3 Mayıs 2013 Cuma
İyotun Faydaları ve Önemi hakkında bilgi
İyot Minerali – İyotun Faydaları, Önemi ve
Görevleri:
İyot Mineralinin büyük bir kısmı Tiroid bezinde bulunur ve Tiroid bezinin fonksiyonlarını düzenler. İyot, tiroid bezinin etkilediği zihinsel fonksiyonlar, normal büyüme ve gelişme, enerji kullanımı ve kilo kontrolü, beyin ve sinir sisteminin düzenli çalışması gibi başlıca fonksiyonlarda önemli görevler alır.
İyot Mineralinin büyük bir kısmı Tiroid bezinde bulunur ve Tiroid bezinin fonksiyonlarını düzenler. İyot, tiroid bezinin etkilediği zihinsel fonksiyonlar, normal büyüme ve gelişme, enerji kullanımı ve kilo kontrolü, beyin ve sinir sisteminin düzenli çalışması gibi başlıca fonksiyonlarda önemli görevler alır.
İyot Eksikliği : Yetersiz ve dengesiz
beslenme sonucu vücutta iyot yetersizliği oluşması durumunda önemli sağlık
sorunları meydana gelir. İyot Eksikliği, tiroit bezinin fonksiyonlarını yerine
getirmesine engel olarak başta guatr olmak üzere, zekâ geriliği, gelişim
bozukluğu, kısırlık gibi şikâyetlerin oluşmasına neden olur.İyot Fazlalığı ve Zararları: Fazla
miktarda iyot alınması tiroit bezinin hormon üretimini bozarak iyot eksikliğinde
görülen durumların oluşmasına neden olur. Ayrıca, deride alerji ve sivilce
görülebilir.İyot Hangi
Besinlerde Bulunur ? Süt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler ve deniz
ürünleri bol miktarda iyot içeren besinler arasındadır. İçme suyu önemli bir
iyot kaynağı olmakla birlikte, özellikle iyot miktarı yetersiz içme sularının
kullanımı iyot eksikliği oluşmasına neden olabildiği için iyotlu tuzlar
kullanılarak iyot eksikliğinin giderilmesi amaçlanır.Günlük İyot İhtiyacı :
Yetişkinlerde tavsiye edilen günlük iyot miktarı ortalama 150 mg
kadardır. Bu miktar, bebeklerde günlük yaklaşık 50 mg, 12 yaşına kadarki
çocuklarda ise 100 120 mg kadardır. 12 yaşın üzerindeki çocuklarda iyot
ihtiyacı yetişkinler seviyesindedir. Hamilelikte iyot ihtiyacı artar. Bu
nedenle, hamilelikte ve emzirme döneminde 200 mg kadar iyot almak gerekir.
Cenaze Şiiri – Rıfat Ilgaz
Cenaze
Omuzlanınca tabutun
ilk defa kurtuldu ayakların topraktan;
pek muhteşem oldu medreseden çıkışın.
Bir dilim ekmeği çok görenler
yüzüne bakmayanlar sağlığında
dikildiler yol üstüne
bir selâmla ödediler bütün borçlarını
Üzülme, gelmiyor diye çelenkler peşinden,
mevsimsiz oldu ölümün
Ne olurdu bir kış daha bekleseydin,
bahar gelir çiçekler açardı
Ölümün kimseyi sevindirmedi,
atsız arabasız kalktı cenazen.
Zaten alçak gönüllü bir adamdın,
herkesten uzak yaşadın
cami avlusunda.
Ölümün de gürültüsüz olsun!
Yarenlik adlı şiir kitabından 1943
Bütün Şiirleri 1927-1991(Çınar Yayınları)
Omuzlanınca tabutun
ilk defa kurtuldu ayakların topraktan;
pek muhteşem oldu medreseden çıkışın.
Bir dilim ekmeği çok görenler
yüzüne bakmayanlar sağlığında
dikildiler yol üstüne
bir selâmla ödediler bütün borçlarını
Üzülme, gelmiyor diye çelenkler peşinden,
mevsimsiz oldu ölümün
Ne olurdu bir kış daha bekleseydin,
bahar gelir çiçekler açardı
Ölümün kimseyi sevindirmedi,
atsız arabasız kalktı cenazen.
Zaten alçak gönüllü bir adamdın,
herkesten uzak yaşadın
cami avlusunda.
Ölümün de gürültüsüz olsun!
Yarenlik adlı şiir kitabından 1943
Bütün Şiirleri 1927-1991(Çınar Yayınları)
Yön bulma yöntemleri nelerdir
Yön bulma yöntemleri nelerdir
Yıl içerisinde gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart ve 23 Eylül günlerinde – bu tarihlere Ekinoks da denir – bulunduğumuz yerde Güneş’in doğduğu taraf Doğu’dur. Sağ kolumuzu Doğu’ya doğru uzatırsak, solumuz Batı, önümüz Kuzey ve arkamız Güney yönünü gösterir. Yönlerimiz bu şekilde belirlenmiştir. Diğer belli başlı yön bulma yöntemleri ise şunlardır :
1 –
2 –
Veya öğle vaktini hiç beklemeden çubuk gölgesinin ilk yerini işaretleriz. Dünya döndükçe – zaman geçtikçe – gölgenin yönü de değişecektir. Daha sonra ikinci bir gölge noktası belirleriz. Birincisine sol, ikincisine sağ ayağımızı basarız. Bu duruşumuzla yüzümüz veya önümüz Kuzey yönü gösterir. Yine bu anda sol ayağımızı bastğımız yerden sağ ayağımızı bastığımız yere çizilen doğru Doğu’yu gösterir.
3 –
Hrıstiyanların ibadet yerleri olan Kiliselerde ise kilisenin çanı, kilisenin batısındadır.
4 –
5 –
Hrıstiyan mezarlarının baş tarafı Güney’i gösterir.
6 –
7 –
Kutup Yıldızı şu şekilde bulunur : Büyük Ayı ve Küçük Ayı yıldız kümeleri bulunur. Bu yıldız kümeleri diğerlerine göre geometrik bir diziliş gösterirler. Büyük Ayı Yıldız Kümesi’nin 6. ve 7. yıldızları doğrultusunda çizilecek çizgi (takip edilecek doğrultu) ve bu iki yıldızın arasındaki mesafenin 5 katı kadar ötesinde daha büyük ve daha parlak bir yıldız bulunur. İşte bu Kutup Yıldızı’dır. Kutup Yıldızı aynı zamanda Küçük Ayı Yıldız Kümes’nin de 1. yıldızıdır.
Önemli Bir Hatırlatma : Yön bulmak için bulunduğunuz yerde bu yöntemlerden en az biri mutlaka vardır. Yön bulmada yararlanılabilecek bu yöntemlerden hic birisini bulamayacağınızı iddia edeceğiniz herhangi bir yerde siz de bulunmayınız
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/yon-bulma-yontemleri-nelerdir-nedir+yon-bulma-yontemleri-nelerdir-hakkinda-bilgi
Yıl içerisinde gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart ve 23 Eylül günlerinde – bu tarihlere Ekinoks da denir – bulunduğumuz yerde Güneş’in doğduğu taraf Doğu’dur. Sağ kolumuzu Doğu’ya doğru uzatırsak, solumuz Batı, önümüz Kuzey ve arkamız Güney yönünü gösterir. Yönlerimiz bu şekilde belirlenmiştir. Diğer belli başlı yön bulma yöntemleri ise şunlardır :
1 –
Pusula Metodu : Yönümüzü bulmak için en
çok pusuladan yararlanırız. Pusulanın aynı doğrultuda ve zıt yönlü bir
göstergesi vardır. Bu ibrenin renkli ucu daima Kuzey’i gösterir. (Yakınında
bulunan mıknatıs, pusulanın yönünü değiştirir tam doğru yönü gösterememesine
neden olabilir.) Pusulada genellikle yönler İngilizce’de bu anlamdaki
kelimelerin baş harfleriyle belirtilir. Kuzey – N ( : North ), Güney – S ( :
South ), Doğu – E ( : East ) ve Batı – W ( : West )2 –
Çubuk Metodu : 1 m uzunluğunda bir çubuğu
yere diker, daha sonra gölgesini izleriz. Gölgenin en kısa olduğu ( öğle
vakitlerinde ) andaki yönü Kuzey’i gösterir. ( Güney Yarımkürede Güney’i ).
Bunun tam zıt yönü ise Güney yönüdür.Veya öğle vaktini hiç beklemeden çubuk gölgesinin ilk yerini işaretleriz. Dünya döndükçe – zaman geçtikçe – gölgenin yönü de değişecektir. Daha sonra ikinci bir gölge noktası belirleriz. Birincisine sol, ikincisine sağ ayağımızı basarız. Bu duruşumuzla yüzümüz veya önümüz Kuzey yönü gösterir. Yine bu anda sol ayağımızı bastğımız yerden sağ ayağımızı bastığımız yere çizilen doğru Doğu’yu gösterir.
3 –
Camilere Bakarak : Camilerde Mihrab’ın
karşısındaki giriş kapısı Kuzey’i gösterir. Minarelerde Şerefe’ye açılan kapılar
( üst kapı ) Güney’e bakar.Hrıstiyanların ibadet yerleri olan Kiliselerde ise kilisenin çanı, kilisenin batısındadır.
4 –
Karınca Yuvalarına
Bakarak : Karınca yuvalarının ağzı Güney’i gösterir.5 –
Mezar Taşlarına Bakarak : Müslüman
mezarlarında baş taraf Batı’yı, ayaklar Doğu’yu, yüz ise Güney’i
gösterir.Hrıstiyan mezarlarının baş tarafı Güney’i gösterir.
6 –
Taşlarda ve
Ağaçlardaki Yosunlara Bakarak : Yosunlar taşların ve ağaçların kuzeyinde
oluşur / olur.7 –
Kutup Yıldızına Bakarak : Kutup
Yıldızı’nı gördüğümüzde önümüz Kuzey, arkamız Güney yönünü gösterir.Kutup Yıldızı şu şekilde bulunur : Büyük Ayı ve Küçük Ayı yıldız kümeleri bulunur. Bu yıldız kümeleri diğerlerine göre geometrik bir diziliş gösterirler. Büyük Ayı Yıldız Kümesi’nin 6. ve 7. yıldızları doğrultusunda çizilecek çizgi (takip edilecek doğrultu) ve bu iki yıldızın arasındaki mesafenin 5 katı kadar ötesinde daha büyük ve daha parlak bir yıldız bulunur. İşte bu Kutup Yıldızı’dır. Kutup Yıldızı aynı zamanda Küçük Ayı Yıldız Kümes’nin de 1. yıldızıdır.
Önemli Bir Hatırlatma : Yön bulmak için bulunduğunuz yerde bu yöntemlerden en az biri mutlaka vardır. Yön bulmada yararlanılabilecek bu yöntemlerden hic birisini bulamayacağınızı iddia edeceğiniz herhangi bir yerde siz de bulunmayınız
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/yon-bulma-yontemleri-nelerdir-nedir+yon-bulma-yontemleri-nelerdir-hakkinda-bilgi
Kızamık Salgını hakkında bilgi
Kızamık Salgını
Sağlık Bakanlığı’ndan MEB’e gönderilen yazıda, “Kızamık Bilimsel Danışma Kurulu tavsiyeleri doğrultusunda 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında, bu yıla mahsus olmak üzere anasınıflarında eğitim alan çocuklara bir doz kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı uygulanmasına karar verilmiştir. 30 Eylül 2012 itibariyle 48-66 ay arasında olan çocukların eğitim aldıkları anasınıflarında yapılacak ve 2012-2013 eğitim ve öğretim döneminde tamamlanacaktır” ifadesine yer verildi.
22-33 yaş aralığına aşı
Kızamık Bilimsel Danışma Kurulu’nun 15 Ocak’taki toplantısında şu kararlar alındı:
* Tüm Türkiye’de ana sınıflarında çocuklar oluşturulacak ekipler tarafından aşılanacak.
* 1-4 yaş arasında çocukların aşı kayıtları kontrol edilecek.
* Bir doz kızamık içeren aşı kaydı olmayanlara aile hekimleri tarafından bir doz KKK aşısı uygulanacak.
* 1 Ocak 1980-31 Aralık 1991 arasında doğan vatandaşlar talepleri halinde bir doz kızamık içeren aşı ile aşılanacak.
* Tüm sağlık çalışanları ivedilikle KKK aşısı olacak.
* Hastalara, cerrahi maske takılacak.
* 9-12 ay aşılamaları aile hekimleri tarafından ilgili bebek ve çocuklar Aile Sağlığı Merkezleri’ne davet edilerek yürütülecektir.
Kızamık Nedir?
Kızamık, solunum yoluyla ve hasta ile doğrudan temas sonucu bulaşan, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Çoğunlukla kış aylarının sonu ile bahar aylarında görülür. Genellikle 3-10 yaşları arasında görülmektedir. Bununla birlikte yetişkinlerde de görülebilmekte ve çocuklara oranla daha ağır seyretmektedir.
Kızamık Belirtileri
Hastalık, mikrobun vücuda bulaşmasından 10-14 gün sonra ortaya çıkar. İlk belirtiler baş ağrısı, ateş, gözlerde kızarıklık, nezle, burun akıntısı, öksürük, ışığa karşı duyarlılık (kuvvetli ışıktan rahatsız olma) şeklinde görülür. Bu belirtilerden birkaç gün sonra da, ağız içinde gruplar halinde küçük lekeler görülmeye başlar. Bir süre sonra bu lekeler (döküntüler) yüz ve boyuna, oradan da göğse, kollara, karına ve bacaklara kadar yayılır. Bu durum 4-5 gün kadar devam eder. Daha sonra belirtiler ve lekeler oluştukları sıra ile kaybolmaya başlar.
Kızamık Tedavisi
Kızamık hastalığı çok bulaşıcı bir hastalık olduğu için, öncelikle mikrop kapan kişinin diğer insanlardan uzak tutulması sağlanarak hastalığın yayılmasını önleyecek tedbirler alınmalıdır. Hastalık özellikle okul, yuva, kreş gibi kalabalık ortamlarda çok hızlı bir yayılma gösterir. Bu nedenle, özellikle buralarda salgına karşı daha dikkatli olunmalıdır.
Kızamığın yayılmasını önlemenin yanında, kızamık tedavisi için hastanın temizliğine ve beslenmesine dikkat etmek gerekir. Odası güneş görmeli ve temiz olmalı, sık sık havalandırılmalıdır. Bu esnada hastanın üşütmemesine de dikkat edilmeli, beden temizliği de daha özenle yapılmalıdır. Bunlara dikkat edilmezse, hastalık ilerleyebilmekte ve zatürree gibi tehlikeli hastalıklara dönüşebilmektedir.
Kızamık Hastalığı, Kızamık Aşısı‘nın da gelişmesi ve yaygınlaşması ile büyük oranda azalma göstermiştir. Kızamık aşısı, kızamıktan korunmak için en etkili yoldur. Günümüzde kızamık aşısı 2 ya da üç doz olarak uygulanmaktadır. İlk kızamık aşısı bebeklerde 12 aylıkken vurulur. 2. doz 4-6 yaşlarındaki çocuklarda uygulanır. Bazen 12 yaşında 3. doz aşı yapılabilir. Kızamık geçiren kişiler ile kızamık aşısı yaptıranlar, kızamığa karşı bağışıklık kazanırlar ve bir daha kızamık olmazlar
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/haber/kizamik-salgini
Sağlık Bakanlığı’ndan MEB’e gönderilen yazıda, “Kızamık Bilimsel Danışma Kurulu tavsiyeleri doğrultusunda 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında, bu yıla mahsus olmak üzere anasınıflarında eğitim alan çocuklara bir doz kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı uygulanmasına karar verilmiştir. 30 Eylül 2012 itibariyle 48-66 ay arasında olan çocukların eğitim aldıkları anasınıflarında yapılacak ve 2012-2013 eğitim ve öğretim döneminde tamamlanacaktır” ifadesine yer verildi.
22-33 yaş aralığına aşı
Kızamık Bilimsel Danışma Kurulu’nun 15 Ocak’taki toplantısında şu kararlar alındı:
* Tüm Türkiye’de ana sınıflarında çocuklar oluşturulacak ekipler tarafından aşılanacak.
* 1-4 yaş arasında çocukların aşı kayıtları kontrol edilecek.
* Bir doz kızamık içeren aşı kaydı olmayanlara aile hekimleri tarafından bir doz KKK aşısı uygulanacak.
* 1 Ocak 1980-31 Aralık 1991 arasında doğan vatandaşlar talepleri halinde bir doz kızamık içeren aşı ile aşılanacak.
* Tüm sağlık çalışanları ivedilikle KKK aşısı olacak.
* Hastalara, cerrahi maske takılacak.
* 9-12 ay aşılamaları aile hekimleri tarafından ilgili bebek ve çocuklar Aile Sağlığı Merkezleri’ne davet edilerek yürütülecektir.
Kızamık Nedir?
Kızamık, solunum yoluyla ve hasta ile doğrudan temas sonucu bulaşan, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Çoğunlukla kış aylarının sonu ile bahar aylarında görülür. Genellikle 3-10 yaşları arasında görülmektedir. Bununla birlikte yetişkinlerde de görülebilmekte ve çocuklara oranla daha ağır seyretmektedir.
Kızamık Belirtileri
Hastalık, mikrobun vücuda bulaşmasından 10-14 gün sonra ortaya çıkar. İlk belirtiler baş ağrısı, ateş, gözlerde kızarıklık, nezle, burun akıntısı, öksürük, ışığa karşı duyarlılık (kuvvetli ışıktan rahatsız olma) şeklinde görülür. Bu belirtilerden birkaç gün sonra da, ağız içinde gruplar halinde küçük lekeler görülmeye başlar. Bir süre sonra bu lekeler (döküntüler) yüz ve boyuna, oradan da göğse, kollara, karına ve bacaklara kadar yayılır. Bu durum 4-5 gün kadar devam eder. Daha sonra belirtiler ve lekeler oluştukları sıra ile kaybolmaya başlar.
Kızamık Tedavisi
Kızamık hastalığı çok bulaşıcı bir hastalık olduğu için, öncelikle mikrop kapan kişinin diğer insanlardan uzak tutulması sağlanarak hastalığın yayılmasını önleyecek tedbirler alınmalıdır. Hastalık özellikle okul, yuva, kreş gibi kalabalık ortamlarda çok hızlı bir yayılma gösterir. Bu nedenle, özellikle buralarda salgına karşı daha dikkatli olunmalıdır.
Kızamığın yayılmasını önlemenin yanında, kızamık tedavisi için hastanın temizliğine ve beslenmesine dikkat etmek gerekir. Odası güneş görmeli ve temiz olmalı, sık sık havalandırılmalıdır. Bu esnada hastanın üşütmemesine de dikkat edilmeli, beden temizliği de daha özenle yapılmalıdır. Bunlara dikkat edilmezse, hastalık ilerleyebilmekte ve zatürree gibi tehlikeli hastalıklara dönüşebilmektedir.
Kızamık Hastalığı, Kızamık Aşısı‘nın da gelişmesi ve yaygınlaşması ile büyük oranda azalma göstermiştir. Kızamık aşısı, kızamıktan korunmak için en etkili yoldur. Günümüzde kızamık aşısı 2 ya da üç doz olarak uygulanmaktadır. İlk kızamık aşısı bebeklerde 12 aylıkken vurulur. 2. doz 4-6 yaşlarındaki çocuklarda uygulanır. Bazen 12 yaşında 3. doz aşı yapılabilir. Kızamık geçiren kişiler ile kızamık aşısı yaptıranlar, kızamığa karşı bağışıklık kazanırlar ve bir daha kızamık olmazlar
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/haber/kizamik-salgini
2 Mayıs 2013 Perşembe
ACIYA ALIŞMAK
Acıya alışmak
Insanlar neden onları sevenleri yarıl yolda bırakıp gitmeyi marifet sanarlar ki hep düşündüm bi sebep bulamadım sana değer veren seven her şeyin de yanında olan her şeyine göz yuman bir insanı nasıl yolda bırakıp gidebilir ki bi insan. Şimdi yolda kalan o yükle nasıl yürüsün yürüyebilir mi tek başına.. Oysa en başında yolun sonunu bile konuşmamışmıydı bu iki insan. Yolun yarısında sıkılıp gitmek niye başka birini ikiniz yoluna dahil etmek niye peki? Tek başına kalan buna dayanabilir mi sence? Yürüyebilir mi, o yolun sonunu görebilir mi? Peki sen terkeden bırakıp giden, o hala seni beklerken başkasıyla yola devam edebilir misin? Hiç için sızlamaz mı? Sızlamaz dimi… Sen bırakıp gitmelere alışkınsın tabi peki ya kalan? Kalan bu kadar acıya alışmış mıdır ki?
KULAK ÇINLAMASI
Biri sizi anıyor’ diye kulak çınlamaz
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mete Kıroğlu, kulakları çınlayan insanların, ‘Biri beni anıyor’ diye düşündüğünü, ancak bunun doğru olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Mete Kıroğlu, ’tinnitus’ olarak da bilinen kulak çınlamasına küçük kulak kiri, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi, baş ve boyun bölgesindeki damar genişlemeleri, denge veya işitmeyi sağlayan sinirdeki bir tümörün neden olabileceğini kaydetti.
Prof. Dr. Kıroğlu, “Kulak çınlaması sürekli olduğunda kişinin hayatı çok olumsuz etkilenebilir. Her kulak çınlamasının farklı nedeni olabilir. Bu yüzden çınlamanın gerçek nedenini bulmak çok önemlidir” dedi.
‘EN SIK NEDENİ YÜKSEK SES’
Bazı kulak çınlamalarının geçici bazılarının da kalıcı olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Mete Kıroğlu, şunları söyledi:
“Alerji, yüksek veya düşük tansiyon, şeker hastalığı, tiroid problemleri, baş ve boyun bölgesine gelen darbeler, bazı romatizma ilaçları, bazı antibiyotikler, sakinleştirici ilaçlar da tinnitus’a neden olabilir. Tinnitus çoğunlukla işitme sinirlerinin uçlarında meydana gelen hasarlardan ötürü gelişir. Bu sinir uçlarının sağlıklılığı doğru ve kesin duymayı sağlar.
Bunlarda meydana gelecek bir hasar işitme kaybı ve tinnitus’a yol açar. Günümüzde yüksek ses tinnitus’un muhtemelen en sık rastlanan nedenidir. Tinnitus’a karşı çoğu kez özel bir tedavi yoktur. Çınlamanın gerçek nedeni bulunursa ortadan kaldırmaya yönelik ilaç veya işitme cihazları gibi çeşitli tedaviler uygulanabilir. Buna rağmen tinnitus’un nedeni çoğu zaman bulunamaz.”
KULAK ÇINLAMASINA KARŞI ÖNERİLER
Kulak çınlamasına karşı çok sesli ortamlardan uzak durulması ve stereo kulaklıkla yüksek sesli müzik dinlenilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Mete Kıroğlu, şu önerilerde bulundu:
“Kan basıncını sürekli kontrol ettirin. Fazla tuz, dolaşım sisteminizi bozacağı için tuz alımını kısıtlayın. Tuzlu yiyeceklerden uzak durun ve yemeğinize tuz eklemeyin. Sinir sistemine uyarıcı etkisi olan kahve, kola ve sigaradan uzak durun.
Kan akımınızı düzenleyen günlük egzersizleri ihmal etmeyin. Yeterince dinlenin ve çok yorulmaktan kaçının.
Sesten endişelenmeyin. Kulak çınlaması yaşamınızı olumsuz etkileyebilir ama sağır olmanıza neden olmaz. Ayrıca kulak çınlamanız için herhangi bir tedaviye başlamadan önce mutlaka uzman bir doktora görünün.”
alıntı
Prof. Dr. Mete Kıroğlu, ’tinnitus’ olarak da bilinen kulak çınlamasına küçük kulak kiri, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi, baş ve boyun bölgesindeki damar genişlemeleri, denge veya işitmeyi sağlayan sinirdeki bir tümörün neden olabileceğini kaydetti.
Prof. Dr. Kıroğlu, “Kulak çınlaması sürekli olduğunda kişinin hayatı çok olumsuz etkilenebilir. Her kulak çınlamasının farklı nedeni olabilir. Bu yüzden çınlamanın gerçek nedenini bulmak çok önemlidir” dedi.
‘EN SIK NEDENİ YÜKSEK SES’
Bazı kulak çınlamalarının geçici bazılarının da kalıcı olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Mete Kıroğlu, şunları söyledi:
“Alerji, yüksek veya düşük tansiyon, şeker hastalığı, tiroid problemleri, baş ve boyun bölgesine gelen darbeler, bazı romatizma ilaçları, bazı antibiyotikler, sakinleştirici ilaçlar da tinnitus’a neden olabilir. Tinnitus çoğunlukla işitme sinirlerinin uçlarında meydana gelen hasarlardan ötürü gelişir. Bu sinir uçlarının sağlıklılığı doğru ve kesin duymayı sağlar.
Bunlarda meydana gelecek bir hasar işitme kaybı ve tinnitus’a yol açar. Günümüzde yüksek ses tinnitus’un muhtemelen en sık rastlanan nedenidir. Tinnitus’a karşı çoğu kez özel bir tedavi yoktur. Çınlamanın gerçek nedeni bulunursa ortadan kaldırmaya yönelik ilaç veya işitme cihazları gibi çeşitli tedaviler uygulanabilir. Buna rağmen tinnitus’un nedeni çoğu zaman bulunamaz.”
KULAK ÇINLAMASINA KARŞI ÖNERİLER
Kulak çınlamasına karşı çok sesli ortamlardan uzak durulması ve stereo kulaklıkla yüksek sesli müzik dinlenilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Mete Kıroğlu, şu önerilerde bulundu:
“Kan basıncını sürekli kontrol ettirin. Fazla tuz, dolaşım sisteminizi bozacağı için tuz alımını kısıtlayın. Tuzlu yiyeceklerden uzak durun ve yemeğinize tuz eklemeyin. Sinir sistemine uyarıcı etkisi olan kahve, kola ve sigaradan uzak durun.
Kan akımınızı düzenleyen günlük egzersizleri ihmal etmeyin. Yeterince dinlenin ve çok yorulmaktan kaçının.
Sesten endişelenmeyin. Kulak çınlaması yaşamınızı olumsuz etkileyebilir ama sağır olmanıza neden olmaz. Ayrıca kulak çınlamanız için herhangi bir tedaviye başlamadan önce mutlaka uzman bir doktora görünün.”
alıntı
Kırmızı Pancar Suyu hakkında bilgi
Kırmızı Pancar Suyu
Kırmızı pancar suyunun yüksek tansiyonu düşürebileceği belirlendi
İngiltere’deki Barts ve Londra Tıp Fakültesi ‘nden bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde bir bardak pancar suyu (250 ml) içenlerin yüksek tansiyonunun normal seviyeye indiğini gösterdi.
Kırmızı pancar suyunun etkisinin en fazla içildikten 3-6 saat sonra görüldüğü belirtildi.
Araştırmacılar, pancarda bulunan nitratın kan damarlarını genişlettiğini ve böylece tansiyonu düşürebildiğini vurguladı.
Bilim adamları, pancar suyunun idrarın pembeleşmesine yol açabileceğine de dikkati çekti.
“Hypertension” dergisinde yayımlanan çalışmaya imza atan bilim adamları, pancar suyunun uzun vadedeki etkisinin daha geniş çaplı araştırılması gerektiğini de kaydetti.
KAYBEDİLEN ŞEYİN DEĞERİ
Nasreddin Hoca kasabanın pazarına gitmiş. Eşeğini bir yere bağlamış. Alış veriş yapmış. Döndüğünde eşeğini bağladığı yerde bulamamış.
Hiç vakit kaybetmeden bir tellâl tutmuş. Şöyle bağırtmaya başlamış :
- “Eşeğimi kim bulup getirirse, semeriyle, yularıyla ve üstündeki her şeyle beraber eşeğimi ona vereceğim.”
- “Hoca efendi” demişler, “eşeği bulana verecek olduktan sonra ne diye arıyorsun ?”
- ” Kaybolan şeyi bulmanın keyfini bilmezsiniz siz!” demiş Hoca;
“Eşeği bulup getirene mükâfat olarak o eşek yeter.”
“Gençliğimi bulup getirene bütün servetimi veririm.”
“Cenneti bulsam, canımı da veririm.”
Kadın ve Erkek Arasındaki Temel Farklar
Kadın ve Erkek Arasındaki Temel Farklar
Kadın ve Erkek Arasındaki Temel Farklar
Ergenlik Sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla da sivilceye neden olur.
Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.
Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır.
Yaş dönümü: Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.
Vücut ısısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir. Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.
İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş , kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.
Duyu organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır.
Enerji harcaması: Erkekler hareketsizken vücudun metrekaresi başına 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.
Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27′sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir.
Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.
Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.
Kalp atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.
Sıcaklık duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.
Yaşlanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir.
Kaslar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.
Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.
Yaşam Süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır.
Bacaklar: Erkeklerin bacakları daha uzun ve kaslıdır. Bu yüzden kadınlardan daha hızlı koşar, daha uzağa zıplarlar.
Vücut ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg’dir. Göğüs çevresi 90,1; kalça genişliği 96,5 cm; beli 74,3 cm’dir.
Adem elması: Gırtlaktaki adem elması adlı çıkıntı sadece erkeklere hastır.
ERKEĞİN CİĞERİ GENİŞ
Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.
Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır.
Solunum: Erkekler dakikada 16 kez, kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynıdır.
KADININ DERİSİ DAHA İNCE
Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.
Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.
Kromozomlar: Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.
Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.
Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru,bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/kadin/kadin-ve-erkek-arasindaki-temel-farklar
Gelincik Dağı Efsanesi
Gelincik Dağı Efsanesi
Senirkent’in 10 km. doğusunda, Senirkent’in yaslandığı dağın doğuya doğru devamı olan, Barla dağının kuzeye bakan tepesinde, 2734 metre rakımlı bir tepe vardır. Bunun üzerinde çimenlik bir düzlükte etrafı gelişi güzel bir taş yığını biçiminde sıralanmış, bir duvarla çevrili, 10 metre uzunluk ve 5 metre genişlikte, oval bir alan içinde Gelincik Ana’nın yatmakta olduğu rivâyet edilmektedir.
Birinci Rivâyet: Her yıl buraya yaylamayı âdet edinen Sarıkeçili oymağından bir oba, günün birinde yine yaylada çadır kurar. Obanın oğlu geçen yıl burada evlenmiş ve gelin kadın ilk kınalı parmak aşını burada yaktığı ocakta yapmış. Gelinin kaynatası ona, hemen ateş yakmasını ve saç kondurmasını söylemiş. Gelin, o an aklına gelen geçen seneden kalan, toprağa soktuğu üç yanık esiyi alıp getirmek için soktuğu tarafa gitmiş. Topraktan çekip getirmiş. Hâlâ yanmakta olduğunu gören kaynatası hayretler içinde kalarak esinin toprağın içinde bir sene yanık kalmayacağını, gelinin başka bir amaçla oraya kendinden önce geldiğini ve kendini kandırdığını söylemiş.
Gelin tüm saflığıyla bakmış. Elindeki yanık esileri tüm gücü ile atarak: “-Allah’ım canımı al” demiş ve can vermiş. Attığı esilerden biri olduğu yerde, ikincisi kendisinin aşağısındaki Akdere denen derenin içinde, üçüncüsü Yassiören’in altında bulunmaktadır. Adları yanık katrandır. Bu dağa daha sonra bu gelinin ismi verilmiştir.
Gelin-Kaynata arasında geçen bu hadiseden sonra yaylanan bu dağa Gelincik Dağı adı verilmiştir. Burada yatan Gelincik Ana mezarına adak adamaya, dilek dilemeğe gelinmektedir.
İkinci Rivâyet: Her sene yaylamaya gelen Sarıkeçili oymağından olan Yörükler geldikleri tepedeki yaylaya bir çadır kurarlar. Daha yeni evli olan gelinin kaynanası gelinden bir ateş yakmasını ve yemek pişirmesini ister. Gelin şuradan, buradan, çalı, çırpı toplar, ancak çıkan rüzgardan ateşi yakamaz veya yanında kibriti yoktur. Gelin bütün çabalarına rağmen ateşi yakamayınca cadaloz kaynana, elinde oklava değneğiyle geline çok şiddetli saldırır. Ne olduğunu anlamayan gelin geçen seneden kalan küllere başını eğer ve saçlarını küllere bular.
Meğerse, ta geçen seneden küllerin altında kalmış olan kıvılcım zavallı gelinin saçlarını tutuşturarak orada yığılı çalı, çırpı de alev alev yanar ve gelin de bu alevlerin içinde kül olur. Facia yerine yetişen güveyi ve Obanın gün görmüşleri bu hale acırlar, göz yaşı dökerler. Hain kaynana diz çöküp Hakk’a yalvarır ve masum gelinine yaptığına pişman olur; ama, iş işten geçmiştir. Gelinciğin kemiklerini bu ocağın mezarına gömerler ve bu dağa Gelincik Ana adını verirler.
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/gelincik-dagi-efsanesi-nedir+gelincik-dagi-efsanesi-hakkinda-bilgi
Senirkent’in 10 km. doğusunda, Senirkent’in yaslandığı dağın doğuya doğru devamı olan, Barla dağının kuzeye bakan tepesinde, 2734 metre rakımlı bir tepe vardır. Bunun üzerinde çimenlik bir düzlükte etrafı gelişi güzel bir taş yığını biçiminde sıralanmış, bir duvarla çevrili, 10 metre uzunluk ve 5 metre genişlikte, oval bir alan içinde Gelincik Ana’nın yatmakta olduğu rivâyet edilmektedir.
Birinci Rivâyet: Her yıl buraya yaylamayı âdet edinen Sarıkeçili oymağından bir oba, günün birinde yine yaylada çadır kurar. Obanın oğlu geçen yıl burada evlenmiş ve gelin kadın ilk kınalı parmak aşını burada yaktığı ocakta yapmış. Gelinin kaynatası ona, hemen ateş yakmasını ve saç kondurmasını söylemiş. Gelin, o an aklına gelen geçen seneden kalan, toprağa soktuğu üç yanık esiyi alıp getirmek için soktuğu tarafa gitmiş. Topraktan çekip getirmiş. Hâlâ yanmakta olduğunu gören kaynatası hayretler içinde kalarak esinin toprağın içinde bir sene yanık kalmayacağını, gelinin başka bir amaçla oraya kendinden önce geldiğini ve kendini kandırdığını söylemiş.
Gelin tüm saflığıyla bakmış. Elindeki yanık esileri tüm gücü ile atarak: “-Allah’ım canımı al” demiş ve can vermiş. Attığı esilerden biri olduğu yerde, ikincisi kendisinin aşağısındaki Akdere denen derenin içinde, üçüncüsü Yassiören’in altında bulunmaktadır. Adları yanık katrandır. Bu dağa daha sonra bu gelinin ismi verilmiştir.
Gelin-Kaynata arasında geçen bu hadiseden sonra yaylanan bu dağa Gelincik Dağı adı verilmiştir. Burada yatan Gelincik Ana mezarına adak adamaya, dilek dilemeğe gelinmektedir.
İkinci Rivâyet: Her sene yaylamaya gelen Sarıkeçili oymağından olan Yörükler geldikleri tepedeki yaylaya bir çadır kurarlar. Daha yeni evli olan gelinin kaynanası gelinden bir ateş yakmasını ve yemek pişirmesini ister. Gelin şuradan, buradan, çalı, çırpı toplar, ancak çıkan rüzgardan ateşi yakamaz veya yanında kibriti yoktur. Gelin bütün çabalarına rağmen ateşi yakamayınca cadaloz kaynana, elinde oklava değneğiyle geline çok şiddetli saldırır. Ne olduğunu anlamayan gelin geçen seneden kalan küllere başını eğer ve saçlarını küllere bular.
Meğerse, ta geçen seneden küllerin altında kalmış olan kıvılcım zavallı gelinin saçlarını tutuşturarak orada yığılı çalı, çırpı de alev alev yanar ve gelin de bu alevlerin içinde kül olur. Facia yerine yetişen güveyi ve Obanın gün görmüşleri bu hale acırlar, göz yaşı dökerler. Hain kaynana diz çöküp Hakk’a yalvarır ve masum gelinine yaptığına pişman olur; ama, iş işten geçmiştir. Gelinciğin kemiklerini bu ocağın mezarına gömerler ve bu dağa Gelincik Ana adını verirler.
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/gelincik-dagi-efsanesi-nedir+gelincik-dagi-efsanesi-hakkinda-bilgi
1 Mayıs 2013 Çarşamba
Aşkın İşaretleri
Aşkın İşaretleri
1- “Seni seviyorum” demeye doymuyorsanız.
2- En bakımsız halinizi bile görmesine aldırmıyorsanız.
3- En bakımsız halinize bile bayılıyorsa.
4- En sarhoş olduğu zamanlarda bile, asla size eski sevgilisinin adıyla hitap etmiyorsa.
5- Eski sevgilinizi gördüğünüzde içiniz kıpır kıpır olmuyorsa.
6- İş seyahatine çıktığında ondan haber alamadığınızda, sinirlenmek yerine, başına birşey gelmesinden endişe ediyorsanız.
7- Gazetenin 3. sayfasını okurken gördüğünüz kötü haberler sizi çok etkiliyorsa ve “ya o da böyle bir kaza geçirirse” diye düşünüp telaşa kapılıyorsanız.
8- Başınız çok ağrıdığında, uyumanıza yardım etmek için, bütün gece size Sindrella’yı ve Robin Hood’u anlatıyorsa
9- Birlikte tatlı yaparken çok eğleniyorsanız.
10- Alışverişten sonra sizinle ilgileniyorsa. Ama sadece kredi kartı borcunuzu öğrenmek için değil, aldığınız şeyleri görmek için.
11- Yedekte adam tutmak huyunuz, esrarengiz bir şekilde sizi huzursuz etmeye başladıysa.
12- Sizin için çok önemli bir toplantıda, yüzünüzde bir gülümsemeyle hayallere dalıyorsanız.
13- En aptal aşk şarkıları bile size son derece anlamlı geliyorsa.
14- Eski Türk filmleri sizi ağlatmaya başladıysa.
15- Çevrenizdekiler, sizin çok daha anlayışlı ve pozitif biri haline geldiğinizi söylemeye başladılarsa.
16- Daha telefon çalarken, onun aradığını anlıyorsanız.
17- Siz seyahatteyken, hergün çiçeklerinizi sulamak için size uğruyorsa.
18- Size araba kullanmayı öğretirken, sabrını sonuna kadar muhafaza edebiliyorsa.
19- Saçınızın rengini bir ton bile değiştirseniz, loş ışıkta dahi farkı anlıyorsa.
20- Birbirinizin kredi kartı şifresini biliyorsanız.
21- Annenizle sevgi dolu bir ses tonuyla konuşuyorsa.
22- Annesiyle sevgi dolu bir ses tonuyla konuşuyorsanız.
23- Henüz evlenmeden çocuk isimlerinden bahsetmeye başladıysanız.
24- Onsuz tatile çıktınız ve bütün vaktinizi telefon başında onu ne kadar çok özlediğinizi anlatarak geçirdiniz.
25- Canınız işe gitmek istemediğinde sizin için patronunuzu arayıp hasta olduğunuzu söylüyorsa.
26- Siz kilo aldıkça, tombul kadınları sevdiğinden bahsediyorsa.
27- Üzerinde son derece eski moda giysiler olsa bile, onunla en yakın arkadaşlarınızın uğrak mekanı olan bara gitmekten rahatsız olmuyorsanız.
28- Size durup dururken çiçek alıyorsa.
29- Size hala oyuncak ayılar ve tüylü köpekler alıyorsa.
30- Ne kadar saklamaya çalışsanız da, bugün sizin için kötü giden birşeyler olduğunu farkediyorsa.
31- Yorgun olduğunda bile size seve seve masaj yapıyorsa.
32- Onun yüzünden eğitiminizi yarım bırakmanın veya kariyerinize zarar verecek bir adım atmanın “fedakarlık” olduğunun farkındaysa.
33- Başınız sıkıştığında ilk aklınıza gelen onun koruyucu omuzlarına ihtiyacınız olduğuysa.
34- Sizin için yemek, temizlik hatta ütü yapıyorsa.
35- Arkadaşlarınızla vakit geçirmeniz ve onun dışında da bir hayatınız olması konusunda sizi>destekliyorsa.
36- Özel günleri asla unutmuyor ve ufakta olsa mutlaka bir hediye alıyorsa.
37- Sizin için ağlamaktan utanmıyor hatta bunun için gurur duyuyorsa.
38- Çok paraya ihtiyacınız olduğu bir dönemde hiç düşünmeden bilgisayarını satabilecek kadar düşünceliyse.
39- Bir sorunu olduğunda ima yoluna gitmek yerine açık açık konuşmayı tercih ediyorsa.
40- Aynı bir şarj makinesi gibi enerjinizi tazeliyorsa.
41- Gecenin bir yarısı, sadece sizi sevdiğini söylemek için telefon ediyorsa.
42- Nasıl olsa birlikte yaşıyorsunuz diye kendini boşvermiyorsa. İlişkinizi taze tutmak için çaba sarfediyorsa. Mesela en sevdiğiniz restoranda rezervasyon yaptırıp size sürpriz ve romantik bir gece hazırlıyorsa.
43- Size ayak uydurmak için tenis dersleri alıyorsa.
44- Birlikte dans dersleri almayı teklif ediyorsa.
45- Gece kulüplerinde piyasa yapmaktansa, sizinle evde video seyretmeyi tercih ediyorsa.
46- Pijamalı halinizi gece kulüplerindeki çarpıcı kadınlara tercih ediyorsa.
47- Kendisi acılı sevdiği halde, sizin için yemeği acısız ısmarlıyorsa.
48- Sizin için dünyanın öbür ucuna giderse.
49- Size gözü gibi bakıyorsa ve gözleri 6 numara bozuk değilse.
50- Size hergün “Sevgililer Günü”yse.
1- “Seni seviyorum” demeye doymuyorsanız.
2- En bakımsız halinizi bile görmesine aldırmıyorsanız.
3- En bakımsız halinize bile bayılıyorsa.
4- En sarhoş olduğu zamanlarda bile, asla size eski sevgilisinin adıyla hitap etmiyorsa.
5- Eski sevgilinizi gördüğünüzde içiniz kıpır kıpır olmuyorsa.
6- İş seyahatine çıktığında ondan haber alamadığınızda, sinirlenmek yerine, başına birşey gelmesinden endişe ediyorsanız.
7- Gazetenin 3. sayfasını okurken gördüğünüz kötü haberler sizi çok etkiliyorsa ve “ya o da böyle bir kaza geçirirse” diye düşünüp telaşa kapılıyorsanız.
8- Başınız çok ağrıdığında, uyumanıza yardım etmek için, bütün gece size Sindrella’yı ve Robin Hood’u anlatıyorsa
9- Birlikte tatlı yaparken çok eğleniyorsanız.
10- Alışverişten sonra sizinle ilgileniyorsa. Ama sadece kredi kartı borcunuzu öğrenmek için değil, aldığınız şeyleri görmek için.
11- Yedekte adam tutmak huyunuz, esrarengiz bir şekilde sizi huzursuz etmeye başladıysa.
12- Sizin için çok önemli bir toplantıda, yüzünüzde bir gülümsemeyle hayallere dalıyorsanız.
13- En aptal aşk şarkıları bile size son derece anlamlı geliyorsa.
14- Eski Türk filmleri sizi ağlatmaya başladıysa.
15- Çevrenizdekiler, sizin çok daha anlayışlı ve pozitif biri haline geldiğinizi söylemeye başladılarsa.
16- Daha telefon çalarken, onun aradığını anlıyorsanız.
17- Siz seyahatteyken, hergün çiçeklerinizi sulamak için size uğruyorsa.
18- Size araba kullanmayı öğretirken, sabrını sonuna kadar muhafaza edebiliyorsa.
19- Saçınızın rengini bir ton bile değiştirseniz, loş ışıkta dahi farkı anlıyorsa.
20- Birbirinizin kredi kartı şifresini biliyorsanız.
21- Annenizle sevgi dolu bir ses tonuyla konuşuyorsa.
22- Annesiyle sevgi dolu bir ses tonuyla konuşuyorsanız.
23- Henüz evlenmeden çocuk isimlerinden bahsetmeye başladıysanız.
24- Onsuz tatile çıktınız ve bütün vaktinizi telefon başında onu ne kadar çok özlediğinizi anlatarak geçirdiniz.
25- Canınız işe gitmek istemediğinde sizin için patronunuzu arayıp hasta olduğunuzu söylüyorsa.
26- Siz kilo aldıkça, tombul kadınları sevdiğinden bahsediyorsa.
27- Üzerinde son derece eski moda giysiler olsa bile, onunla en yakın arkadaşlarınızın uğrak mekanı olan bara gitmekten rahatsız olmuyorsanız.
28- Size durup dururken çiçek alıyorsa.
29- Size hala oyuncak ayılar ve tüylü köpekler alıyorsa.
30- Ne kadar saklamaya çalışsanız da, bugün sizin için kötü giden birşeyler olduğunu farkediyorsa.
31- Yorgun olduğunda bile size seve seve masaj yapıyorsa.
32- Onun yüzünden eğitiminizi yarım bırakmanın veya kariyerinize zarar verecek bir adım atmanın “fedakarlık” olduğunun farkındaysa.
33- Başınız sıkıştığında ilk aklınıza gelen onun koruyucu omuzlarına ihtiyacınız olduğuysa.
34- Sizin için yemek, temizlik hatta ütü yapıyorsa.
35- Arkadaşlarınızla vakit geçirmeniz ve onun dışında da bir hayatınız olması konusunda sizi>destekliyorsa.
36- Özel günleri asla unutmuyor ve ufakta olsa mutlaka bir hediye alıyorsa.
37- Sizin için ağlamaktan utanmıyor hatta bunun için gurur duyuyorsa.
38- Çok paraya ihtiyacınız olduğu bir dönemde hiç düşünmeden bilgisayarını satabilecek kadar düşünceliyse.
39- Bir sorunu olduğunda ima yoluna gitmek yerine açık açık konuşmayı tercih ediyorsa.
40- Aynı bir şarj makinesi gibi enerjinizi tazeliyorsa.
41- Gecenin bir yarısı, sadece sizi sevdiğini söylemek için telefon ediyorsa.
42- Nasıl olsa birlikte yaşıyorsunuz diye kendini boşvermiyorsa. İlişkinizi taze tutmak için çaba sarfediyorsa. Mesela en sevdiğiniz restoranda rezervasyon yaptırıp size sürpriz ve romantik bir gece hazırlıyorsa.
43- Size ayak uydurmak için tenis dersleri alıyorsa.
44- Birlikte dans dersleri almayı teklif ediyorsa.
45- Gece kulüplerinde piyasa yapmaktansa, sizinle evde video seyretmeyi tercih ediyorsa.
46- Pijamalı halinizi gece kulüplerindeki çarpıcı kadınlara tercih ediyorsa.
47- Kendisi acılı sevdiği halde, sizin için yemeği acısız ısmarlıyorsa.
48- Sizin için dünyanın öbür ucuna giderse.
49- Size gözü gibi bakıyorsa ve gözleri 6 numara bozuk değilse.
50- Size hergün “Sevgililer Günü”yse.
Kadınlar ne ister
Kadınlar ne ister
Kadınlar Romantik Erkek İster
Romantizm, sevgilinizin nasıl göründüğü ya da onu ne kadar takdir ettiğinizi keşfetmek gibi küçük şeyleri fark etmek için zaman ayırmak demektir. Ama hepsinden önemlisi, romantizm, zaman ayırmak ve sevdiğiniz için bir şeyler yapmak demektir. Karakterinizin kişiliğinizin nasıl olduğunun hiç önemi yok, çaba gösterirseniz siz de romantik olabilirsiniz. Pek çok kadın kendisine şiir okuyan erkekleri sever (daha da iyisi yazan) Lirik olması önemli değil duygu ve düşüncelerinizi aktarın yeter, ona küçük bir not bile yazsanız olur.
Kadınlar Kendilerine Acı Çektirmeyecek Bir Erkeğe Sahip Olmak İster
Kadınlar ilişkinin merkezinde kendilerini görmek isterler. Başka insanların ya da bencil bir adamın izlerinin bu merkezde yeri yoktur. Günümüzdeki ilişkilerde tarafların benmerkezci tavırları ile çatışan ilişkinin merkezi ciddi yaralar almaktadır. Kadınların içsel dünyaları her ne kadar özgürlük türküleri de söylense korunma ihtiyacındadır ve bunun için de bir erkeğe ihtiyaçları vardır. Eşinizi ya da sevgilinizi bu noktada yalnız bıraktığınızda zamanla bunun zararını siz yaşarsınız. Bencil hayata zamanla eklenen suçluluk duygusunun faturası onun çocukça kaprislerine boyun eğmenizden dolayı yine size kesilecektir. Bu noktada ki uyarımı dikkate alın zararlı çıkmayacaksınız. Bir diğer konu ise saygı… Eğer bir kadının birlikte olduğu erkeğe duyduğu güven sarsılırsa ilişkiyi öldüren süreç de başlamış demektir. Güvensizlik beraberinde saygı kaybını da getirir. Bu çok zor olabilir ama ona kendinize saygı göstermesi gerektiğini anlatmak yine size düşüyor. Ayrıca sizin de ona saygı göstermeniz gerekiyor.
Kadınlar Takdir Edildiğini Hissetmek İster…
“Sevildiğini hissetmelidir” diyerek başlamadığım için şaşırmış olabilirsiniz. Çoğu erkek “seni seviyorum” der. Ama eşlerini ya da kız arkadaşlarını takdir etmezler. Bir kadının hayatında takdir edilmek büyük önem taşır. Pek çok kadın, “vericidir”, onlar eşlerinin ve çocuklarının hemen her ihtiyacını karşılamaya çalışırlar. Ama vermekten mutluluk duyan kadınlar dahi çabalarının takdir görmesini beklerler.
Şimdi sevgili okurlarım, kız arkadaşınızı ya da karınızı takdir etmek tek başına yeterli değildir, bunu onunla da paylaşmanız yani dile getirmeniz gerekir. Erkek okurlarım şimdi buna karşı çıkacak ve hali hazırda zaten eş ya da kız arkadaşlarının bunu bildiğini söyleyecekler. Bu doğru olabilir ama kelimelere dökülen takdirin yaratacağı mucizeyi yaşamadan bilemezsiniz. Öylese bunu dile getirmeyi deneyin “işleri yola koyuş biçimini çok takdir ediyorum” ya da “böylesine çok çalışmanı takdir ediyorum” diyerek bir yerden başlayabilirsiniz… Unutmayın takdir edilmeyi hepimiz severiz.
Kadınlar Hayatlarındaki Erkekle Derin Duygusal Bir Bağ Paylaşmak İsterler
Neden mi söz ediyorum? Kadınlar hayatlarındaki erkeğin kendilerine duygusal şekilde bağlı olmalarını severler. Duygularınızı ifade etmekten utanmaksızın bunu hissettirmenizi isterler.
Çoğu erkeğin bir kadına açılma süresi uzun zaman alır. Bu belki de konuşmaktan hoşlanmamalarından kaynaklı olabilir. Veya dokunmatik hisler başlığından hoşlanmıyor olabilirler. Ne hissettiklerini sorduğunuzda çoğunlukla yorum yok moduna geçme nedenleri de bundandır. Eğer davranış biçiminiz bu yukarıda yer alan br kaç satırdaki gibiyse o zaman kadınların isteklerine yönelik en önemli noktalardan birini yerine getiremiyorsunuz demektir. Çünkü kadınlar, ne kadar duygusal bir bağ ile kendilerine bağlı olduğunuzu bilmek isterler.
Temeli sağlam ilişkiler, duygusal bağların üzerinde yükselir. Eğer sevgiliniz, eşiniz sizin onu dinlediğinizi, kendi duygularınızı ifade etmek için yollar aradığınızı, kendinizi ona açtığınızı hissederlerse size tümüyle bağlanacaklardır.
Her Kadın Kendini Seksi ve Kadınsı Hissetmek İster
Bu çok mantıklı, ama şaşırtıcı olan çoğu erkeğin sevgililerini nasıl gördükleri ile ilgili cümleler kurması oldukça uzun zaman alır. Sevgilinizi çekici ve kadınsı mı buluyorsunuz? Onu seksi mi buluyorsunuz? O zaman bunu söyleyin! Bir kadını çekici bulduğunuzu dile getirmenin pek çok yaratıcı yolu vardır. Örneğin rutin bir işi yapmaktayken (akşam yemeği hazırlamak gibi) ona sevgi dolu bir bakış atın. Size bir soru sorduğunda ona gülümseyin. Kalabalık bir odanın ortasında ona göz kırpın. Bunların yanı sıra nasıl hissettiğinizi ona doğrudan da söyleyebilirsiniz. Örneğin birlikte katıldığınız kalabalık bir organizasyonda kulağına eğilerek, oranın en güzel kadının kendisi olduğunu söyleyebilirsiniz. Kadınlar, erkeklerin aksine fazlası ile sözel yaradılıştadırlar. Sevgili ya da eşlerinin kendileriyle seksi bir şekilde konuşmalarını severler. Ona, kendisinde hoşunuza giden seksi konulardan söz edin. Bunu umulmadık bir alanda kulağına fısıldamanız hoşuna gidecektir. (sinemada ya da kalabalık bir asansörde…) Kelimeler bir kadına çok seksi gelebilir. Açıklayıcı ve kışkırtıcı olun. Örneğin; saçlarının güneşteki parıltısını seviyorum… bu siyah elbisenin seni ne kadar güzel gösterdiğini biliyor musun? ama içindeki sen olmasaydın o elbise hiçbir şey ifade etmezdi… gibi cümleler kurmaya özen gösterin.
İnanmadığınız ya da hissetmediğiniz bir şeyi sakın söylemeyin. Kadınlar yalanı çok çabuk fark ederler. Ona, içinizden gelmediği halde sadece duymak istediği şeyleri söylemeyi seçerseniz bu ilişkinize zarar verecektir. Dikkatli olun!
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/kadin/kadinlar-ne-ister
Kadınlar Romantik Erkek İster
Romantizm, sevgilinizin nasıl göründüğü ya da onu ne kadar takdir ettiğinizi keşfetmek gibi küçük şeyleri fark etmek için zaman ayırmak demektir. Ama hepsinden önemlisi, romantizm, zaman ayırmak ve sevdiğiniz için bir şeyler yapmak demektir. Karakterinizin kişiliğinizin nasıl olduğunun hiç önemi yok, çaba gösterirseniz siz de romantik olabilirsiniz. Pek çok kadın kendisine şiir okuyan erkekleri sever (daha da iyisi yazan) Lirik olması önemli değil duygu ve düşüncelerinizi aktarın yeter, ona küçük bir not bile yazsanız olur.
Kadınlar Kendilerine Acı Çektirmeyecek Bir Erkeğe Sahip Olmak İster
Kadınlar ilişkinin merkezinde kendilerini görmek isterler. Başka insanların ya da bencil bir adamın izlerinin bu merkezde yeri yoktur. Günümüzdeki ilişkilerde tarafların benmerkezci tavırları ile çatışan ilişkinin merkezi ciddi yaralar almaktadır. Kadınların içsel dünyaları her ne kadar özgürlük türküleri de söylense korunma ihtiyacındadır ve bunun için de bir erkeğe ihtiyaçları vardır. Eşinizi ya da sevgilinizi bu noktada yalnız bıraktığınızda zamanla bunun zararını siz yaşarsınız. Bencil hayata zamanla eklenen suçluluk duygusunun faturası onun çocukça kaprislerine boyun eğmenizden dolayı yine size kesilecektir. Bu noktada ki uyarımı dikkate alın zararlı çıkmayacaksınız. Bir diğer konu ise saygı… Eğer bir kadının birlikte olduğu erkeğe duyduğu güven sarsılırsa ilişkiyi öldüren süreç de başlamış demektir. Güvensizlik beraberinde saygı kaybını da getirir. Bu çok zor olabilir ama ona kendinize saygı göstermesi gerektiğini anlatmak yine size düşüyor. Ayrıca sizin de ona saygı göstermeniz gerekiyor.
Kadınlar Takdir Edildiğini Hissetmek İster…
“Sevildiğini hissetmelidir” diyerek başlamadığım için şaşırmış olabilirsiniz. Çoğu erkek “seni seviyorum” der. Ama eşlerini ya da kız arkadaşlarını takdir etmezler. Bir kadının hayatında takdir edilmek büyük önem taşır. Pek çok kadın, “vericidir”, onlar eşlerinin ve çocuklarının hemen her ihtiyacını karşılamaya çalışırlar. Ama vermekten mutluluk duyan kadınlar dahi çabalarının takdir görmesini beklerler.
Şimdi sevgili okurlarım, kız arkadaşınızı ya da karınızı takdir etmek tek başına yeterli değildir, bunu onunla da paylaşmanız yani dile getirmeniz gerekir. Erkek okurlarım şimdi buna karşı çıkacak ve hali hazırda zaten eş ya da kız arkadaşlarının bunu bildiğini söyleyecekler. Bu doğru olabilir ama kelimelere dökülen takdirin yaratacağı mucizeyi yaşamadan bilemezsiniz. Öylese bunu dile getirmeyi deneyin “işleri yola koyuş biçimini çok takdir ediyorum” ya da “böylesine çok çalışmanı takdir ediyorum” diyerek bir yerden başlayabilirsiniz… Unutmayın takdir edilmeyi hepimiz severiz.
Kadınlar Hayatlarındaki Erkekle Derin Duygusal Bir Bağ Paylaşmak İsterler
Neden mi söz ediyorum? Kadınlar hayatlarındaki erkeğin kendilerine duygusal şekilde bağlı olmalarını severler. Duygularınızı ifade etmekten utanmaksızın bunu hissettirmenizi isterler.
Çoğu erkeğin bir kadına açılma süresi uzun zaman alır. Bu belki de konuşmaktan hoşlanmamalarından kaynaklı olabilir. Veya dokunmatik hisler başlığından hoşlanmıyor olabilirler. Ne hissettiklerini sorduğunuzda çoğunlukla yorum yok moduna geçme nedenleri de bundandır. Eğer davranış biçiminiz bu yukarıda yer alan br kaç satırdaki gibiyse o zaman kadınların isteklerine yönelik en önemli noktalardan birini yerine getiremiyorsunuz demektir. Çünkü kadınlar, ne kadar duygusal bir bağ ile kendilerine bağlı olduğunuzu bilmek isterler.
Temeli sağlam ilişkiler, duygusal bağların üzerinde yükselir. Eğer sevgiliniz, eşiniz sizin onu dinlediğinizi, kendi duygularınızı ifade etmek için yollar aradığınızı, kendinizi ona açtığınızı hissederlerse size tümüyle bağlanacaklardır.
Her Kadın Kendini Seksi ve Kadınsı Hissetmek İster
Bu çok mantıklı, ama şaşırtıcı olan çoğu erkeğin sevgililerini nasıl gördükleri ile ilgili cümleler kurması oldukça uzun zaman alır. Sevgilinizi çekici ve kadınsı mı buluyorsunuz? Onu seksi mi buluyorsunuz? O zaman bunu söyleyin! Bir kadını çekici bulduğunuzu dile getirmenin pek çok yaratıcı yolu vardır. Örneğin rutin bir işi yapmaktayken (akşam yemeği hazırlamak gibi) ona sevgi dolu bir bakış atın. Size bir soru sorduğunda ona gülümseyin. Kalabalık bir odanın ortasında ona göz kırpın. Bunların yanı sıra nasıl hissettiğinizi ona doğrudan da söyleyebilirsiniz. Örneğin birlikte katıldığınız kalabalık bir organizasyonda kulağına eğilerek, oranın en güzel kadının kendisi olduğunu söyleyebilirsiniz. Kadınlar, erkeklerin aksine fazlası ile sözel yaradılıştadırlar. Sevgili ya da eşlerinin kendileriyle seksi bir şekilde konuşmalarını severler. Ona, kendisinde hoşunuza giden seksi konulardan söz edin. Bunu umulmadık bir alanda kulağına fısıldamanız hoşuna gidecektir. (sinemada ya da kalabalık bir asansörde…) Kelimeler bir kadına çok seksi gelebilir. Açıklayıcı ve kışkırtıcı olun. Örneğin; saçlarının güneşteki parıltısını seviyorum… bu siyah elbisenin seni ne kadar güzel gösterdiğini biliyor musun? ama içindeki sen olmasaydın o elbise hiçbir şey ifade etmezdi… gibi cümleler kurmaya özen gösterin.
İnanmadığınız ya da hissetmediğiniz bir şeyi sakın söylemeyin. Kadınlar yalanı çok çabuk fark ederler. Ona, içinizden gelmediği halde sadece duymak istediği şeyleri söylemeyi seçerseniz bu ilişkinize zarar verecektir. Dikkatli olun!
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/kadin/kadinlar-ne-ister
Mutluluk Veren Yiyecekler
Mutluluk Veren Yiyecekler
Çikolata: Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu “seratonin” anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği “penilatilmanın” insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze meyvelerde bulunan “flavonoid” adlı madde bol miktarda vardır. Bu madde kanı sulandırıyor, kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasında ölüm olayı yemeyenlere kıyasla yüzde 30 daha geç gerçekleşiyor.
Dondurma: Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor. 100 gr dondurma ortalama: 135mg kalsiyum 115mg fosfor* 100mg sodyum *160mg potasyum, 25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika’da kişi başına 25 kg., Türkiye’de kişi başına 6 külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,C,D,E vitamini içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.
Muz: Kokusuyla bile mutluluk taşıyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir. Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.
Çilek: C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alır. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır. Yüksek tansiyonu düşürür, damarları temizler. Kansere karşı korur, böbrekte kum ve taş oluşmasını önler.
Üzüm: Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oranında direkt olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.
Portakal: C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Vücuttaki direnci artırır. Grip ve nezle olunduğunda portakal suyu, şeker, şarap karıştırılır üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır.
Çikolata: Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu “seratonin” anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği “penilatilmanın” insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze meyvelerde bulunan “flavonoid” adlı madde bol miktarda vardır. Bu madde kanı sulandırıyor, kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasında ölüm olayı yemeyenlere kıyasla yüzde 30 daha geç gerçekleşiyor.
Dondurma: Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor. 100 gr dondurma ortalama: 135mg kalsiyum 115mg fosfor* 100mg sodyum *160mg potasyum, 25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika’da kişi başına 25 kg., Türkiye’de kişi başına 6 külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,C,D,E vitamini içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.
Muz: Kokusuyla bile mutluluk taşıyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir. Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.
Çilek: C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alır. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır. Yüksek tansiyonu düşürür, damarları temizler. Kansere karşı korur, böbrekte kum ve taş oluşmasını önler.
Üzüm: Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oranında direkt olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.
Portakal: C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Vücuttaki direnci artırır. Grip ve nezle olunduğunda portakal suyu, şeker, şarap karıştırılır üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır.
GEBELİKTE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
GEBELİKTE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Gebelik anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücudunda taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir. Bebeği içinde hissetmek, yavaş yavaş artan ağırlık, değişen fiziksel görünüm, anneye başka bir güzellik katar.
Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve beslenmesi ile doğru orantılıdır.
Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve doğum yaşı hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için lazım olanları seçip alarak, büyür beslenir.
Gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla yemek, dengesiz beslenmek doğru değildir. Ama doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek ise hiç doğru değildir.
İnsan yaşamında beslenmenin çok önemli ve çok özel olduğu devrelerden biri olan gebelik, anneye topluma sağlıklı bireyler kazandırma sorumluluğunu vermiştir. Anne iyi ve doğru beslenmezse ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşabilir. Kendisinde ise kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş kayıpları ve kemik problemleri olabilir.
Gebelikte Doğru ve Yeterli Beslenme
Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken fazladan alacağı protein, enerji, vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.
Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması annenin yaklaşık 10-12 kg alması demektir. Bu artışı sağlayabilmek için ek olarak günlük 20 gr. Protein, 15-20mg. Demir, 500mg. Kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji artışı gereklidir.
Doğru beslenme ve gebelik durumunun özellikleri nedeniyle gereksinmelerin çeşitli yiyecek guruplarından sağlanması gerekir.
Yiyecekler vücudumuzda çeşitli görevler yaparlar. Aynı görevleri yapan yiyeklerden besin gurupları oluşturulmuştur. Gurup seçeneklerinden birini tüketmiyorsanız bir diğerini yiyerek de doğru beslenebilirsiniz.
ET, YUMURTA, KURUBAKLAGİL GRUBU: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.
SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler. Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.
SEBZE VE MEYVELER : Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlarlar.
TAHILLAR: Enerji ve B gurubu vitaminleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye yardımcı olurlar.
YAĞLAR VE ŞEKERLER : Sadece enerji içerirler. Enerji gereksinimine yardımcı olurlar.
Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin guruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.
Gebelikte Dikkat Edilmesi Gereken En Önemli Nokta
Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlamaktır. Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak bu süreçte doğru değildir, kilosunu korumaya çalışmak, ilk üç ayda enerji eklemesi yapmamak, dördüncü aydan sonra enerji kısıtlamasına gitmemek gerekir. Daha yüksek enerjili yiyeceklerden daha fazla almasına engel olarak, gebelik için gerekli besin ögelerini alarak gereksinmelerini karşılamak esastır.
Ergenlik çağında olan, ya da yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken kilonun sağlanması ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanması sağlanmalıdır
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/gebelikte-nelere-dikkat-edilmeli-nedir+gebelikte-nelere-dikkat-edilmeli-hakkinda-bilgi
Gebelik anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücudunda taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir. Bebeği içinde hissetmek, yavaş yavaş artan ağırlık, değişen fiziksel görünüm, anneye başka bir güzellik katar.
Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve beslenmesi ile doğru orantılıdır.
Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve doğum yaşı hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için lazım olanları seçip alarak, büyür beslenir.
Gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla yemek, dengesiz beslenmek doğru değildir. Ama doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek ise hiç doğru değildir.
İnsan yaşamında beslenmenin çok önemli ve çok özel olduğu devrelerden biri olan gebelik, anneye topluma sağlıklı bireyler kazandırma sorumluluğunu vermiştir. Anne iyi ve doğru beslenmezse ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşabilir. Kendisinde ise kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş kayıpları ve kemik problemleri olabilir.
Gebelikte Doğru ve Yeterli Beslenme
Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken fazladan alacağı protein, enerji, vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.
Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması annenin yaklaşık 10-12 kg alması demektir. Bu artışı sağlayabilmek için ek olarak günlük 20 gr. Protein, 15-20mg. Demir, 500mg. Kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji artışı gereklidir.
Doğru beslenme ve gebelik durumunun özellikleri nedeniyle gereksinmelerin çeşitli yiyecek guruplarından sağlanması gerekir.
Yiyecekler vücudumuzda çeşitli görevler yaparlar. Aynı görevleri yapan yiyeklerden besin gurupları oluşturulmuştur. Gurup seçeneklerinden birini tüketmiyorsanız bir diğerini yiyerek de doğru beslenebilirsiniz.
ET, YUMURTA, KURUBAKLAGİL GRUBU: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.
SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler. Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.
SEBZE VE MEYVELER : Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlarlar.
TAHILLAR: Enerji ve B gurubu vitaminleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye yardımcı olurlar.
YAĞLAR VE ŞEKERLER : Sadece enerji içerirler. Enerji gereksinimine yardımcı olurlar.
Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin guruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.
Gebelikte Dikkat Edilmesi Gereken En Önemli Nokta
Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlamaktır. Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak bu süreçte doğru değildir, kilosunu korumaya çalışmak, ilk üç ayda enerji eklemesi yapmamak, dördüncü aydan sonra enerji kısıtlamasına gitmemek gerekir. Daha yüksek enerjili yiyeceklerden daha fazla almasına engel olarak, gebelik için gerekli besin ögelerini alarak gereksinmelerini karşılamak esastır.
Ergenlik çağında olan, ya da yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken kilonun sağlanması ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanması sağlanmalıdır
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/gebelikte-nelere-dikkat-edilmeli-nedir+gebelikte-nelere-dikkat-edilmeli-hakkinda-bilgi
Bana kara diyen dilber (şiir)
Bana kara diyen dilber
Bana kara diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi
Güzel, ben seni isterim
Seni koynumda beslerim
Yüzünü, güzel, göreyim
Zülüfün kara değil mi
Boyun uzun, belin ince
Yanakların olmuş gonca
Salıverirsin kolunca
Beliğin kara değil mi
Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi
Beni kara diye yerme
Mevlâ’m yaratmış, hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir, kara değil mi
Hind’den, Yemen’den çekilir
İner Bağdad’a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi
Göllerde kuğular olur
Göğüs ak, kara benlidir
Mısır’da çok zengin vardır
Kölesi kara değil mi
Pınara konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arab beyinin
Çadırı kara değil mi
İller de konup göçerler
Lâle sünbülü biçerler
Ağalar, beyler içerler
Kahve de kara değil mi
Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sünbül de kara değil mi
Karac’oğlan der, inşallah
Görenler desin maşallah
Kara donlu Beytullah
Örtüsü kara değil mi
Karacaoğlan
Bana kara diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi
Güzel, ben seni isterim
Seni koynumda beslerim
Yüzünü, güzel, göreyim
Zülüfün kara değil mi
Boyun uzun, belin ince
Yanakların olmuş gonca
Salıverirsin kolunca
Beliğin kara değil mi
Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi
Beni kara diye yerme
Mevlâ’m yaratmış, hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir, kara değil mi
Hind’den, Yemen’den çekilir
İner Bağdad’a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi
Göllerde kuğular olur
Göğüs ak, kara benlidir
Mısır’da çok zengin vardır
Kölesi kara değil mi
Pınara konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arab beyinin
Çadırı kara değil mi
İller de konup göçerler
Lâle sünbülü biçerler
Ağalar, beyler içerler
Kahve de kara değil mi
Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sünbül de kara değil mi
Karac’oğlan der, inşallah
Görenler desin maşallah
Kara donlu Beytullah
Örtüsü kara değil mi
Karacaoğlan
Siğil Neden Olur
Siğil Neden Olur
Siğil etkeni, “papavovirüs” adlı bir virüstür. Bu virüs derinin en dış tabakası içindeki hücrelerin içine girip çoğalır. Virüs deriye girdiğinde deri hücrelerinin düzensiz bir biçimde çoğalmasına neden olur ve aslında küçük bir selim tümör olan oluşumu ortaya çıkarır. Bu olay çok ilgi çekicidir, çünkü siğil, insanlarda virüslerle oluştuğu bilinen bu türden tek oluşumdur.
Siğil virüsü bulaşıcıdır; bir kişiden ötekine ya da bedenin bir bölümünden farklı bir bölümüne geçebilir. Ya doğrudan doğruya deri temasıyla ya da dolaylı yoldan, ortak kullanılan bir eşya, sözgelimi havludan bulaşabilir. Derideki bir çatlak, virüsün girişini kolaylaştırır. Eldeki siğiller büyük olasılıkla el ele tutuşmayla, jenital bölgedekiler ise cinsel ilişkiyle geçer. Siğillerin bulaşması ile ortaya çıkması arasındaki süre, haftaları ya da ayları bulur.
Yüzdeki siğillerin ya da ellerdeki siğil kümelerinin görünümü çirkindir. Ancak, dondurulmaları ya da elektrikle yakılmaları, çoğu vakada bir daha yinelememek üzere yok olmalarını sağlar.
Çocuklardaki siğiller genellikle yetişkinlere bulaşmaz. Bunun nedeninin, çocukluklarında siğil geçirmiş kişilerin virüse karşı edinsel bağışıklık kazanmış olduğu düşünülmektedir. Ne var ki, ellerdeki ile jenital bölgedeki siğiller arasında az bir fark vardır ve çocukken ellerinde siğil olanlar, yetişkinliklerinde jenital siğillere karşı bağışık değildir.
Siğillerin görünüşü, oluştukları beden bölgesine göre değişir. Avuç içinde olan siğiller, genellikle tektir; kubbe biçiminde kabarıklık yaparlar ve üstlerinde, siğilin yüzeyine kadife görüntüsü veren yüzlerce küçük çıkıntı bulunur. Renkleri pembe ile kahverengi arasında değişir.
El, yüz ve dizlerde olan siğiller genellikle çok sayıdadır ve bazen düz yüzeyleri vardır. Lif biçiminde (filiform) olan siğil türü ise, ince uzun çıkıntılar oluşturur ve boyun ile yüzde bulunur.
Jenital siğiller, kadınlarda vulvadaki deri kıvrımlarının içinde ya da çevresinde, erkeklerde ise penis başında ya da jenital bölgenin herhangi bir yerinde bulunabilir. Genellikle oldukça fazla büyür ve yayılırlar. Salkım biçiminde ya da yumuşak, karnabahar benzeri oluşumlardır; çirkin görünümlerine karşın fazla rahatsızlık vermezler. Ancak bazen cinsellik ve boşaltım işlevlerini engelleyebilirler. Ayrıca, genellikle daha ciddi ve cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklarla birlikte olduklarından, doktora gösterilmeleri iyi olur.
Siğillerin küçük kılcal damarları vardır, siğilin yüzeyi kesilirse, küçük,kanayan noktalar olarak ya da kılcal damarlardaki kan burada pıhtılaştığı için, siğilin tepesinde siyah benekler olarak görülebilirler. Bu noktaların var olup olmaması, doktorların siğilleri,benzer görünüşlü öteki deri oluşumlarından ayırt etmelerini sağlar.
Siğil Tedavisi Yüzyıllardan beri siğillerin tedavisi için sayısız çare aranmıştır. Büyü, okuyup üfleme, siğilleri bitkilerle ovuşturma gibi birçok yöntem denenmiştir. Siğilleri yok eden büyülü güçleri olduğunu iddia eden kişiler hâlâ vardır. Üstelik bu tedaviler bazen işe yarayabilmektedir. Bu durumun bir açıklaması, siğilin zaten geçmek üzere olmasıdır; ama telkinin de etkili olması olanaklıdır. Buna karşılık, bir doktora gitmek daha olumlu bir yaklaşımdır. Siğiller için çeşitli tedaviler vardır, ama siğil virüsüne karşı özel bir ilaç yoktur. Bu oluşumlar eritici merhemlerle, dondurularak ya da elektrikle yakılarak tedavi edilebilir ve bu işlemlerin hepsi bir doktor tarafından uygulanır.
Sık görülen, el ve dizlerdeki çocukluk çağı siğilleri, ya kendi kendine yok olmaya bırakılır ya da mikrop öldürücü asitli losyonlarla tedavi edilir. Bu tür ilaçların günde iki kez uygulanması, siğilin iki ya da üç ayda yok olmasını sağlar.
Yetişkinlerde el ve yüzde ortaya çıkan rahatsız edici siğiller, bazen sıvı nitrojenle ya da karbondioksit karıyla dondurularak tedavi edilir. Bu girişim biraz agrı yapabilir, ama çok etkilidir ve önemli bir iz bırakmaz. Siğilin elektrikle yakılmasının iz bırakma olasılığı daha çoktur; ayrıca genellikle siğil yeniden çıkabildiğinden bu yöntem daha az kullanılır.
Jenital siğiller neden oluşur
Jenital siğiller özel bir doku eriticiyle tedavi edilir. Bu, doktor ya da hemşire tarafından uygulanmalıdır; dikkatsizce uygulanması, ağrıya ve sağlam derinin zarar görmesine neden olur. Ayrıca, 4 saat sonra ilaç yıkanarak deriden uzaklaştırılmalıdır.
Bu ilaç gebelik sırasında jenital siğillerin tedavisi için asla kullanılmamalıdır. Deriden soğurulup dölüte zarar verebilir.
Bazen de siğilin yok olmasına ya da tedavi edilmiş olmasına karşılık, siğil virüsü deride “uykuda” kalır ve birkaç hafta ya da ay sonra yeniden etkinlik göstermeye başlar.
Jenital siğiller, kadınlarda vulvadaki deri kıvrımlarının içinde ya da çevresinde, erkeklerde ise penis başında ya da jenital bölgenin herhangi bir yerinde bulunabilir. Genellikle oldukça fazla büyür ve yayılırlar. Salkım biçiminde ya da yumuşak, karnabahar benzeri oluşumlardır; çirkin görünümlerine karşın fazla rahatsızlık vermezler. Ancak bazen cinsellik ve boşaltım işlevlerini engelleyebilirler. Ayrıca, genellikle daha ciddi ve cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklarla birlikte olduklarından, doktora gösterilmeleri iyi olur.
Siğiller nasıl oluşur
Siğiller selim doku oluşumlarıdır. Mikroskopta incelendiğinde üstderi hücrelerinin, özellikle de keratinli tabakanın artmış olduğu görülür. Ayrıca hücrelerde virüse bağlı olarak ortaya çıkmış bazı değişikliklere de rastlanır. Eğer herhangi bir nedenle başka türden bir oluşumdan ayırt edilmeleri gerekirse (bu çok seyrek olur) basit bir işlemle alınıp patolojik değerlendirme yoluna gidilebilir. Mikroskobik görüntü, kolayca tanı konmasını sağlar.
Siğil koparmakla veya yolmakla geçer mi
Ancak, siğillere bir doktor gözetiminde girişimde bulunulması gerekliliği akıldan çıkarılmamalıdır. Siğilin tırnakla kazınması ya da kopartılmaya çalışılması yanlızca kanamasına ya da yayılmasına neden olur
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/sigil-neden-olur-nasil-gecer-nedir+sigil-neden-olur-nasil-gecer-hakkinda-bilgi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)