evinizdeki halıları ve varsa mobilyaların üzerine attığınız kumaşları kaldırın. Bu mümkün değilse, hayvanı evde bunların olduğu odalara sokmayın.
Hamamböcekleri

Astımı olan birçok kişi hamam böceklerinin kuru döküntü ve dışkılarına alerjiktir.
Yatak odanızda yiyecek bulundurmayın.

Yiyecek ve çöpü kapalı kutularda bulundurun (gıda maddelerini asla dışarıda bırakmayın).

Tuzaklar ve ilaçlar ile hamamböceklerini yokedin.

Hamam böceklerini öldürmek için sprey kullanıyorsanız, koku geçene kadar o odaya girmeyin.
Ev Küfü
Damlayan musluk, boru ve diğer su kaynaklarını onarın.

Küflü yüzeyleri çamaşır suyu içeren bir temizlik maddesi ile silin.

Küflenmiş banyo perdelerini yıkayın veya yenileyin.
Duman, Kuvvetli Kokular ve Spreyler
Mümkünse odunlu soba, kerosenli ısıtıcı kullanmayın ve şömine yakmayın.

Parfüm, talk pudrası, saç spreyi ve boya gibi kuvvetli koku ve spreylerden uzak durmaya çalışın.
Polen veya Açık Hava Küfleri

Alerji mevsimi süresince aşağıdakileri yapmaya çalışın:
Pencereleri kapalı tutun.

Mümkünse, öğlen ve öğleden sonra saatlerinde evde kalın ve pencereleri kapalı tutun. Polen ve bazı küf tipleri bu saatlerde çok yoğundur.

Alerji mevsimi başlamadan önce astım tedavinizde herhangi bir ayarlama gerekip gerekmediği konusunda doktorunuza danışın.

Spor

Astımınız olsa da aktif bir yaşam sürebilirsiniz. Egzersiz, spor, oyun veya yoğun çalışma gibi aktivitelerde bulunurken astım semptomları yaşıyorsanız doktorunuzla görüşün.
Egzersiz yapmaya başlamadan önce semptomları önlemek amacıyla herhangi bir ilaç alma konusunda doktorunuza danışın.

Egzersize başlamadan önce 6 ila 10 dakika boyunca gerilerek veya yürüyerek ısının.

Hava kirliliği ve polen düzeylerinin (polene alerjiniz varsa) yüksek olduğu zamanlarda açık havada çalışmayın veya başka bir aktivitede bulunmayın.
Soğuk Algınlığı ve Enfeksiyonlar

Soğuk algınlığı ve enfeksiyonlar astımınızı tetikliyorsa, kendinizi hasta hissettiğiniz zamanlarda nasıl bir tedavi planı uygulamanız gerektiği konusunda doktorunuz ile görüşün. Ayrıca aşağıdakileri deneyebilirisiniz:
Grip aşısı olun.

Bol bol dinlenin, dengeli beslenin, düzenli olarak egzersiz yapın, bol sıvı tüketin, ve soğuk algınlığı olanlardan uzak durarak sağlıklı kalmaya çalışın.
Hava
Soğuk ve rüzgarlı günlerde ağız ve burnunuzu bir atkıyla kapatın.

Polen ve küf alerjiniz varsa, polen ve küf düzeylerinin yüksek olduğu günlerde sokağa çıkmamaya çalışın (hava raporlarını takip edin).
Diğer Tetikleyiciler
Sülfitli gıdalardan uzak durun: Örneğin, astım semptomlarına neden oluyorsa, bira veya şarap içmeyin, karides, kuru meyve, veya işlenmiş patates yemeyin.

Diğer ilaçlar: Doktorunuza diğer bütün almayı düşündüğünüz tüm ilaçları söyleyin. Bunlara aspirin, nezle ilaçları, nonsteroidler (ibuprofen, naproksen) ve hatta göz damlası bile dahildir.
Astım, genelde astım semptomları veya nöbetlerine yol açan "tetikleyicileri" temel alan kategori veya gruplara ayrılır. Bu kategoriler veya astım türleri aşağıdaki gibidir:Kaynakwh webhatti.com: Astım bronş astımı

Alerjik Astım

Alerjik astım, polenler veya hayvan dışkısı gibi alerjenlere karşı alerjik bir tepki olarak tetiklenir. Bu tip astım hastalarının kendileri veya ailelerinde alerji (örneğin, saman nezlesi) ve/veya egzema (kaşıntılı, kızartılı ve su toplaması gibi sonuçlar doğuran bir cilt problemi) geçmişi vardır.

Mevsimsel Astım

Alerjik astımın bir şekli olan mevsimsel astım, havaya polen bırakan ağaçlar, çimen ve çiçekler tarafından tetiklenebilir. Örneğin, bazı insanların astımı ilkbaharda bitkiler çiçek açarken daha kötü olur. Bazı insanlar ise yazın son dönemleri ve sonbaharın başlarında yapraklar küf tuttuğunda daha çok sorun yaşar.

Alerjik Olmayan Astım

Bazı astım hastalarının nöbetleri alerji kökenli olmaz. Bu kişilerin semptomları ve hava yollarında oluşan değişiklikler alerjik astımı olanlarla aynı olsa da, astımlarını tetikleyen şey alerji değildir. Ancak, astımı olan birçok kişi gibi, tütün dumanı, tahta dumanı, oda deodorantları, çam kokuları, taze boya, ev ve temizlik ürünleri, mutfaktan gelen kokular, iş yerinde bulunan kimyasallar, parfümler ve hava kirliliği gibi havadan solunan bir veya daha fazla alerjik olmayan rahatsız edici madde yüzünden astım nöbeti geçirebilirler. Nezle veya grip gibi sıradan solunum enfeksiyonları veya sinüs enfeksiyonu da semptomların ortaya çıkmasına neden olabilir. Egzersiz, soğuk hava, hava sıcaklığında ani değişimler, ve hatta gastroözofageal reflü bile alerjik kökenli olmayan astım hastalarının semptomlarını tetikleyebilir.

Spor/Egzersiz Kökenli Astım

Egzersiz kökenli astım, egzersiz veya benzeri fiziksel aktivitelerden tetiklenen astım semptomları anlamına gelir. Bu semptomlar genelde egzersiz esnasında veya hemen sonrasında fark edilir. Bu tip astım hastalarının kışın açık havada spor yapmaları özellikle yanlıştır.

Gece Astımı

Astımı olan her kişide olabilir. Gecenin ortasında, genellikle saat 2 ila 4 arasında kötüleşen astım semptomlarına bu ad verilir.

Astım semptomlarının gece daha da kötüleşmesine neden olan şeyler arasında sinüs enfeksiyonları ve ev tozları, veya hayvan döküntülerinin neden olduğu burun akıntıları da sayılabilir. Vücut saatinizin de burada bir rolü olabilir. Vücudunuzun astımla savaşmak için ürettiği adrenalin ve steroid gibi maddeler sabah saat 4 ve 8 arasında en düşük düzeydedirler. Bunun sonucunda, astım semptomlarının bu saatlerde nüksetmesi daha kolaydır.


Tedavi:
Günümüzde astım tedavisi, enflamasyonu ve havayollarının çok fazla daralmasını önlemek üzerine odaklanmaktadır. Yani, ataklarınızı başlamadan durdurabilmeniz hedeflenmektedir.

Sizin durumunuzu göz önüne alarak, doktorunuz size gerekli tedaviyi önerecektir. Düzenli izleme, tetikleyici faktörlerin anlaşılması ve doktorunuzla iletişim kurma aracılığıyla astımınızın kontrol altına alınması, hergün sağlıklı nefes almanıza yardımcı olacaktır. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların iki türü vardır:
Tüm hastalarda yakınmalar başladığı anda hemen alınacak şikayet giderici (rahatlatıcı) ilaçlar (kısa ve uzun etkili bronkodilatörler).


Hastaların çoğunda gerekli olan, yeni krizlerin gelmesini önleyen havayolları çeperlerindeki iltihabı tedavi eden koruyucu ilaçlar (anti-enflamatuarlar).
Size uygun tedavi yöntemi için doktorunuza danışın
 
http://maltepehastanesi.com.tr/icerik/72/astim-ile-yasam.aspx