26 Kasım 2014 Çarşamba

Tükenmişlik sendromu nedir?

Tükenmişlik sendromu nedir?
Tükenmişlik nasıl yaşanır, nasıl farkına varılır?
 
Tükenmiş bir kişi bunu ya duygusal çöküş ya duyarsızlaşma ya da azalmış başarma motivasyonu şeklinde yaşar. Bunların her biri kişinin rutin hayatını, işlevselliğini ve tepkilerini ciddi oranda etkiler. İşi, ailevi sorumlulukları, bireysel sorumlulukları, yardıma muhtaç yakınının bakımı gibi o sırada sürdürmeye çalıştığı uğraşı ile ilgili istek, güç, gayret, olumlu duygu ve davranışlarını gittikçe azaltarak, kişinin yetersiz kalmasına neden olur.     Bu motivasyon, ilgi ve istek kaybı ile birlikte kişide genel bir enerji kaygı, kendisi ile ilgili olumsuz duygu ve düşünceler, yetersizlik ve başarısızlık hissi gelişir. Bunlara ek olarak, başkalarına karşı da ilgi kaybı, negatif duygu ve davranışlar  ortaya çıkar. İşte bütün bunlar kişiyi çevreden uzaklaşmaya, kişilerarası ilişkilerde çatışmaya veya kendi içine kapanmaya zorlar.     Tükenmişliğin getirdiği bu genel enerji kaybı, kişide fiziksel olarak kronik yorgunluk ve bir takım bedensel yakınmalarla kendini gösterir. Hem duygusal hem de fiziksel kayıplar kişide çaresizlik, ümitsizlik, özgüven eksikliği oluşturarak duygusal ve zihinsel tükenmeye neden olur. Dolayısıyla kişi sorumlu olduğu görevleri sürdüremez hale gelir, insan ilişkileri tamamen bozulabilir.
Tükenmişlik birbiri içine geçmiş 4 evreden oluşan bir süreçtir:
Birinci evresi  idealistlik  evresi olarak tanımlanır. Bu evrede kişi yüklendiğini, zorlandığını fark ettikçe kendi gücünü daha fazla zorlayarak bu durumdan çıkma çabasına girer. Bu sırada yüksek bir umut ve  enerji ile doludur  ve bu nedenle kendi gerçeğine, kapasitesine ve şartlarına uymayan  boyutlarda beklentiler içine girer.Bu evrede kişi için mesleğini ya da o sıradaki sürdürdüğü uğraşısı her neyse, onu her şeyin önünde tutarak  uykusuzluğa, gergin çalışma ortamlarına katlanır. Kendine ayırması gereken zaman ve enerjiden çalarak gücünü tamamen bu amaç için harcar. Bunu sağlarken de aşırı bir uyum çabasına girdiğinden ve kendi enerjisini aşırı tükettiğinden habersizdir.
    
Ancak bu süreç giderek yorucu olmaya başlar. İkinci evrede kişi zamanla isteğinin ve umudunun azaldığını hissetmeye başlar. Verdiği çabanın beklentileri karşılamadığını, karşılaştığı güçlüklerden, daha önce umursamadığı ya da yok saydığı bazı noktalardan giderek rahatsız olmaya başladığını görerek duygusal olarak çöküş içine girdiğini farkeder.
    
Bu fark edişler kişide aşırı engellenmişlik duygusu oluşturur. Engellenme adı alan bu 3. evrede kişi karşılaştığı tüm olumsuzlukları değiştirmenin zorluğu karşısında kendisini engellenmiş ve çaresiz hisseder. Bu durumda kişi uyum sağlamaya odaklı olarak tüm savunma mekanizmalarını harekete geçirse de yetersiz kalır. Ortaya uyum bozucu savunmalar çıkar ve kişinin sorunla başa çıkma gücünü daha da bozarak tükenmişliği daha da belirgin hale getirir. Bu dönem gittikçe kişinin kaçınma davranışı geliştirmesine ve kendini geri çekmesine, kişilik özelliklerine bağlı olarak değişik davranışsal tepkiler göstermesine neden olur. Ani öfkelenmeler, karşı çıkmalar, umursamama, ya da aşırı tepki gösterme, şüphecilik gibi güven sorunları ile uyku - iştah bozuklukları ve diğer fiziksel hastalık belirtileri, özellikle de kaygı endişe halinin oluşturduğu solunum ve mide-barsak sistemine ait belirtiler gözlenebilir.
    
Tüm çabaların boşa çıkması ise zamanla kişiyi bir tepkisizliğe götürür ki, işte bu 4. ve son dönem olan APATİ evresidir. Bu evrede çevresel olaylara duygusal olarak tepki vermede azalma, donuklaşma ve duyarsızlaşma ortaya çıkar. Belirgin bir umutsuzluk hali ve daha önceden inanılan değerlere karşı derin bir inançsızlık hakim olur. Kişinin mesleki ve toplumsal iletişim performansı tamamen düşebilir. Bu dönemde rapor talebi, istifalar, bakım verdiği kişilere karşı ilgisizlik, görevini yerine getirememe sık görülür.
Kimler tükenmişlik sendromu açısından daha fazla risk altındadır?Kronik hastalığı veya fiziksel engeli olanlar, kronik bir hastaya, zihinsel ya da fiziksel bir engelliye ya da yaşlı bakıma muhtaç birine bakım verenler, sağlık ve eğitim sektörleri gibi insan ile doğrudan ilgilenen mesleklerde çalışanlar, baskı, engellenme, kıtlık, şiddete maruz kalma ve benzeri zorlanma koşulları altında uzun süre yaşamak durumunda kalanlar ve bu sayılan durumlara daha fazla maruz kalmaları nedeni ile de özellikle kadınlar daha fazla risk altındadırlar.
    
Ancak benzeri durumları yaşayan herkes bu sendromu geçirebilir. Kişinin kişilik özellikleri, yaşı, cinsiyeti, aldığı eğitim, sorunlarla başa çıkma kapasitesi ve yöntemleri, medeni hali, sosyal desteği, işinden maddi-manevi doyum durumu, işin riskleri, zorlukları, tehlikeleri, tehdit unsuru olabilecek diğer etkileri ve işverenin yapısı, adaletsizliği, sunduğu kısıtlı imkanlar gibi özellikler, tükenmenin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı etkenlerdir. Evlilik gibi sosyal desteğin varlığı, işinde deneyimin ve sorun çözme becerisinin artışı, çalıştığı işe olan ilgi ve sevgisi, iş ya da zorunlu olarak yaptığı eylem dışında kendisi için yaptığı faaliyetler ise tükenmeyi durdurabilecek ya da riski azaltabilecek özellikler olarak sıralanabilir.
 
 Önlem alınmazsa nasıl sonuçlar doğurabilir?
    
Tükenmişlik sendromu uygun zamanda fark edilip önlenmediğinde çoğunlukla iş kaybı, maddi kayıplar, ailevi sorunlar ve diğer ilişki güçlükleri, dolayısıyla yalnız kalma gibi manevi kayıplar, alkol-sigara ve diğer madde kullanım bozuklukları, fizyolojik ve psikolojik belirtilerle giden somatoform bozukluklardan depresyona kadar giden çeşitli psikiyatrik hastalıklarla sonuçlanabilir.
Nasıl önlemler alınabilir?
Burda kişiye ve çalıştığı kuruma bağlı olarak iki yönden alınacak önlemlerden söz etmek gerekir. Kişinin özellikle 2. evreden itibaren yüklenme durumunu fark etmeye başlamasıyla birlikte, kendine zaman ayırması, işini eve taşımaması, bir bakım veriyorsa yardımcı edinmesi,  iş ya da sorumlu olduğu uğraşı dışındaki ilgi alanına giren keyif verici başka etkinliklere ve sevdiklerine de şans tanıması (sevdiği kişilerle sanatsal etkinlikler, sportif faaliyetler, geziler gibi), gerektiğinde yardım istemeyi bilmesi, zorlanmakta olduğunu ilgili mercilere doğrudan bildirmesi, aralıklı olarak molalar verebilmesi (yıllık izin gibi) ve başa çıkma yöntemleri geliştirme konusunda danışmanlık alması gerekebilir.
    Kişilerin yüklenme düzeylerinin azaltılması için iş yerinde de olanak ve kaynakların artırılması, motive edici işlemlerin saptanıp yürütmeye sokulması, var olan sorunların düzeltilmesi, ileride olabilecek  sorunların ön görülerek önlemlerinin alınması, işveren olarak belirli aralıklarla çalışanların sorunları ve gereksinimlerinin araştırılması, çözümlerinin ivedilikle bulunarak uygulanması, çalışanlara onlarla ilgili kararlara katılabilme hakkı tanınması, adaletli ve eşit şartlar uygulayan bir idarenin benimsenmesi gerekmektedir.
Tükenmiş hissettiğinizde ise, ilk adımınız mutlaka uzmana danışmak ve yardım almak olmalıdır. Sonrasında gelişmiş bir psikiyatrik rahatsızlık varsa, çekinmeden psikiyatriste başvurmalı ve geçikmeden o rahatsızlığın tedavisine başlanmalıdır.

MOTORSİKLET VE TARİHÇESİ

TARİHÇE

İlk örnekleri bisikletlere motor takma girişimleriyle ortaya çıkmıştır. 1869 yılında ABD Massachusetts’li Sylvester Roper buhar gücüyle çalışan motosiklet benzeri bir taşıtı geliştirmeye çalışmıştır. 1893 yılında Felix Millet beş silindirli bir motoru bir bisikletin ön tekerleğine takarak bugünkü motosiklete oldukça benzeyen bir taşıt gerçekleştirmiştir.

Başarılı ilk iki tekerlekli motorlu taşıt tasarımını Fransız mucitler Michael ve Eugene Werner gerçekleştirmiştir. Werner kardeşler aracın motorunu, kadronun altına iki teker arasına yerleştirdiler. O tarihten sonra motosiklet tasarımlarında motor hep aynı yerde kalmıştır.

Üretilen motosikletlerde tip ayrımından çok kullanıcıların tercihleri öne çıkmaktadır. Örneğin hem gezi hem de spor motosikletlerinin özelliklerini tek motosiklette barındırma çabası sonucu üretilen gezi-spor motosikletleri çok fazla motor sever tarafından tercih edilmektedir. Tabiki bu motosiklette gezi motosikletinin sürüş rahatlığı olmamasının yanında bir spor motosikletteki hız da beklenmemelidir. Sonuç olarak gezi motosikletinden daha iyi performansa sahip olup spor motosikletinden daha iyi sürüş rahatlığı sunan bir motosiklettir.

ÇEŞİTLERİ

*Scooter:
Scooter, genelde 50 ila 800 cc arası motor hacmine sahip , otomatik vitesli, küçük tekerlekli, kaportalı, daha çok şehir içinde kullanılan bir motosiklet türüdür. Motorun arkaya yakın ve tekerlerin küçük olması sebebiyle, diğer motosiklet türlerine göre oldukça dengesiz bir yapıya ve ön tekerlek bağlantısı yüzünden daha az manevra kabiliyetine sahipti. Teknolojik yapısı geliştikçe, tekerlek boyutları büyütülmüş, manevra ve denge kabiliyetini arttırmıştır.

İlk olarak II. Dünya Savaşından sonra İtalyada uçak hurdalarından imal edilmiş olan ilk scooter vespa bu türün de genel adı olmuştur.

Bunun yanı sıra Suzuki(Burgman AN400, AN650), Honda (Silverwing), Yamaha (Majesty, Morphous), Kymco (Myroad700, Xciting), Piaggio (Beverly 500, X9500) gibi markaların da maxi scooter olarak bilinen 400-650 cc arasında Scooter modelleri bulunmaktadır.

Uzakdoğu ve Özellikle Çinde Düşük Maliyetli Scooter modellerinin üretilmesi , hızlı bir şekilde yayılmasına, İş ve hobi kullanımında tercih edilir ulaşım aracı olmasına neden olmuştur.

*Off-Road motosiklet(arazi motorsiklet):
Motosikletler arasında en hafifi arazi motosikletleridir. Ayrıca sele de diğer motosikletlere göre oldukça yüksektir. Arazide rahat hareket sağlaması için yerden yüksekliği ve dolayısıyla sele yüksekliği diğer motosiklet türlerine göre fazladır. Aynı motoru paylaştıkları diğer motosiklet modellerinden, şanzımanları ve torklarıyla fark gösterirler. Arazide yüksek hız yerine güç gerektiği için torkları yüksek olur. Bu türün lastikleri toprakta iyi çekiş sağlamak için uzun ve sık dişlidir. Motorlardaki küçük değişiklikler büyük farklar yaratabilir. Örneğin bir eksoz değişimi motorun gücünü 6 beygire kadar artırabilir. Bu motorlar şehiriçi kullanım için değil sert arazi koşulları için üretilmişlerdir.

*Mobilet:
Standart 50 cc hacimde iki zamanlı motoru olan bisiklet diye anılan bir tür motorlu taşıt.
Ucuz olması ve az yakıt harcaması sebebiyle Türkiye'de taşrada tercih edilen bir vasıta olmuştur. Ayakla vurdurmak diye tabir edilen yöntemle yani hızlıca pedalını iterek çalışır. Çalışmamakta direndiğinde yanında koşularak ve/veya ayaklıkta iken üstünde boşa pedal çevrilerek çalışır. Gençler tarafından modifiyeye en yatkın iki tekerli taşıt olarak da görülür.

*Touring motosikleti(gezi motorsiklet):
Gezi motosikleti, uzun yolcuklar için tasarlanmış oldukça rahat bir sürüş sunan motosiklet türü. Bu motosikletler tasarımları gereği daha uzun mesafeleri daha az duraklayarak almayı sağlayacak kapasitede üretilmiştir. Diğer motosiklet tiplerine göre daha büyük yakıt deposu, daha az yakıt tüketimi, rahat bir oturuş pozisyonu, yan ve arka çantalarla birlikte daha fazla yük taşıyabilme gibi özellikleri vardır. Birçok motosiklet firmasının "gezi" ya da "turing" tipi modelleri bulunur. Bu motosikletlerin dezavantajı, ağırlıklarının diğer motosikletlerden daha fazla olması ve şehir içi trafik sürüşlerinde geniş kalarak aralarda yol almalarının güç olmasıdır.

*Chopper motosiklet(alçak motorsiklet):
Alçak motosiklet olarak bilinen bu motosikletler chopper olarak sınıflandırılırlar.Chopper motosikletler aslında cruiser motosikletlerin kişinin isteğine göre düzenlenmesi sonucu ortaya çıkan bir motosiklettir.Chopper motosikletlerin tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır.savaş sonrası evlerine dönüş yolunda olan kişilerin motosikletlerini daha hafif ve olduğundan biraz daha hızlı yapmak istemeleri sonucu ortaya çıkan yepyeni bir sınıftır.Chopper kelimesi ise kesmek kırpmak biçmek anlamına gelmektedir.Ayrıca bir helikopterin peranesinin çıkardığı chop chop chop sesininde ilham kaynağı lduğu söylenenler arasındadır.Her chooper kendi sınıfında tektir ve bir başka eşi benzeri yoktur.Tamamen kişiye özeldir.Sadece motor kısmı hariç.Motor aksamı ve tekerleğe aktarma Dünya üzerindeki her chopper motosiklette aynıdır.Bu yönden bakarsanız aslında chopper motosikletlerin dünyada eşi benzeri olmadığı söylenemez ve birçoğunda kullanılan aksesuarlar aslında aynıdır. Örneğin aynalar çoğu yaprak şeklinde ya da malta hacı şeklinde ayna kullanırlar. Chopperlar üzerinde yaklaşık 256 adet parça kişiye özel olarak dizayn edilebilmektedir.Hız amacı gütmeyen sadece gezi amaçlı motosikletlerdir.

*Spor motosiklet:
Spor motosikleti, hız için tasarlanmış sürüş rahatlığının ikinci planda kaldığı bir motosiklet tipidir. Spor motosikletlerin sokak (street), arazi (off-road) ve ikili spor (dual-sport) olmak üzere 3 farklı çeşidi vardır.

*Enduro motosiklet:
Enduro motosiklet, arazi motosikleti ile gezi motosikleti arası bir motosiklet tipidir. Daha çok hem gezi ve hem de arazide motosiklet kullanmak isteyenlerin tercih ettiği bir motosiklettir.

*Kruvazör motosiklet:

*Supermoto motosiklet (Hypermotard):
Supermoto, motokros ile pist yarışları arasında olup normal motor yarışlarına benzemeyen, pistlerin kısa ve virajlı olduğu, hızı 160km/h’den düşük, değişik viraj alma teknikleri olan ve tamamen motorun performansından çok sürücünün yeteneğine bağlı olan bir motor sporudur. Bazı Avrupa ülkelerinde Supermotard olarak da adlandırılmaktadır. Yarışların %70’i asfalt, %30’u toprak zeminde geçmektedir. Supermotolar, off-road motoruna yarış motorunun lastiklerinin ve jantlarının takılmasıyla oluşur.


MOTORSİKLET MARKALARI VE HANGİ ÜLKE YAPIMI OLDUĞU

*Mondial : türk malı
*Honda :Japon
*Yamaha :Japon
*Suzuki :Japon
*Kawasaki :Japonya
*Harley-Davidson :Amerikan
*BMW : Alman
*Vespa :İtalyan
*Piaggio :İtalya
*Peugeot :Fransız
*Gilera :italya
*Ducati :italya
*Aprilia :italya
*Hyosung :kore
*Kymco :çin
*Regal Raptor :çin
*Keeway :macar malı :üretim çin
*Kanuni :türk malı
*Kubamotor :türk malı
*Ural:rus malı
*Bisan :türk malı
*Uğur Mondial :türk malı
*Asya Motor :türk malı
*Ramzey :türk malı
*Beldeyama : -
*Hazey Türk :türk malı


Önemli not: Arkadaşlar türk mallarının çoğu çinde üretilmiş parça kullanılmaktadır.Parçalar Çinden ithal edilip Türkiye'de montajı yapılmaktadır.                                                                                                                                                                                                                                                          

19 Kasım 2014 Çarşamba

Ahlak Nedir

Ahlak Nedir

Ahlak Nedir Tanımı Anlamı Ahlaklı insan
Ahlak, moralite ya da aktöre güncel anlamda: toplum içinde kişilerin uydukları davranış biçimleri ve kurallardır. Tarafsız ve genel bir ifadeyle iyi ve kötü arasındaki niyet, karar ve etkinlik farklılığıdır. İkinci anlam daha genel geçerdir. Halk arasında ahlak, doğru ve haklı olan zorunlu davranış biçimidir. Genel bir görüş olarak bakıldığında ise “üzerinde uzlaşılan bireyler arası kurallar” anlamındadır. Ahlakın felsefi olarak sorgulanmasında daha çok “etik” adı kullanılır. Aristoteles ile gelişen “etik” daha çok genel yargılara varan sistemsel ahlak anlayışı olarak anlaşılır. Ahlak ise bireylerin doğru ve yanlış algısını betimlemek için kullanılmıştır. Türkçede ikisine de ahlak karşılığı verilmiştir.

Ahlak- terim olarak:
 1. Belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamı. Çeşitli toplumlarda ve çağlarda kapsamı ve içeriği değişen ahlaksal değerler alanı. 2. Bir kişi ya da bir insan öbeğince benimsenen eyleme kurallarının toplamı. 3. Ahlaksal olan şeylerle bağlantısı olan bir görüşler dizgesi (tek kişinin, bir ulusun, bir toplumun, bir çağın). 4. Felsefenin bir dalı olarak: a. Ahlak üzerine kavramsal öğretiler. b. İnsanların kişisel ve toplumsal yaşamdaki ahlaksal eylemlerine ilişkin sorunları inceleyen felsefe öğretileri. Kökenbilimsel sözlükte: Arapça: ahlâq “yaradılış, huylar” kökünden gelir.
Bazen iyilik ya da doğruluk sözcükleriyle eş anlamda kullanılır. Toplumun hoş gördüğü davranış biçimleridir. Ahlaki olan “insanların karşı çıkmadığı”dır denebilir. Ahlaksızlık ise bunun tam tersidir. Olay anındaki varsayımlara aksi davranıştır. Genellikle felsefe, din, toplumun birleştiği bir önerme vardır. “Altın kural” adıyla bilinen bir ilke “ahlaki davranış”ın özünü sergiler. “Kendine davranılmasını istediğin gibi davran” Bu, Immanuel Kant’tan Isa peygambere kadar kabul görmüş ahlaki özdür. Ahlak, çocuk gelişimi ve toplumbilimin özellikle ilgilendiği bir konudur.

Piaget’ye göre Ahlak Gelişimi

1. Dışsal kurallara bağlılık dönemi(Ahlaki Gerçeklik) (6-12 yaş): Çocuk kuralların değişmezliğine inanır. Yargı, sadece sınırlı olarak gözlenen gerçeklere dayalıdır ve kural ihlalinde ceza, otomatik olarak verilmelidir. Davranışın gerisindeki nedenler dikkate alınmaz.
2. Ahlaki özerklik dönemi: Kuralların insanlar tarafından oluşturulduğu ve gerektiğinde değiştirilebileceği bilincine ulaşır.  Ceza, kurallar ihlal edildiğinde otomatik olarak verilmez, ihlal edilme nedenleri de önemlidir. Kuralları ihlal edenlerin niyetleri ve içinde bulundukları durumlar da dikkate alınır.

Lawrence Kohlberg’e göre Ahlak Gelişimi

1. Ceza ve itaat: Gelenek öncesi dönemdir.Kurallara cezalandırılmamak için boyun eğilir, kuralların doğruluğu önemsizdir. 2. Araçsal ilişki: Gelenek öncesi dönemdir. Diğer insanların da ihtiyaçları fark edilir ancak birinci planda kendileri vardır.
3. Kişilerarası Uyum: Geleneksel dönemdir. Birey dış dünyaya ve kendi dışındaki olaylara kendi dışındaki bir bakış açısından yaklaşmaya başlar. Artık ceza almamak yerine başkalarını mutlu etmek için de davranılır. 4. Kanun ve Düzen: Geleneksel dönemdir. Ahlaki davranış çevredeki önemli kişilerin beklentisine göre değil, toplumun yasalarına ve normlarına göre şekillenir.
5. Sosyal Sözleşme: Gelenek sonrası dönemdir. Genelde toplumsal normlarla değerlere uyulur.İnsani değerlerle çatışan yasal düzenlemeler sorgulanır. Bunları reddedebilir. Kanunları demokratik değişimini savunur. 6. Evrensel Ahlak: Gelenek sonrası dönemdir. Kişi ahlak ilkelerini kendisi oluşturur. Bu ilkeleri ihlal eden kanunlara uymaz. Adalet yasanın üstündedir. Bireyin haklarına saygı esastır.
Sonuç olarak ahlakın toplumun köklerinden biri olduğunu ancak bireysel özgürlüklere kast edebildiğini söylemeliyiz. Zaman ve mekane göre çok değişik ahlak anlayışları olabildiği gibi, ahlaksızlık anlayışı bundan apayrı bir şekilde irdelenmelidir. Bundan 400 sene önce köleliğe karşı çıkmak ahlaksızlıkken, bugün tam tersi ahlaksızlıktır.

Alıntı

Bir kadın, hasta ve ölmek üzeredir. Son zamanlarda hayatını kurtarabilecek ilaç, aynı kasabada oturan bir eczacı tarafından bulunmuştur. Eczacı, ilaç için 2000 dolar istemektedir. Bu fiyat, ilacın maliyetinin on katıdır. Hasta kadının kocası Heinz, borç para alabileceği herkese gider. Fakat topladığı paralar, ilaç fiyatının yarısı kadardır. Heinz, eczacıya karısının ölmek üzere olduğunu söyleyerek ya ilacı biraz ucuza satmasını ya da daha sonra ödemesine izin vermesini ister. Ancak eczacı kabul etmez. Heinz çaresiz bir durumdadır. Eczanenin camını kırarak karısı için ilacı çalar. Ahlaki bir davranış mıdır? Ahlakın göreliliği hakkında ne düşünülebilir?

Dünyanın ahlaksız diye adlandırdığı kitaplar dünyaya kendi utancını gösterenlerdir. Oscar Wilde
Öldürmek yasaktır, dolayısıyla tüm katiller cezalandırılır; tabi kitle halinde ve trampet sesleri eşliğinde öldürmedikleri sürece. Voltaire
Aşırı ahlaklı olmayın. Yaşam boyunca kendinizi aldatmak zorunda kalabilirsiniz. Ahlaktan yukarısını hedefleyin. Sadece iyi olmayın, iyi bir şeyler yapın. Henry David Thoreau
Akıl bir sarkaç gibi mantıklı ile mantıksız arasında gidip gelir; doğru ile yanlış arasında değil. C.G. Jung
Ahlak konusunda inandığım ilke şudur; bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o ahlakidir; eğer kendini kötü hissediyorsan o gayri ahlakidir. Ernest Hemingway
İçimizdeki hayvan aldatılmak istiyor; ahlak o hayvanın bizi paramparça etmesini önleyecek vazgeçilmez bir yalandır. Ahlak varsayımlarında yatan yalanlar olmazsa, insanlar hayvan olarak kalacaktı. Ancak insanlar ahlakla birlikte kendilerini daha üstün bir şey olarak kabul etmişler ve kendilerine daha kesin kurallar dayatmışlardır. Bu yüzden, hayvanlığa daha yakın kalan düzeylerden nefret ederler ki bu da, eskiden insan olmayan, şey olan bir varlık olarak görülen köleye yönelik aşağılamayı açıklar… Friedrich Nietzsche- İnsanca, Pek İnsanca s.106
Aslında yan yana iki çeşit ahlaka sahibiz, birisi öğütlediğimiz ama uygulamadığımız, diğeri uyguladığımız ama nadiren öğütlediğimiz… B.Russell 

15 Kasım 2014 Cumartesi

LİMON VE SARIMSAK NE İŞE YARAR

 
BUNU YILDA BİR KEZ MUTLAKA YAPIN
Limon suyu ve sarımsakla yapılan karışım, damar sertlikleri, damar yağlanması, damar tıkanıklıkları ve tansiyon gibi sorunları ...kalıcı olarak ortadan kaldırıyor.
EVİNİZDE KENDİNİZ YAPABİLİRSİNİZ
- 2 Litre hiç su katılmamış sıkılmış limon suyu
- 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak (Mümkünse Anadolu'da yetiştirilmiş ithal olmayan sarımsaklardan)
- Ağzı sıkı kapanan koyu renkli bir kavanoz (2 litrelik pet şişeler de kullanılabilir)
HAZIRLANIŞI
2 Litrelik kavanoz ya da pet şişeyi dolduracak kadar limon satın alın. Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp şişenin kapağını sıkıca kapatın. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde tutun ve her gün birkaç kez çalkalayın. Yaklaşık 25 gün sonra sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz.
25 gün sonra hazır hale gelen karışımdan her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu hergün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde (şeker, tuz, tatlandırıcı vs. katmayın)
FAYDALARI
1- Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu
önlüyor.
2- Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor.), vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.
3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.
4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini
yapıyor.
5- Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin
yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.
6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.
7- Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor.                                                                 
                                                                                                                                               Alıntı
 

11 Kasım 2014 Salı

Zeka Geliştirip Zihin Açan Besinler

Zeka Geliştirip Zihin Açan Besinler

Bu besinler zihni açıyor...
Zaman zaman aklımızın durduğunu artık hiç bir şey yapamaz hale geldiğini görürüz. Aynı zamanda zeka aktivitelerinde bir düşüşün farkına varırız işte bu durumda imdadınıza yetişecek besinler var.
 

Somon

Yağlı deniz ürünleri omega 3 kaynağıdır. Zihni kuvvetlendirmek için bu vitamini somon balığından alabilirsiniz.
Bu besinler zihni açıyor...

Ceviz Fındık  Fıstık

Ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesi öneriliyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Biberiye

Biberiye hafızayı güçlendirir, akıl berraklığını sağlar ve beyin yorgunluğunu azaltır. Çalışmalar, biberiyenin uzun dönemli hafızayı yüzde 15 geliştirdiğini gösterdi.
Bu besinler zihni açıyor...

Bitter Çikolata

Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Çilek

İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Yumurta

Beynin katı kısmı yağdan oluştuğu için, ona iyi yağlar sağlamalısınız. Yağ asidi veya EFA- çünkü vücudumuz bu yağları üretemez. Beyindeki anıların yaratılması ve sürdürülmesine dahil olan sinapsın (kromozomların birleşmesi) oluşması için yağ gereklidir. Yumurta mükemmel bir EFA kaynağıdır.
Bu besinler zihni açıyor...

Ispanak

K vitamini bakımından zengin olan ıspanak beyin fonksiyonlarını güçlendirmede önemli rol oynuyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Tahıl

Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Midye

Zeka geliştirdiği ve zihni açtığı biliniyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Uskumru-Sardalya

Uskumru yüksek değerde EFA’ya sahiptir. Öğrenme gücünü ve hafızayı geliştirir. Ayrıca sadece Sardalya’da bulunan koline kimyasalı beyin için önemlidir.
Bu besinler zihni açıyor...

Üzüm Suyu

Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Patates

Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Yoğurt

İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.
Bu besinler zihni açıyor...

Vücut Yorgunluğunu Gideren Yiyecekler Gıdalar Hangileridir

Vücut Yorgunluğunu Gideren Yiyecekler Gıdalar Hangileridir ?

Vücut Yorgunluğunu Gideren Yiyecekler Gıdalar Hangileridir ?, Hangi yiyecekler Yorgunluğun giderilmesini sağlar sorusunun yanıtını size vermek istiyoruz.
Yorgunluk Giderici Gıdalar
Bu aralar çok yoğun bir programınız olmamasına rağmen elinizi kaldırmak bile istemiyorsunuz. Bunun nedeni iyi dinlenememekten kaynaklanabileceği gibi, beslenmenizdeki düzensizliğe de bağlı olabilir.

Kendinizi sürekli olarak yorgun hissediyorsunuz. Bu durum, yetersiz dinlenmekten kaynaklanabileceği gibi, beslenmenizdeki düzensizliklerden
de ileri gelebilir. Niasin, B1, B2, B6, B12, folik asit ve C vitamini ile demir, potasyum, krom, selenyum ve iyot minerallerinin yetersizliği
durumunda yorgunluk kendini gösterir. Peki bazı besinlerin yorgunluğu önlediğini biliyor musunuz? İşte yorgunluğunuzu giderebilecek yiyecekler..
Balık
Niasin ve B2 vitamini, demir, krom, selenyum ve iyot minerali içerdiği için haftada 2-3 kere yenilmelidir. Bu bağlamda ton balığı da oldukça yararlıdır.
Yağlı tohumlar
Niasin ve E vitamini, demir ve potasyum minerali içeren fındık, yerfıstığı, badem ve ceviz tüketim sıklığına önem verilmeli,
ancak yüksek enerji içeriklerinden ötürü miktarına dikkat edilmelidir. Günde bir avuç yenilmesi sayısız yarar sağlar.
Yeşil yapraklı sebzeler
C, E ve B2 vitamini ile demir ve potasyum minerali açısından önem taşıyan yeşil yapraklı sebzelerin özellikle koyu renkli olanlarının tercih edilmesi önerilmektedir (ıspanak, roka, nane, tere, pazı).
Yumurta
Niasin, E ve B2 vitamini ile demir, krom ve iyot minerallerinden zengin olan yumurta anne sütü kalitesinde protein içerir ve “örnek protein” olarak tanımlanır. İçermiş olduğu doymamış yağ asitleri sayesinde de çok besleyici bir besindir.
….
Kurubaklagiller
Niasin, B1 ve B2 vitamini ile demir ve potasyum içeriğinden ötürü yorgunluğa birebir gelir. Aynı zamanda içerdiği diyet lifi (posa) sayesinde kan şekerini kontrol altında tutarak vücut direncinin sürekliliğini sağlar. Bu nedenle haftada 2-3 kere kuru fasulye, nohut, mercimek, kuru barbunya, kuru bakla, kuru börülce, soya fasulyesi gibi baklagil tüketilmelidir.
Kepekli tahıllar
Niasin, E, B1 ve B2 vitamini ile potasyum, krom, iyot ve az da olsa demir minerali açısından zengin olan kepekli tahıl ürünlerinin tercih edilmesi; işlenmiş olan tahıllardan uzak durulması yorgunluğu önlemek adına büyük önem taşır.
Süt ve süt ürünleri
Niasin ve B2 vitamini ile demir, potasyum, krom ve iyot minerali içeren süt, yoğurt ve peynirin yarım yağlı hatta yağsız (light) olarak tercih edilmesi daha sağlıklı olacaktır.
İlave besinler
Tüm bu besin gruplarına ilave olarak ayçekirdeği, karaciğer, havuç, patates, elma, kayısı, kivi, üzüm, avokado, muz gibi meyveler, maydanoz,
lahana, kereviz, bezelye, turp, enginar, mantar, soğan, kırmızı pancar, sarımsak gibi sebzeler ve yeşil çay yorgunluğu giderici besinler olarak
tanımlanır.
Egzersizi ihmal etmeyin
Yapılacak düzenli egzersizler de vücudu canlandırmaya yardımcı olacaktır. Öte yandan alkol, asitli içecekler, hazır besinler, sakatatlar, yağlı ve şekerli besinler yorgunluk vermektedir.
NotDenizi Yararlı Bilgiler Sunar.

9 Kasım 2014 Pazar

Halsizliğe İyi Gelen Yiyecekler

Halsizliği İlaçla Değil Besinle Yenin

Uzmanlar, sürekli hissedilen yorgunluk için bal, ıspanak zeytinyağı gibi gıdaların yanında vitamin takviyesi öneriyor
SÜREKLİ olarak yorgunluktan şikayet eden kişiler için besin desteği büyük yarar sağlayabilir. Uzmanlarca önerilmiş besin takviyeleri; B vitamin ailesi B-6, B-12 ve folik asidi de içeren B-11 vitaminlerinden oluşur. B6 vitamin eksikliği de demir gibi anemi ve kronik yorgunluk ile bağıntılı. B6 vitamini ihtiyacınızı muz, tavuk, hindi, patates, meyve suyu, karpuz, ıspanak ve bal gibi besinlerden karşılayabilirsiniz. B-12 vitaminin eksikliği ise homosistein seviyelerinin artmasına yol açar. Yüksek homosistein seviyesi kalp hastalıklarına yakalanma riskinin artması anlamına gelmektedir. Bu açığı da baklagiller, bonfile, ton balığı, balık, hindi, yoğurt, süt, tavuk ve peynir yiyerek kapatabilirsiniz.
Vitamin desteği
C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendiren önemli bir antioksidandır. Hastalık veya stres durumlarında, bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için gereken bir vitamindir. Ayrıca C vitamini ile sağlıklı adrenal fonksiyonların çalışması da artıyor. Bu nedenle bu fonksiyonlar özellikle stresli durumlarla başa çıkabilmek için çok gereklidir. C vitamini açısından zengin besinler arasında brokoli, çilek, portakal, greyfurt, mango ve yeşil biber sayılabilir.
Magnezyum protein sentezi, enerji üretimi ve hücresel bölünme için gerekli olan çok önemli bir mineraldir. Günümüzde pek çok insanda magnezyum eksikliği görülmektedir.
Demir eksikliği de anemi ve kronik yorgunluğa yol açan önemli bir faktördür.
E vitamini çok önemli bir antioksidan koruyucu olarak hücreleri toksinlerden ve serbest radikallerden korumaktadır. Ayçiçek yağı, fıstık ezmesi, badem, ton balığı, somon, mısırözü yağı, zeytinyağı E vitamini açısından zengin besinler arasınada yer alır.

http://www.notdenizi.com/halsizlige-iyi-gelen-yiyecekler-13314/

Bağışıklık Sisteminizi Güçlendiren Besinler‏

Bağışıklık Sisteminizi Güçlendiren Besinler‏

Güçlü bir bağışıklık sistemi, her şeyden önce hastalıklara yakalanmamızı önler. Bunun için yaşlı-genç herkesin özellikle yediği besinlerle bağışıklık sistemini güçlendirmesi gerekir. Brokoli, kivi, enginar, yoğurt, domates, havuç gibi besinler hem bağışıklık sistemini güçlendirir hem de kendimizi sağlıklı ve dinç hissetmemizi sağlar.
Sağlıklı olmanın birincil koşulu doğru beslenmek! Düzenli ve dengeli beslenerek bağışıklık sisteminizi de güçlendirmeniz mümkün… Biliyorsunuz, güçlü bir bağışıklık sistemi bebeklerden yaşlılara kadar herkes için önemli. Hastalıklardan korunmanın en birincil koşulu. Bunun öneminin herkes farkında ama iş doğru beslenmeye gelince birçoğumuz yediklerine yeterince dikkat etmiyor. Oysa çok basit önlemler ve doğru besinlerle bağışıklık sistemini güçlendirmek zor değil! Acıbadem Poliklinik Bağdat Cad. Dyt. Evrim A. Demirel ve Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Beslenme ve Dyt. İpek Cirit bağışıklık sistemini güçlendiren besinlerle ilgili önemli ipuçları veriyor.
Anti-oksidanlar önemli
Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmenin, bağışıklık sisteminin dengelenmesinde olumlu etkileri olduğunu araştırmalar ortaya koyuyor. Peki ama bu nasıl oluyor? Evrim Ayhan soruyu şöyle yanıtlıyor: “Yediklerimiz, vücuda enerji vermek için oksijenle yanarlar, yanma sırasında zararlı maddeler olan serbest radikaller oluşur. Serbest radikallerde, bir elektron eksilmiştir ve bu eksik molekülü elde etmek için serbest moleküller başka moleküllere saldırır, saldırılan molekül serbest radikal haline gelir ve çoğalır. Çoğalan serbest radikaller, vücudun tüm hücre ve organlarına zarar vermeye başlarlar. Bunun dışında çevredeki hava kirliliği, ultra viyola ışınları, radyasyon, egzoz gazları, sigarı dumanı gibi bir çok faktör hücrelerimizi etkileyerek serbest radikalleri çoğaltır. Vücutta serbest radikallerin çoğalması kalp hastalığı, kanser, katarakt ve yaşlanma gibi sağlık sorunlarını daha çabuk ortaya çıkarır. Bu zararlı etkilerden kurtulmak için vücudumuz serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirir. Vücutta üretilen bazı enzimler, serbest radikallerden kurtulmamızı sağlar, yanmayı (oksitlenmeyi) önleyen anti-oksidan maddeler enzim miktarını artırır. Böylece savunma mekanizması güçlenir.” İşte anti-oksidan besinlerin önemi burada ortaya çıkıyor. Bu anti-oksidanların en önemlileri C ve E vitamini ve beta-karotendir. Anti-oksidanları içeren besinleri günlük beslenmemiz içerisinde bol miktarda tüketmek gerekiyor. Limon, portakal, çilek, greyfurt, kivi, dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, kuşburnu ve ahududu da bol miktarda C vitamini ayçiçek yağı, zeytin yağı, fındık, badem, soya, ceviz ve fıstık türleri de E vitamini yönünden zengin. İpek Cirit, E vitaminin önemi konusunda şunları söylüyor: “E vitamini selenyum ile birlikte bağışıklık sisteminin fonksiyonunu artmasına yardımcı olur. Vitamin E hem erkekte hem de kadında kalp krizi riskini azaltır, birçok kanser türüne karşı da vücudumuzu korur. Turuncu, kırmızı, yeşil sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan beta karoten de bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlar. Bu vitamini içeren gıdaları tüketmekle hem bağışıklık sistemini güçlendirmiş, hem de kanserden korunmuş oluruz.” Üstelik beta karoten, vücutta A vitaminine çevrilerek dolaylı yarar da sağlıyor. A vitamini, havuç, ıspanak, kabak, marul, brokoli, karaciğer ve domateste bulunuyor.
Probiyotikler
Probiyotik kelimesi son 5-10 yılda hayatımıza girdi. Bu besin grubu güçlü bir bağışıklık sisteminin bir parçası! Probiyotikler bağırsak florası için faydalı etkilere sahip olan canlı bakteriler bileşimi ve bağırsak sistemini destekleyerek hastalık yapan mikroorganizmaların üremesine engel oluyorlar. Evrim Ayhan “En önemli probiyotik yiyecek yoğurttur” diyerek şöyle devam ediyor: “İshal ile besin alerjilerinin önlenmesi ve iyileştirilmesinde önemli faydaları vardır. Sindirimi kolaylaştırırlar ve bağırrsaklarda üretilen vitaminlerin sentezinde rol alırlar. Sütteki laktozun laktik asit bakterileri tarafından laktik asite çevrilmesi ile oluşan yoğurt içinde bulunan yararlı bakteriler sayesinde probiyotik etki yaparak hem çocukların hem de erişkinlerin bağışıklık sistemini güçlendirir.”
Bu besinleri beslenmenize ekleyin
Kimisinin adını sıkça duydunuz, kimisini ise muhtemelen ilk kez duyuyorsunuz ama öyle besin maddeleri var ki günlük beslenmemize eklememiz bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapıyor. İpek Cirit bu besinlerle ilgili şunları söylüyor: “Keten tohumunu içeriğinde bulunan lignan östrojene bağlı gelişen kanser riskini azaltır. Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan isoflavanlar kanser, kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riskini azaltır. Sarımsakta bulunan kükürtlü bileşikler kanser ve kalp damar hastalıkları riskini azaltır. Meyan kökünde bulunan glikozidler alerji ve iltihabı azaltır. Bununla birlikte omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalarda aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek gıdalara ek beta-glukan, ekinezya, probiyotikler, izozomlar ve yeşil çay gibi doğal maddeleri saymak da mümkündür. Ekinezya doktorlar tarafından çok eski tarihlerden bu yana soğuk algınlığı tedavisinde kullanılır. Fakat ekinezyanın düzenli ve sürekli kullanılması halinde bile, vücudun buna alışması bağışıklık sisteminde gerektiğinde istenilen etkiyi gösteremeyebilir. Bu nedenle doktor kontrolü ile kullanılması gerekir.”
BESİNLER VE VİTAMİN DEĞERLERİ
1. C VİTAMİNİ – Limon, portakal, çilek, greyfurt, kivi, dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, kuşburnu ve ahudududa var. Serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştiriyor.
2. E VİTAMİNİ – Ayçiçek yağı, zeytin yağı, fındık, badem, soya, ceviz ve fıstık türlerinde bulunuyor. Hem erkekte hem de kadında kalp krizi riskini azaltır, birçok kanser türüne karşı da vücudumuzu koruyor
3. A VİTAMİNİ – Havuç, ıspanak, kabak, marul, brokoli, karaciğer ve domateste bulunuyor. Bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlar.

http://www.notdenizi.com/bagisikligi-guclendiren-yiyecekler-5915/

Sağlıklı Besinler Listesi

Sağlıklı Besinler Listesi

Sağlıklı Besinler Listesi
Gripten uykusuzluğa, sağlam dişlerden güzel bir cilde kadar herşey doğal besinde. İşte size liste…
Sağlıklı Besinler Listesi 12/03/2007 Vücudun ihtiyacı olan vitaminleri, meyve ve sebzeden almak mümkün. Portakaldaki C vitamini, gribe karşı haplardan daha iyi koruma sağlıyor
Meyve ve sebze tüketimine dayalı doğal beslenme sağlıklı bir hayatın kapılarını açıyor. Çünkü taze meyve ve sebzeler, bağışıklık sistemini güçlendiren ve kanser riskini azaltan antioksidan, lif, mineral ve pigmentlerden oluşan fitokimyasalları da içeriyor.
Eğer C vitamini gibi bazı takviyeler alınmazsa, A, D ve E gibi diğer antioksidan vitaminler toksik etki yaratabilir. İşte doğal beslenme yoluyla vücudun alması gereken vitaminler:

A VİTAMİNİ: Bağışıklık sistemi için önemli. Deri, diş ve kemikleri güçlendirir. Ciğer, peynir, balık yağı ve yoğurt gibi besinlerde bulunur.

B6 VİTAMİNİ: Bağışıklık sistemi için yararlı. Cinsiyet hormonlarını dengeler. Ayrıca adet öncesi sendromunu azaltır. Muz, tavuk, balık, yeşil yapraklı sebzeler ve fırında pişmiş fasulye gibi besinlerde bulunur.

B12 VİTAMİNİ: Despresyonu yatıştırır ve enerji verir. Ciğer, biftek, yumurta, süt gibi besinlerde bulunur.

C VİTAMİNİ: Sağlıklı bir cilt için gereklidir ve bağışıklık sistemine faydalıdır. Vücudun demir tüketimine yardım eder. Çilek, kuşüzümü, biber, portakal, domates, patates ve brokolide bulunur.

KALSİYUM: Güçlü dişler ve kemikler için bire birdir ve kemik erimesinin önüne geçer. Kalp atışlarını da düzenler. Süt, peynir ve yoğurtta bulunur.

D VİTAMİNİ: Güçlü kemikler ve dişler için birebirdir ve kalsiyum tüketimini ayarlar. Uskumru ve sardalye balıkları ile beyaz peynirde bulunur.

E VİTAMİNİ: Sağlıklı bir cilt için gereklidir. Parkinson hastalığının tedavisinde de kullanılır. Ay çiçeği tohumu ve yağında, badem, çamfıstığı, yer fıstığı ve avokadoda bulunur.

FOLİK ASİT: Bebeklerde doğum kusurlarını önler ve kalp krizi riskini azaltır. Ispanak, brokoli, muzda bulunur.

GLUKOSAMİN: Kıkırdağın önemli bir yapıtaşı. Romatizma ve kireçlenmeye karşı bire birdir. Vücut kendisi üretir.

DEMİR: Alyuvar üretimine katkıda bulunur. Eksikliği anemi hastalığının habercisidir. Regl kanamaları nedeniyle kadınların erkeklerden daha çok ihtiyacı vardır ama takviye olarak doktor tavsiyesiyle alınmalıdır. Tahıl, ciğer, kuru meyve, yumurta, yağsız kırmızı et ve yeşil sebzelerde bulunur.

K VİTAMİNİ: Kan pıhtılaşmasını önler ve kemikleri güçlendirir. Tüm yeşil sebzelerde bulunur.

MAGNEZYUM: Vücuttaki her türlü biyokimyasal faaliyet için zorunlu bir mineral. Özellikle dişler ve kemikler için önemli. Fındık, çamfıstığı, mısır patlağı, beyaz balık ve yumurtada bulunur.

NİASİN (B3 VİTAMİNİ): Vücudun yemeği enerjiye dönüştürmesine yardımcı olur. Ayrıca sağlıklı bir sindirim sistemi için gereklidir, deri ve sinirlere de iyi gelir. Gündelik yiyeceklerde, balık, biftek, fındık ve yumurtalarda bulunur.

OMEGA-3: Yararlı yağlardan biridir ve çalışmalar kalp krizi riskini önemli ölçüde azalttığını kanıtladı. Eksikliği düşük IQ ve davranış problemlerine yol açabilir. Balık yağı, lahana, ıspanak, brokoli, yeşil sebzelerde bulunur.

POTASYUM: Böbrek faaliyetlerini düzenler, kalp atışı ve su seviyesini ayarlar. Birçok meyvede, muz, fındık, domates ve tavukta bulunur.

RİBOFLAVİN (B2 VİTAMİNİ): Sağlıklı bir cilt, göz ve sinir sistemine yardımcı olur, ayrıca metabolizmanın demir tüketimini de ayarlar. Mantar, peynir, yeşil sebzelerde bulunur.

SELENYUM: Pek çok kanser riskini azaltmanın yanında bağışıklık sistemi için önemli bir mineraldir. Brezilya fıstığı, ceviz, balık, biftek, yumurtada var.

TİAMİN (B1 VİTAMİNİ): Depresyon ve uyku bozukluklarına karşı bire birdir. Tahıllar, domuz eti, bezelye, yer fıstığı ve bakliyatta bulunur.

ÇİNKO: DNA’yı korur ve tamir eder, hormonları düzenler, bağışıklık sistemini güçlendirir ve yaraları kapatır. Pek çok et çeşidinde, balkabağı çekirdeğinde, Brezilya fındığı ve yumurtada bulunur.

http://www.notdenizi.com/saglikli-beslenme-listesi-1461/

Şeker Hastalarına Altın Öğütler

Şeker Hastalarına Altın Öğütler

Ne demiş hipokrat; “Yedikleriniz ilacınız, ilacınız yedikleriniz olsun…” Kan şekeri kontrolü diyabette öncelikli hedef. Kan şekerinin normale yakın olması kalp, inme, böbrek gibi diyabetle ilişkili komplikasyonlarının gelişme riskini azaltabiliyor.
Bir süredir ‘Diyabetik Diyet’ yerine ‘Diyabette Tıbbi Beslenme Tedavisi’ nin kullanılması gerektiği ayrıca diyabetli bireylerin dengeli bir öğün planı içinde yer alan karbonhidratı şeker içeren bir besinle yer değiştirerek kullanabileceği biliniyor. Peki nasıl beslenmeliyiz?
Diyetformula diyetisyeni Yasemin Batmaca bakın neler öneriyor?
1) “Tıbbi Beslenme Tedavisi”nde olduğunuzun bilincinde olun ve asla öğün atlamayın. Düzenli saatlerde yemek yemek, kan glikoz seviyesini olumlu etkiler.
2) Ideal kilonuza ulaşın: Kilolu olma nedeniyle, kan şekeri, tansiyon ve kolesterol seviyeleri çok daha zor kontrol altına alınır. Kilodaki %5-10′luk değişmelerden olumlu etki başlar.
3) Posalı ve tam tahıllı besinler tüketin: Tam tahıllı ekmekler, gevrekler, kepekli makarnalar, yulaf, kurubaklagiller gibi besinler tercih edilmelidir.
4) Daha fazla sebze, meyve ve kurubaklagillerden tüketin: Meyve suyu, posasını kaybettiği için kan şekerini hızlı yükseltebilir. Bu nedenle diyabette kullanımı önerilmez. Kurubaklagiller: Posa içeriği yüksek olduğu için beslenmede yer verilmelidir.
5) Daha az yağ tüketin: Yüksek enerji içerirler ve özellikle doymuş yağlar kolesterolü yükseltir. Bu nedenle doymuş yağları yüksek içeren, yağlı etlerin, tereyağlı kek, kurabiye, börek, cips, çikolata, kek ve bisküvilerin, ayrıca tam yağlı süt ürünlerinin (süt-yoğurt-peynir vb.) oldukça sınırlı tüketilmesi gereklidir.
YAĞ ALIMINI AZALTMAK İÇİN
Izgara yapma, fırında, mikrodalgada veya buharda pişirme gibi daha az yağlı pişirme yöntemlerini kullanın. Yağsız veya yarım yağlı süt ürünlerini tüketin. (süt, yoğurt, peynir, kefir vb.) Haftada 2 kez balık tüketmeye çalışın. Tüm yağlar yüksek enerji içerir. (kilo vermeye çalışıyorsanız, 1 yemek kaşığı sıvı yağ = 10 gram = 90 k.cal olduğunu unutmayın.)
6) Daha az tuz tüketin. Tuz; tansiyonu yükseltebilir.
7) Daha az alkol alın: Alkol tüketimi sınırlandırılmalı. Çünkü alkolün kalorisi yüksektir ve kullandığınız ilaçlarla etkileşime girebilir. .
8) Şekerli besinlerden uzak durun. Karbonhidrat temel besin maddesidir ve alımını yasaklamak doğru değildir. Sofra şekeri dediğimiz basit şekerlerden uzak durun.
HANGİ BESİNLERİ TÜKETMEMELİ?
Çay şekeri, şeker ve şekerlemeler, şekerli reçel ve marmelat (Diyabetik reçeller aşırıya kaçmadan tüketilebilir.). Pekmez, bal, şekerli çikolata Diyabetik çikolatalar aşırıya kaçmadan tüketilebilir.
9) Israrları geri çevirmeyi bilin: İkram edilen tüm yiyecekleri tüketmemelisiniz. Sağlığınız söz konusu olduğu için, ısrar edildiğinde gerekli açıklamayı yapmalısınız.
10) Kendinize inanın. Diyet irade savaşı olmamalı, hem sizin yaşam şekli ve beğenilerinize uyarak yaşam şekli değişikliğine olanak vermeli, hem de kendinizi tüm gün tok ve enerjik hissettirerek uyumu kolaylaştırmalıdır.
HAMİLELİK VE DİYABET
DİKKAT! : Gestasyonel Diyabet: (Hamilelikte çıkan diyabet) Aile geçmişinde diyabet olması, gebenin obez olması, hamilelikte bir problem olması ve 40 yaşın üzerinde olması hamilelikte gestasyonel diyabetin ortaya çıkmasına sebep olabilir. 24 ile 28. haftalar arasında bu durum test edilmeli, eğer tespit edilirse mutlaka diyetisyeninizin beslenme önerileri uygulanmalıdır.
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
Doğru bilinen yanlışlar: Ara öğünde “1 elma” yemek: Basında, çoğu zaman “Ara öğünde bir elma yiyin” şeklinde öneriler verilmekte. Fakat, diyabeti ve hipoglisemi vb. kan şekeri hassasiyeti olan kişilerde ara öğünde tek başına yenen meyve kişinin kan şekeri dengesini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle şekere karşı hassas kişilerde, protein, yağ veya kompleks karbonhidrat içeren (1 çay bardağı light süt veya light yoğurt veya light kefir veya 30 gram, ortalama 1 top diyabetik veya 30 gram = 1 dilim peynir uygundur. Bunlara ulaşılamadıysa 5 fındık veya 7 badem veya 1 ceviz veya 1-2 adet diyet bisküvi veya 1-2 adet diyet grisini de dengelemek için kullanılabilir.) besinlerle tüketilerek kan şekerini yükseltme hızı yavaşlatılabilir, daha uzun süre tok hissedip, daha geç acıkma sağlanabilir.

Kayısı,antep Fısıtğı,ıhlamur,kahve,karaüzüm, İncir İn Faydaları

kayısı,antep fısıtğı,ıhlamur,kahve,karaüzüm, incir in faydaları
Kayısının Faydaları
Cildi, mikrop ve mantarlardan korur, güzelleştirir.
Deriyi korur ve yaraların tedavi edilmesinde birebir besin aracıdır
Gözlere parlaklık verir.
Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur ve bu arada meydana gelmiş ülserin iyileşmesinde de önemli rol oynar
Bağırsak tembelliğini giderir.
Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir.
Kalp kaslarını kuvvetlendirir.
Fazla kiloları önler
Safra bezlerini temizler, böbrekleri çalıştırır.
Basura faydalıdır
A,B,C vitaminleri, protein, bol miktarda şeker ve madensel tuzlar içeren bir meyvedir.
İştah açar, kan yapar, bedensel ve ruhsal yorgunlukları alır.
Sinirleri güçlendirir.
Uyku verir
Kabızlığa iyi gelir (aç karnına yenildiğinde hem de her haliyle; kuru, taze yada kompostosu, reçeli, hoşafı…)
Cilt güzelliği için birebirdir
Yanınızda kayısı bulundurun, çünkü böylece açlıktan kan şekeriniz düştüğünde kayısı yersiniz.
Vitamin A yönünden çok zengin bir kaynaktır. göz sağlığı açısından elzemdir
Antep Fıstığının Faydaları
Günde 10-12 adet yenilen iç antepfıstığı,vücudun günlük yağ ihtiyacını karşılayabilmektedir.
100 g antepfıstığı vücudun günlük protein,vitamin B1 ve fosfor ihtiyacının %35''ini karşılayabilmektedir.
Antepfıstığında kolestrol yoktur Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığının riskini azaltır.
Antep fıstığı protein yönünden 2 kat,fosfor yönünden 4 kat sığır etinden daha üstündür
Vitamin E,B ve C komplexince zengindir.
Antepfıstığı şeker hastalığında (Diabete Mellitus)kullanılabilir
100 gr antepfıstığında 4.0 gr posa bulunur.Posa miktarı yönünden pirinç, patates ve buğday (0.3 gr) dan daha üstündür
İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.
Yapısındaki lipitlerin çoğunluğu monounsature yağ asiti içerdiğinden(35 g), kan şekerini yükseltme (Glisemik indx) yönünden buğdaydan daha az riske sahiptir
Kalp İçin Antep fıstığı kalp sağlığını korumada önemli bir ilaç vazifesi görür
Hastalıktan Sonra Antep fıstığı nekahet dönemlerinde de vücudumuzun dostudur. Bir terkip içinde veya tek başına tüketilen fıstık, nekahet dönemin rahat ve kısa sürmesini sağlar, bünyeyi dirençli hale getirir
Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatır, ağrılarını hafifletir, öksürüğün geçmesine yardımcı olur.
Ihlamurun Faydaları
Ihlamurun içinde uçucu yağ, tanen, şeker, C ve P vitamini reçine ve enzimler bulunur.
Öksürük ve Balgam İçin Ihlamuru kaynatıp içtiğinizde hem göğsünüzü yumuşatır hem de rahatlatıp terletir.
Mide Şikayeti Olanlara Ihlamuru tek başına kaynatıp içerseniz hazmı kolaylaştırır. Bunun yanı sıra ıhlamurun içine biraz kekik, nane ve rezene ile kaynatıp içerseniz hem mide yanmalarına, hem de kusma türü rahatsızlıklara iyi gelir.
Cildinizde Leke mi Var? Hemen ıhlamuru suda kaynatıp sıvı sümüksü bir hal alıncaya kadar bekletin. Sonra bu sıvıyı lekelere sürün faydasını göreceksiniz. Yine aynı şekilde elde edeceğiniz ıhlamurla kırışıklıklara masaj yaparsanız iyi sonuç alacaksınız.
Strese Stres için ıhlamur çayı iyi gelir. İçine çok az karanfil atarsanız hem tadına güzel bir tat katmış olursunuz, hem de sizi sakinleştiren etkisini arttırırsınız.
Grip ve Nezle Olunca Grip ve nezle olunca ıhlamuru hiç eksik etmeyin. Bilinmelidir ki bu tür hastalıklarda ıhlamur sadece terlemeyi sağladığı için değil, aynı zamanda vücudun direncini de artırarak tedaviye yardımcı olur.
Göz Çapaklanmalarında Ihlamuru kaynatın ve süzün. Pamuk yardımı ile gözlerinize kompres yapın. Hem çapaklanmaları önleyecektir, hem de gözünüzü dinlendirecektir. Gözlerinize kompres yaparken gözünüzü kapatmayı unutmayın.
Saçlarınıza da Ihlamur Ihlamuru kaynatıp elde ettiğiniz su ile ara sıra saçlarınızı yıkayarak saçlarınızın beslenip kuvvetlenmesini sağlayabilirsiniz. Bu işlemden sonra saçınızı durulamayı ihmal etmeyin.
Kan dolasımını düzenler
Kabızlıkta da ıhlamurdan yararlanabilirsiniz.
Kramplar için de ıhlamurun iyi bir ilaç olduğunu unutmamalısınız.
Sabah aç karnına içilmeye devam edilen ıhlamur zayıflamak isteyenlere bu hususta yardımcı olacaktır.
Ihlamurun migren için birebir olduğu bilinir.
Yan etkisi var mı? Uzun süre ve fazla miktarda kullandığınızda kalbinize zarar verebileceğini unutmamalısınız.
Kahvenin Faydaları
Kahvenin selülit yapmak bir yana, vücuda daha fazla hareket kazandırarak, metabolizmanın yağ yakmasına katkı sağladığı saptanmıştır.
Kahvenin ayrıca depresyon ve alkolizm tedavisine iyi geldiği
Kalın bağırsak kanserini önleme özelliğinin bulunduğu saptanmıştır
Kuru Üzümün Faydaları
Üzüm ürünlerindeki demir, kalsiyum ve potasyum minerallerinin, kemik gelişimi yanında kansızlığı, halsizliği, zayıflığı ve ishali tedavi edici özelliği bulunmaktadır.
Kilo almak isteyen de rejim yapmak isteyen de üzüm yemelidir çünkü enerji verir.
Protein ve karbonhidrat kaynağıdır
A,B1,B2,B6, C vitaminleri ile fosfat, kalsiyum, demir, fosforik asit, organik asitler, formik asit minerallerini içerir.
Günlük kalsiyumun 1/5'ini ve demirin ise 1/3'ünü karşılar. Mineraller halsizliği, kansızlığı, ishali ve zayıflığı tedavi eder.
Karaciğer zaafiyetine, öksürüğe, bronşite de iyi gelir.
Mideye çok faydalıdır.
Ayrıca Unutkanlığa da iyi gelir.
Kuvvetli bir gıdadır.
İncirin Faydaları
Enerji verir.
Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır.
Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır.
Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
İncirin kurutulmuşu çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü, yumuşatıcı olarak kullanılır.
Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır,
Pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.
İncirin bünyesinde şeker, albüminli maddeler, organik asitler, pektin, provitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt, fosfor ve unlu maddeler bulunur.
İnciri cevizle birlikte yerseniz hem vücudunuzu zehirlerden korur, hem de bronşite iyi gelerek öksürüğü keser. Nezle için de faydalıdır.
İnciri sütle ya da sirkeyle eğer oda olmazsa yalnızca zeytinyağına batırıp yiyerek basur şikayetinizi ortadan kaldırabilirsiniz.
Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.
Yaş dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı, nasır ve siğillere sürülür.
Yaşı kurusundan daha fazla tercihe şayan olan incir vücuda kuvvet verir. Anasonla beraber yenen incir hem kan yapar, hem de şişmanlatır. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidirler.
Kuru incir, içerdiği protein miktarı yönünden fakir, sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir, bu nedenle hücre gelişimini destekler. Ayrıca kuru incir, boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.
ALINTIDIR..

8 Kasım 2014 Cumartesi

Hangi Meyve Suyu Neye İyi Geliyor..

Hangi Meyve Suyu Neye İyi Geliyor..

Hangi Meyve Suyu Neye İyi Geliyor..
Gençlik kaynağı üzüm suyu:Üzüm suyu, içerdiği zengin vitamin ve mineraller nedeniyle vücudun günlük ihtiyacını karşılayabilecek özelliktedir. Üzüm suyunda bol miktarda A ve C vitaminleri, mineraller, demir ve potasyum var. Antioksidan özellikli olduğu için cildin yaşlanmasını da geciktirir. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ve mafsal ağrılarına iyi gelen üzüm suyu, kalp sistemini düzenleyip bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir.
Ayrıca içerdiği diyet lifleri sayesinde bağırsakları yumuşatıcı ve idrar söktürücü özelliğiyle organizmayı toksinlerden arındırır.
Kansere karşı portakal suyu: C vitamini ve folik asit sayesinde soğuk algınlığına karşı korur, öksürüğü azaltır.
Bağışıklık sistemini güçlendirerek bizleri soğuk algınlığı ve gripten koruyan meyvelerin başında portakal geliyor. İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır. Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller. Portakal suyunda bulunan yüksek miktardaki potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur, aynı zamanda cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler. Ayrıca, içerdiği vitaminler ve antioksidanlar sayesinde portakal, kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini önler ve ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar.
Ateş düşürücü vişne suyu: Ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah olan vişnede A vitamini ve potasyum bulunur. Ateşi düşürüp susuzluğu gideren vişne suyu, ateşli hastalıklardan sonra kanı temizlemeye de yardımcı olur. Vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasını, mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını sağlar. Ayrıca, ishali keser, idrar söktürücü özelliği vardır.
Huzur kaynağı kayısı suyu: A, B3 (Niasin) vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir kansızlığa iyi gelir, kan yapımına yardımcı olur ve sinirleri gevşetip uyku getirir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum sayesinde kemik erimesine karşı faydalıdır. Lifli bir meyve olduğundan bağırsakları korur ve pekliğe iyi gelir. Kayısıda bulunan betakaroten ise kanserin, özellikle akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesine yardımcıdır.
Tansiyon düşüren elma suyu: Elma, bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan B3 (Niasin) ve E vitamini, potasyum ve bol miktarda pektin içerir. Kan şekerini kontrol altında tutan elma suyu baş ağrısına da iyi gelir. Ayrıca böbrekleri temizler ve kolesterolü düşürür. Bağırsak parazitlerinin dökülmesini sağlar, bedensel ve zihinsel yorgunlukların giderilmesinde ise etkin rol oynar. Ayrıca romatizma, gut ve mide rahatsızlıklarının (gastrit, ülser) panzehiridir. Elma suyunun içindeki bitki besinleri, kalp ve akciğer kanseri rahatsızlıklarına yakalanma riskini azaltır. Damar sertliğini önler, kan basıncını düşürerek tansiyonun yükselmesine engel olur.
Uykusuzluğa karşı şeftali suyu: Şeftali, içerdiği A, B3 (Niasin) ve C vitaminleriyle, folik asit, betakaroten, potasyum ile gribe karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir. Vücutta A vitamini oluşturan temel madde olan betakaroten, şeftalide çok miktarda bulunur. Antioksidan özelliğiyle toksinlerin vücuda vereceği zararları önler. Uykusuzluğu giderir. Hazmı kolaylaştıran şeftali aynı zamanda böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar ve iyi bir idrar sökücüdür.
Nar suyu: Kolesterol ve şekeri dengeleyerek kalp sağlığını koruyor. Kanser hücrelerinin gelişmesini de engelliyor. Ayrıca, ishali kesmeye, bağırsaklardaki parazitleri düşürmeye de etkili. Nar suyunun idrar söktürücü ve kan yapıcı özelliği de bulunuyor.

http://www.notdenizi.com/tansiyonu-dusuren-meyveler-3058/

3 Kasım 2014 Pazartesi

Spor Motivasyonunu Arttırmanın En İyi 5 Yolu

IMG Ust

Spor Motivasyonunu Arttırmanın En İyi 5 Yolu

Spor yapanların başarıya ulaşmasındaki en büyük engellerden biri yeteri kadar motive olamamak. Sporcu bazen spor salonuna gitmek istemez, yatak daha tatlı gelir, spor salonuna girer antrenman yapası gelmez,  bazen sporu yarıda bırakır kaçar gider. Spor yapamayınca mutlu olamaz, üstüne bir de mutsuz olur. Spora devamlılığımızı nasıl sağlayabileceğimizi bu makalede inceleyelim.

 Spor Motivasyonunuzu Nasıl Artırabilirsiniz?

 1– UYKU DÜZENİNE DİKKAT EDİN!

Hayatınızı düzene sokmalısınız. Size dakikası dakikasına her şeyi robot gibi yapın demiyorum, fakat fitness ile ugrasıyorsanız eğer mutlaka bir spor düzeni uyku düzeni genel anlamda hayat düzeni olması lazım. Öncelikle her zaman aynı saatte uyumak çok önemlidir. Aynı saatte uyanıp bilinçli bir kahvaltıyla güne çok zinde başlayabilirsiniz.

 Düşünsenize uyku düzeniniz yok, ne zaman yatıp ne zaman kalkacagınız bellı degıl. Bu sizi tamamen olumsuz etkileyecektir. Ve her şeyden önemlisi de antrenman saatiniz hep aynı olsun. Antrenman disiplini dediğimiz olay bu oluyor. Bu hem sizi motive eder hem de daha iyi verim alırsınız.

2 – YALNIZ ANTRENMAN YAPMAYIN

Tek başınıza spora gitmek bazen gerçekten çok sıkıcı olabilir. Salondaki öğrencilerin %80'i partner ile antrenman yapmayı tercih ederken, %20'si tek takılmayı daha çok seviyor. Ama tavsiyemiz her zaman için partner ile çalışmaktır. Partneriniz olursa spor salonuna gitmek sizin için işkence olmaz, daha verimli antrenman yapabilirsiniz. Size mutlaka agırlıklarda destek verır ve sozlerıyle sızı gaza getirebilir.

 Diyelim ki siz bugun cok motivasyonsuz bir şekildesiniz; ama partneriniz var, onu ekemezsiniz! Sizi spor salonuna itecek bir nedeniniz var.

3 – AYAKKABILARINIZA BAKTIKÇA HEYECANLANIN

Beslenmeyi, uykuyu, salonu, eğitmenleri  hepsini hallettik diyelim. E şimdi bir de kendimizi iyi hissetmemiz gereken şeyler yapmamız gerekiyor. Spor salonuna gitmek için motivasyonu arttırmak amaçlı güzel bir tane ya da maddi duruma göre birkaç çeşit ayakkabı alarak motivasyonumuzu arttırabiliriz. Hatta ve hatta bazı markaların ayakkabılarının içinde ufak koşu için adım sayar şeklinde cihazlar ile ne kadar koştugunuzu ne kadar adım attıgınızı vs bunları Sporapp'ta paylasabılirsiniz. Bu sızın ozguvenınızı ve spora olan bagınızı arttırır.

 Ayrıca zemine uygun spor ayakkabı kullanımı da oldukça önem taşımaktadır. Çünkü koşu ayakkabısı ayrı salon ayakkabısı ayrı günlük ayakkabı ayrıdır. Spor ayakkabısı ve egzersiz yapılan zeminin özellikleri ayak, bacak ve diz ile ilgili yaralanmaların sıklıgı ve ciddiyeti açısından çok ama çok önem arz etmektedir. Ayakkabı seçimi fizyolojik olarak oluşabilecek sorunlarda etkili olmakla beraber çoğu sakatlığıda minumuma indirebilmektedir.

4- BESLENME PROGRAMINIZ OLSUN

Şimdi diyeceksiniz beslenmenin spora motive olmayla ne ilişkisi var diye. Gün içinde diyet yapan sporcuların %99'u spor salonunda daha aktif ve daha verimli antrenmanlar yaparken, diğer diyet yapmayan kısımın (düzenli beslenmeyen)  %30'u salona hiç gelmemekte, % 40'ı antrenmanda hiç verim alamamakla beraber sıkıla sıkıla yapmakta. Geriye kalan %30'luk dilim ise piskolojik olarak diyetlerini yapamadıkları için daha çok çalışma hırsı ile salona gelmekte, fakat diyet yapanlarla aynı verimi alamadıklarını gözlemledik. Bu demek oluyor ki beslenme düzeni sizin spor salonuna gitmenizi teşvik ediyor ve daha çok verim almanızı sağlıyor.

5 - GAZA GETİREN MÜZİKLER DİNLEYİN

Spor salonuna her gittiğinizde istediğiniz müzik ile karşılaşamayabilirsiniz. Çünkü oraya gelen çoğu insanın zevkleri farklıdır. Spor salonlarında çalan çoğu müzikler genelde herkesin sevebileceği hafif müziklerdir. O yüzden siz kendi zevkinize göre sizi gaza getirecek listeler yapıp mp3 çalarınıza yükleyip spor yaparken dinleyebilirsiniz. İnanın o müzikle beraber hızlanacaksınız.

Korkuları Olan Çocuğa Güven Aşılayın

IMG Ust

Korkuları Olan Çocuğa Güven Aşılayın

Çocuğu dinlemek, onunla daha fazla vakit geçirmek ve korkulan objelerle ilgili bilgilendirme yapmak, sorunun aşılmasına katkı sağlar.

En Büyük Korku, Karanlık

Çocukların en çok korktukları şeylerin başında kuşkusuz karanlık geliyor. Bakıp da görememek gerçeğine bir de hayaletli öyküler eklenince, çocuğun sonsuz hayal dünyasında korkular dallanıp budaklanıyor. Karanlık korkusu en sık 3-5 yaş grubunda ortaya çıkıyor. Soyut korkuların (canavar, hayalet gibi) ortaya çıkması ise on yasından sonra başlıyor. Çünkü bu yaştan itibaren çocuk zihinsel olarak soyut düşünüyor. İşte, tam da bu sırada ailelere büyük görev düşüyor. Ancak çocuğa doğru yaklaşmak korkuların kendiliğinden ortadan kaybolmasına yardımcı oluyor. Çocukluk korkuları aile içinde ya da bir uzman değerlendirilmesi neticesinde çözümlenmezse yetişkinlikte de bu korkular devam edebilir.

Çocuğunuz Anlaşıldığını Hissetsin

Ailelerin yapması gereken tek şey, çocukla empati kurabilmektir. Nasıl ki başkalarının duygularımızı hafife almasından hoşlanmıyorsak, çocuklarımız da aynı şeyi hissediyor. Bu yüzden korkusu olan bir çocuğu asla yargılamamak gerekiyor. “Karanlıktan korkacak ne var?" gibi sorularla çocuğu aşağılamak, onu utandırmak korkularını daha fazla arttıracaktır."Haklısın, korkmuş olabilirsin" gibi empati kuran ifadeler sarf etmek ise çocuğunuzu anlamanıza yardımcı olur.

Güven Duygusu Aşılayın

Sevmek, üzülmek gibi korkmak da doğal bir duygudur. Hatta gelişimin bir parçasıdır. Ebeveynlere düşen, çocuklarının korkularıyla ilgili gözlem yapmak. Anlayışlı ve iş birliğine dayalı bir yaklaşım faydalıdır. Çocuğu dinlemek, onunla daha fazla vakit geçirmek ve korkulan objelerle ilgili bilgilendirme yapmak, sorunun aşılmasına katkı sağlar.

Çocuklar İçin Sağlıklı Sandviçler

IMG Ust

Çocuklar İçin Sağlıklı Sandviçler

Okula giden çocukların en büyük sorunu yemekhanede çıkan yemek çeşitlerini beğenmemeleri veya tüketmemeleridir. Büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar için en önemli beslenme önerisi sağlıklı besin seçimi ile günlük kalori ihtiyaçlarını karşılamalarıdır. Bir gün içinde ihtiyacı olan kalori miktarına göre öğle öğününün içeriği tamamlanmalıdır.

Okullardaki aylık yemek listesinin önceden istenmesi ve çocuğunuzla birlikte tüketemeyeceği ana öğünlerin belirlenmesi, kalori ihtiyaçlarını tamamlamanızı sağlar. Böylece öğle yemeğinde çikolata,bisküvi  gibi paketlenmiş hazır besinleri tüketmemiş olurlar.


TONTON SANDVİÇ

Malzemeler:

•2-3 dilim hindi füme

•2 dilim dil peyniri

•1 yemek kaşığı labne

•4-5 adet çekirdeksiz zeytin

•2-3 yaprak doğranmış marul

•1/ 2 adet ince doğranmış kırmızı biber

•1 adet rendelenmiş havuç

•1 adet tahıllı sandviç ekmeği


Hazırlanışı ;  Tahıllı sandviç ekmeğinin içine labne peynirini sürün. Emeğin içene malzemeleri hindi füme, peynir , zeytin ve yeşillik olacak şekilde sırasıyla ekleyin. Sandviç ile birlikte ayran tüketebilir.


BALIK SEVGİSİ

Malzemeler:

•150 gram ton balığı veya ızgara balık

•1 yemek kaşığı zeytin ezmesi

•2-3 yaprak doğranmış marul

•1adet ince doğranmış sivri biber

•1 adet rendenmiş havuç

•1-2 adet doğranmış kornişon turşu

•1 adet tahıllı sandviç ekmeği

Hazırlanışı: Tahıllı sandviç ekmeğinin içine zeytin ezmesini sürün. Ekmeğin içine malzemeleri sırasıyla ton balığı, yeşillik, ve turşu olacak şekilde sırasıyla yerleştirin. Sandviç ile birlikte taze sıkılmış meyve suyu tüketebilir.


KÖFTE DÜRÜM DOSTLUĞU

Malzemeler:

•3 -4 adet köfte ( tavada veya ızgara da pişirilmiş )

•1 dilim rendelenmiş kaşar peyniri

•1 yemek kaşığı domates sosu veya ketçap

•2-3 yaprak doğranmış marul

•1/ 2 adet ince doğranmış domates

•1 adet ince doğranmış sivri biber

•1 büyük boy tahıllı lavaş ekmeği

Hazırlanışı ; Lavaş ekmeğinin içine domates sosunu sürün. Lavaşın içine sırasıyla köfte ,kaşar  ve yeşillik olacak şekilde yerleştirin. Dürüm ile birlikte ayran tüketebilir.

TRABZON

IMG Ust

TRABZON

Eşsiz doğal güzellikleri ile her köşesinde ayrı bir hazine barındıran Trabzon, Karadeniz bölgesinde görülmeye değer bir şehir.

Karadeniz denince akla ilk gelen yerlerdendir Trabzon. Karadeniz'e özgü gelenekler, kültürel değerler, eşsiz doğa ve tarihi birikimi ile Trabzon ülkemizde mutlaka gezilmesi gereken bir kent. Siz de Trabzon'a bir gezi planlıyorsanız Trabzon gezilecek yerler yazımıza göz atın...

Trabzon Kalesi: Günümüze kadar korunarak gelmiş olan Trabzon Kalesi ve surlar şehrin eski yapılarını oluşturuyor. Bugünkü surların en eski bölümü Roma devrine kadar uzanıyor. Deniz kenarından şehrin arkalarındaki tepelere dek uzanan kale şehir merkzinde bulunuyor.

Kilise ve Manastırlar: Dünyaca ünlü Sümela Manastırı, şehrin hatta Orta Karadeniz'in en görkemli yapısıdır. Trabzon Maçka ilçesinin Altındere Köyü'nde, Karadağ'ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerine kurulmuş olan Sumela Manastırı, halk arasında Meryem Ana adı ile anılır. Vadiden 300 metre yükseklikte bulunan yapı, bu konumu ile manastırların şehir dışında, ormanlarda, mağaralarda ve su kenarlarında kurulma geleneğini sürdürmüştür. Sümela Manastırı'nın yanı sıra Trabzon'da gezebileceğiniz siğer manastır ve kiliseler arasında Vazelon Manastırı, Kızlar Manastırı, Kaymaklı Manastırı, Peristera Manastırı ve St. Eugenius Kilisesi bulunuyor.

Müzeler: Trabzon'un ve bölgenin tarihi, geleneği ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler Trabzon'daki müzeleri gezebilirler. Trabzon Müzesi, Trabzon Ayasofya Müzesi, Cevdet Sunay Müzesi, Geleneksel Yaşam Sergisi ve Atatürk Köşkü bu müzeler arasında.

Yaylalar: Trabzon, Karadeniz bölgesinde yayla turizminin önde geldiği şehirler arasında yer alıyor. Bu doğa harikası yaylalar özellikle yaz aylarında ziyaret ediliyor. Erikbeli Yaylası, Lapazan Yaylası, Haçka Obası Yaylası, Garester Yaylası, Şolma Yaylası, Sultan Murat Yaylası, Şekersu Yaylası ve Haldizen Yaylası Trabzon'da görülmeye değer yaylalar arasında.

Trabzon eşsiz doğal güzellikleri ile her köşesinde ayrı bir hazine barındırıyor. Trabzon'un doğasını keşfe çıktıysanız Çal Mağarası, Sera Gölü ve Altındere Vadisi' ile Akçaabat, Sürmene, Trabzon Maçka ve Çaykara'yı görmeden Trabzon'dan ayrılmayın.

FARİD FARJAD'DAN KLASİKLER